6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Yurt dışı haksız fiilde MÖHUK 34 uyarınca yabancı hukukun uygulanması ve zamanaşımı

İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi · 2022/578 E. 2024/1592 K. ·

Kesin

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
MÖHUK 34 yabancı hukukun uygulanması iflas tablosu apostil zamanaşımı husumet itirazın iptali haksız fiil milletlerarası yetki yargı hakkı bilirkişi raporu temerrüt faizi

Gerekçe özeti

Yabancılık unsuru taşıyan bir haksız fiilden kaynaklanan alacak davasında, MÖHUK 34 uyarınca haksız fiilin işlendiği yer, zararın meydana geldiği yer ve borcun daha sıkı ilişkili olduğu ülke yabancı ülke ise, o ülkenin haksız fiile ilişkin maddi hukuku (zamanaşımı, faiz oranı dahil) uygulanır. Alacağın yabancı bir mahkemenin kesinleşmiş, apostil şerhli iflas tablosuna kayıtlı olması halinde bu belge, itirazın kesin iptali davasında HMK 224 uyarınca resmi belge sayılarak alacağı ispata yeterlidir; borcun ödendiğine ilişkin karşı delil sunulmadıkça alacak sabit kabul edilir. Şirket adına para toplayıp bu parayı vadedilen amaç dışında kullanan gerçek kişi, haksız fiili bizzat işlediğinden husumet kendisine yöneltilir; dava dışı şirkete husumet düşürülemez. Ceza yargılamasının sonucu, haksız fiilin hukuki sorumluluğu bakımından bekletici mesele yapılmaz. Haksız fiilden kaynaklanan alacaklarda, uygulanacak yabancı hukuk zarar görenin ayrıca temerrüde düşürülmesini şart koşmuyorsa, ihtarname gönderilmemiş olması faize hükmedilmesini engellemez.

Ele alınan sorunlar

Türk mahkemesinin yargı hakkı/milletlerarası yetkisi bulunduğu hususunun kesinleşmesi → ret

İddia: Davalı, mutad meskeninin Almanya olduğunu, Türk mