Ortağa yapılan ödemelerin borç olduğunu ispat yükü şirkettedir
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/4007 E. 2024/5922 K. · · İlk derece: İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
Şirketin, ortağına (aynı zamanda çalışanı ve bir dönem yönetim kurulu üyesi olan kişiye) yıllar boyunca yaptığı ödemelerin hizmet, ortaklık veya temsil ilişkisinden doğan alacaklar dışında borç olarak verildiğini ispat yükü şirkettedir; uzun süre boyunca çekincesiz ödeme yapılıp sonradan bunların borç olduğunun ileri sürülmesi hayatın olağan akışına uygun olmadığından, mahkemece defter kaydına dayalı toplu (torba) hesapla yetinilmeyip alacaklıya ödemelerin somut olarak borç verildiğine ilişkin delillerini sunması için süre verilmeli, aksi hâlde talep reddedilmelidir. Şirket ile ortağı arasındaki bu tür uyuşmazlıklar ticari hükümlere tabidir ve ortağın aynı zamanda sigortalı çalışan olması sonucu değiştirmez; alacak beş yıllık zamanaşımına tabi olup süre icra takibiyle kesilir; alacak likit değilse icra inkâr tazminatına hükmedilemez.
Ele alınan sorunlar
Şirketin ortağına yaptığı ödemelerin borç olarak verildiğinin ispatı → kabul
İddia: Davalı, kendisine yapılan ödemelerin hizmetinin karşılığı olduğunu, ödeme makbuzlarında borç ibaresi bulunmadığını, ortaklardan alacaklar hesabının torba hesap biçiminde tutulduğunu, tüm ödemelerin külliyen borç kabul edilerek hesap yapılmasının hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: Bilirkişi raporlarında, hukukçu bilirkişi görüşünün aksine davalıya yapılan ödemelerin şirkete sunduğu hizmetin karşılığı sayılamayacağı belirtilmiş, son ek raporda hukukçu bilirkişinin görüşüne katılındığı ifade edilmesine rağmen mahkemece ilk rapordaki beş yıllık torba hesaba itibar edilmiştir. Oysa hizmet akdinden, ortaklık ilişkisinden ya da temsil yetkisinden kaynaklanan alacakları dışında davalıya borç ödemesi yapıldığını ispat yükü davacı şirket üzerindedir. Yirmi yıl boyunca ödeme yapılıp bilahare bunların borç olarak verildiği iddiası hayatın olağan akışına uygun değildir. Bu durumda davacıya, son beş yıldaki ödemelerin davalıya somut olarak borç verildiğine ilişkin varsa delillerini sunması için süre verilmesi, delillerin buna göre değerlendirilmesi, aksi takdirde talebin reddedilmesi gerekir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Şirket ile ortağı arasındaki uyuşmazlıkta görev → ret
İddia: Davalı, ödemelerin ortaklıkla ilgisi bulunmayıp hizmet akdine dayandığını, bu nedenle davanın asliye ticaret mahkemesinde görülemeyeceğini, görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: Davalı, şirkete ortak olduğu ve yaklaşık yedi yıl yönetim kurulu üyesi sıfatını taşıdığı dönem içerisinde kendisine yapılan ödemelerin tahsili istendiğinden, davacı anonim şirket ile ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan davalı arasındaki uyuşmazlığın 6102 sayılı Kanun hükümleri gereğince çözümlenmesi gerekir; davalının aynı zamanda sigortalı çalışan olması bu sonucu değiştirmez. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Şirket ile ortağı arasındaki alacakta zamanaşımı süresi ve kesilmesi → ret
İddia: Davacı, ortaklık ilişkisi devam ettiği sürece zamanaşımının işlemeyeceğini, hesap kat edilmeden zamanaşımının söz konusu olamayacağını, muacceliyetin ortaklıktan ayrılma tarihinde gerçekleştiğini; davalı ise ortada ödünç sözleşmesi bulunmadığından sebepsiz zenginleşmeye dayanılabileceğini ve iki yıllık zamanaşımının uygulanması gerektiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: 6098 sayılı Kanun'un 147 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki alacaklar ile bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri ve denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar beş yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre 6098 sayılı Kanun'un 154 üncü maddesi gereğince icra takip tarihi itibarıyla kesilmiş olup, bu tarihten geriye doğru beş yıllık döneme ait alacak talep edilebilir; ortaklık ilişkisinin devam etmesi zamanaşımını durduran veya kesen bir sebep değildir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Hükmedilen alacağa uygulanacak faiz türü → ret
İddia: Davalı, şirketin ortağına borç vermesinin ticari işletmenin konusu ve işleyişiyle ilgisi bulunmadığını, bu nedenle ticari faiz (avans faizi) işletilemeyeceğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Uyuşmazlık şirket ile ortağı arasındaki alacağa dayandığından ticari iş niteliğindedir; bu nedenle hükmedilen alacağa avans faizi işletilmesinde hukuka aykırılık yoktur. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
İcra inkâr tazminatı koşulları → ret
İddia: Davacı, davalının cari hesabı bilmesine rağmen takibe kötü niyetle itiraz ettiğini ileri sürerek icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Gerekçe: Takip konusu alacak likit olmayıp miktarının tespiti yargılamayı gerektirdiğinden icra inkâr tazminatı koşulları oluşmamıştır. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Emsal değeri
Şirketin ortağına yaptığı ödemelerin borç olarak verildiğini ispat yükünün şirkette olduğu ve uzun süreli çekincesiz ödemelerin sonradan borç sayılamayacağı yönünden bozma sebebi oluşturan bağlayıcı Yargıtay içtihadıdır; ayrıca şirket-ortak alacaklarında beş yıllık zamanaşımının uygulanacağı yönünden de emsal değer taşır.
Usul tespitleri
- Görevli mahkeme
- Anonim şirket ile ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan kişi arasındaki, şirketçe bu kişiye yapılan ödemelerin tahsiline ilişkin uyuşmazlık 6102 sayılı Kanun hükümlerine göre çözümlenir; ilgilinin aynı zamanda şirketin sigortalı çalışanı olması bu sonucu ve buna bağlı görevi değiştirmez.
- Zamanaşımı
- Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki alacaklar ile ortaklığın müdürleri, temsilcileri ve denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar, 6098 sayılı Kanun'un 147 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir; süre icra takibiyle kesilir ve takip tarihinden geriye doğru beş yıllık döneme ait alacak istenebilir.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
itirazın iptali↗ ortaklar cari hesabı↗ ispat yükü↗ zamanaşımı↗ zamanaşımının kesilmesi↗ ticari iş↗ avans faizi↗ icra inkâr tazminatı↗ likit alacak↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/599 E. 2017/690 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:huzur hakkı
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, asıl ve birleşen davanın reddine dair verilen kararın asıl davada davacılar, birleşen davada davalılar vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce «huzur hakkı» yönünden bozulmuştur.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/4007 E. , 2024/5922 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/882 Esas, 2023/716 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2017/286 E., 2020/165 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının müvekkili şirketin eski ortağı olduğunu, davalının şirketin ortağı olduğu döneme ait 672.035,72 TL avans/cari hesap bakiyesi borcunun bulunduğunu, 29.09.2016 tarihli ihtarname keşide edilmesine borcun ödenmemesi üzerine başlatılan icra takibine itirazl edildiğini ileri sürerek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde, dava dilekçesinde davanın hukuki sebebinin açıklanmadığını, zamanaşımının gerçekleştiğini, müvekkilinin 1995-2015 tarihleri arasında davacı şirket bünyesinde çalıştığını, 2005-2015 yılları arasında sigortalı çalıştığını, ancak yasal zorunluluk nedeniyle davacının şirket hissesinin bir kısmını evrak üzerinde davalıya devrettiğini, davalının iş akdinin 06.01.2015 tarihinde sona erdiğini, müvekkilinin kağıt üzerinde gözüken hisselerini bedelsiz olarak davacıya iade ettiğini, hiçbir zaman gerçek manada şirket ortaklığı kurulmadığını, davacının yaptığı tüm ödemelerin hizmet akdi kapsamında ücret, ücret benzerleri ve masraf kalemlerine vs. ilişkin olduğunu, davacının sunduğu muavin defter kayıtlarından ödemelerin mahsuben yapıldığının belli olduğunu, davalının 2014 yılına kadar şirketin SPK ve BDDK nezdindeki bağımsız denetim faaliyetlerinin neredeyse tamamında sorumlu ortak olarak görev yaptığını, bu nedenle fazla mesai yapıp bu ücrete hak kazandığını, davacı tarafın iddiası olan cari hesap sözleşmesinin mevzuat gereği yazılı yapılması gerektiğini, davacı şirket tarafından işçisine yapılan ödememden dolayı reeskont faizi talep edilemeyeceği gibi faiz başlangıç tarihinin hatalı olduğunu, müvekkili hisselerini bedelsiz devrettiğinden müvekkilinin kıdem, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık ücretli izin, yasal işçilik alacaklarının da davacı taraftan takas mahsup yoluyla tahsili gerektiğini savunarak davanın reddine ve kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; davalının hem şirket ortağı hem de şirket çalışanı olduğu, mahiyeti gereği mali müşavirlik şirketlerinde olan uygulama gibi davalının şirketten hem bir ücret (maaş, huzur hakkı gibi) hem de kârdan pay aldığı, ancak bunun dışında ikramiye, prim ve başka adlar altında herhangi bir ödemenin yapılmadığı, 131 No’lu Ortaklar Cari Hesabının, işletmenin esas faaliyet konusu dışındaki işlemleri dolayısı ile (ödünç verme ve benzer nedenlerle ortaya çıkan) ortaklarından alacaklı bulunduğu tutarların izlendiği hesap olduğu, davacı şirket tarafından davalıya yapılan huzur hakkı, kâr payı, ikramiye ödemesi, kredi kartı ödemesi, eğitim ödemesi vb.
gibi ödemeler yukarıda açıklanan işletmenin esas faaliyeti konusu dışındaki ödemeleri kapsadığından, bu tür ödemelerin 131 no.lu “Ortaklardan Alacaklar” hesabında tutulmasının doğru olduğu, bu tür borçlanmaların, ortaklık ilişkisine dayalı borçlanmalar olduğu, şirketin esas faaliyetleriyle ilgisi olmayan ve daha ziyade şahsi borçlanmaları kapsayan borçlanmaları kapsadığı, bu nedenle bu hesabın işleyiş mantığına göre, bu hesaptan ödenen paraların davacı şirkete geri ödenmesi gerektiği, şirkete verilen hizmetlerin karşılığı olarak kabul edilmeyeceği, işbu davada uygulanacak zamanaşımı süresinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 147 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca beş yıl olduğu, taraflar arasındaki ilişkinin devam etmesinin, 154 üncü madde kapsamında zamanaşımını kesen sebepler arasında sayılmadığı, somut olayda zamanaşımının icra takibi ile kesildiği, davalının, davacı şirketten takas-mahsup edebileceği bir alacağı bulunmadığı, davacının alacağı için isteyebileceği faiz türünün 3095 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinde belirtilen şekilde ticari işlerde uygulanacak temerrüt faizi olan avans faizi olduğu, alacak likid olmayıp, alacak miktarı yargılama sonucunda belirlendiğinden davacının icra inkâr tazminatı talebinin reddi gerektiği, taraflar arasında hukuki ilişki olduğunun her iki tarafın kabulünde olup, davacının sadece davaya konu borcun bir kısmının varlığını ispatlayamadığı, alacağın bir kısmına ilişkin talebinin zamanaşımı def'i nedeniyle reddedildiği, bu nedenle davalının, davacının icra takibini yaparken veya dava açarken reddedilen kısımla ilgili davacı-alacaklının kötü niyetli olduğunu ispatlayamadı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne davalı borçlunun İstanbul Anadolu 13.
İcra Dairesinin 2016/27800 sayılı icra dosyası üzerinden yapılan itirazın kısmen iptali ile, takibin 187.757,58 TL asıl alacak ve 2.538,59 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 190.296,17 TL alacak ile işleyecek faiz yönünden 187.757,58 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren tahsil tarihine kadar işleyecek 3095 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre avans esasına göre hesaplanan temerrüt faizi uygulanmak suretiyle devamına, fazlaya ilişkin 484.278,14 TL asıl alacak isteminin zamanaşımı nedeniyle reddine, 11.960,81 TL işlemiş faiz isteminin reddine, alacak likid olmadığından davacının inkar tazminatı isteminin reddine, alacaklının takibi başlatmada haksız ve kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından davalı yararına ayrıca tazminat takdirine yer olmadığına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ortaklık ilişkisinin devamı süresince zamanaşımının işlemeyeceğini, cari hesap kat edilmeden zamanaşımının söz konusu olmayacağını, muacceliyetin davalının ortaklıktan ayrıldığı 02.09.2016 tarihinde gerçekleştiğini, mahkemece alacağın kısmen zamanaşımına uğradığı değerlendirmesinin hatalı olduğunu, 20 yıllık ortaklık ilişkisinde borç bakiyesine ses çıkarmayan davalının şimdi zamanaşımı savunmasında bulunmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, davalının cari hesabı bilmesine rağmen takibe kötü niyetli olarak itiraz ettiğini, bu nedenle kötü niyet tazminatına hükmedilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkiline yapılan ödemelerin hizmet karşılığı olduğunu, 20 yıllık ilişki süresince yapılan ödemelerin iadesinin istenilmediğini, bu konuda müvekkiline bir uyarı yapılmadığı gibi alacaklarından da bir kesinti yapılmadığını, bu durumun müvekkilinde ödemelerin hizmetinin karşılığı olduğu inancını oluşturduğunu, ödeme makbuzlarında ödemelerin borç olduğuna dair bir ibare bulunmadığını, verilen parayı 20 yıldır istemeyen davacının, ödemelerin borç olarak yapıldığını ispatlaması gerektiğini, alacak kalemlerinden seyahat, konaklama, araç yakıt ve otopark kalemlerinin verilen hizmetin masrafı olduğunu, ödemelerin ortaklıkla ilgisinin bulunmayıp hizmet akdine dayalı olduğunu, bu nedenle davanın asliye ticaret mahkemesinde görülmesinin mümkün olmadığını, görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğunu, ortada bir ödünç sözleşmesi bulunmadığından ancak sebepsiz zenginleşmeye dayanılabileceğini, bunun kabulü halinde ise davanın 2 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, cari hesaptaki ödemelerin iş masrafı, hangilerinin ücrete ilişkin masraf olduğu araştırılmaksızın tüm ödemelerin borç olarak verildiği kabul edilerek hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, davacının cari hesabının davada delil niteliği taşımadığını, taraflar arasında cari hesap sözleşmesi bulunmamasına rağmen davacının takipte cari hesap bakiyesine dayandığını, bu durumda davacının taraflar arasında bir cari hesap sözleşmesi bulunduğunu ispatlaması gerektiğini, bu durumda muaccel bir alacaktan söz edilemeyeceğini, şirket ortağına borç verilmesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda (6102 sayılı Kanun) düzenlenmiş bir husus olmadığından alacağa ticari faiz işletilmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin takas mahsup talebinin dikkate alınmadığını, davacının takipte kötü niyetli olması nedeniyle davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının, davacı şirkete 25.10.1996 tarihinde ortak olduğu ve ortaklık ilişkisinin tüm hisselerini devrettiği 02.09.2016 tarihine kadar sürdüğü, davalının aynı zamanda 10.11.2005-31.01.2014 ile 05.02.2014-06.10.2015 tarihleri arasında davacı şirketin sigortalı çalışanı olup, 27.06.1997-26.04.2004 tarihleri arasında davacı şirketin yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı, davalının şirket ortağı olduğu ve yaklaşık 7 yıl süreyle yönetim kurulu üyesi sıfatını taşıdığı dönem içerisinde davacı şirket tarafından kendisine yapılan ödemelerin tahsili talep edilmiş olmakla, davacı anonim şirket ile ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan davalı ortağı arasındaki uyuşmazlığın, 6102 sayılı Kanun hükümleri gereği çözümlenmesi gerektiği, davalının aynı zamanda sigortalı çalışan olmasının bu sonucu değiştirmeyeceği, davalı vekilinin göreve ilişkin istinaf itirazının yerinde olmadığı, 6098 sayılı Kanun'un 147 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki;
bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacakların beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, beş yıllık zamanaşımı süresinin 6098 sayılı Kanun'un 154 üncü maddesi gereği icra takip tarihi olan 17.11.2016 tarihi itibariyle kesildiği, bu tarihten geriye doğru beş yıllık döneme ait alacağın talep edilebileceği, bu nedenle taraf vekillerinin zamanaşımına yönelik istinaf nedenlerinin yerinde görülmediği, davacı şirket tarafından, davalının ortak olduğu döneme ilişkin olarak 01.01.2002 tarihinden itibaren 31.12.2015 tarihine kadar 14 yıl boyunca otel ve konaklama, benzin, otopark, uçak bileti gibi adlar altında yapılan ödemeler ile aidat, okul taksiti, kredi kartı gibi kişisel harcama niteliğindeki ödemelerin davalıya borç olarak yapıldığı iddia edilerek, bu tutarların tahsilinin talep edildiği, davalıya yapılan bu ödemelerin, davacı şirketin "ortaklardan alacaklar" hesabına kaydedildiği, davalının ortaklıktan ayrılmasıyla birlikte diğer çeşitli alacaklar hesabına aktarıldığı, Mahkemece, davacı şirketin ticari defterleri üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesinde, davalıya yapılan bu ödemelerin büyük kısmının davalının kişisel ihtiyaçları ile masrafları ve ödemelerinin şirket tarafından yapılmasından oluştuğunun tespit edildiği, davalıya bu dönemde ayrıca sigortalı çalışması karşılığında hak ettiği ücret ile yönetim kurulu üyesi olduğu dönemde huzur hakkı ödemesinin de yapıldığı, bu nedenle davalının hak ettiği ücret ile huzur hakkı dışında ilave olarak yapılan dava konusu ödemelerin, davalıya borç olarak verildiğinin sabit olduğu, davalı tarafça bir kısım ödemelerin şirketin işleriyle ilgili yapılan masraflara ilişkin olduğu ileri sürülmüşse de bu hususun kanıtlanamadığı, bu nedenle mahkemece takip tarihinden geriye doğru beş yıllık döneme ait alacağa hükmedilmesinin isabetli olduğu, davacının 29.09.2016 tarihli ihtarnamesi ile davalının 01.10.2016 tarihinde temerrüde düştüğü, uyuşmazlık şirket ile ortağı arasındaki alacağa dayandığından ticari iş niteliğinde bulunmakla, hükmedilen alacağa avans faizi işletilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, takip konusu alacak likit olmayıp miktarının tespitinin yargılamayı gerektirmesi nedeniyle, icra inkar tazminatı koşulları oluşmadığından, davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmemesinin de yerinde olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; 6098 sayılı Kanun'un 147 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca zamanaşımı 5 yıl olarak ele alınmışsa da ortağın ortaklık ilişkisi devam ettiği sürece zamanaşımının işlemeyeceğine dair Yargıtay kararlarının dikkate alınmadığını, hesap kat edilmeden zamanaşımının söz konusu olamayacağını, davalının ortaklıktan ayrıldığı tarih olan 02.09.2016'da muacceliyetin gerçekleştiğini ve buna göre takip başlatıldığını, yaklaşık 20 yıl süren ortaklık ilişkisinde ortaklar cari hesabındaki borç bakiyesine itiraz etmeyen davalının şimdi zamanaşımı ileri sürmesinin dürüstlük ve iyiniyet kurallarına aykırı olduğunu, icra inkar tazminatına hükmedilmemesinin doğru olmadığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ödeme makbuzlarında borç ibaresine yer verilmediğini, ortaklardan alacaklar Hesabının torba hesap şeklinde tutulduğunun bilirkişi raporu ile de sabit olduğunu, müvekkiline yapılan tüm ödemelerin külliyen borç olarak kabul edilip hesap yapıldığını, müvekkili tacir olmadığından, davacı tarafından tek taraflı tutulan şirket defterlerinin delil olarak kabul edilemeyeceğini, icra takibinde cari hesap bakiyesine dayanıldığını ancak taraflar arasında geçerli bir cari hesap sözleşmesinin olmadığını, Yeminli Mali Müşavirlik şirketinin ortağına borç vermesinin ticari işletmenin konusu ve işleyişi ile alakası olmadığından temerrüt faizine hükmedilemeyeceğini, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davacı şirket tarafından ortağı, çalışanı ve bir dönem yönetim kurulu üyesi olan davalıya borç olarak verildiği iddia edilen paranın tahsili amacıyla başlatılan takibe yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.
3.6098 sayılı Kanun'un 154, 147 nci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davalı, davacı şirketin bir dönem çalışanı, bir dönem de ortağıdır. Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında, hukukçu bilirkişi görüşünün aksine davalıya yapılan ödemelerin davalının şirkete sunduğu hizmetin karşılığı olarak değerlendirilemeyeceği görüşlerine yer verilmiş olup, son bilirkişi ek raporunun 5. maddesinde hukukçu bilirkişinin görüşüne katılındığı belirtilmesine rağmen Mahkemece ilk rapordaki 5 yıllık torba hesaba itibar edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, ister hizmet akdi ister ortaklık ilişkisi ya da temsil yetkisinden kaynaklanan alacakları dışında davalıya borç ödemesi yapıldığını ispat yükü davacı şirket üzerindedir. 20 yıl boyunca davalıya ödeme yapılarak bilahare bunların borç olarak verildiği iddiası hayatın olağan akışına uygun bir iddia değildir. Bu durumda, açıkça son 5 yıldaki ödemelerin davalıya somut olarak borç verildiğine ilişkin davacıya varsa delilleri sunması için süre verilmesi, buna göre delillerin değerledirilmesi, aksi takdirde talebin reddedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, hükmün davalı yararına bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Davalı vekilinin temyiz itirazının kabulüne; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalıya iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
03.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1080265100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz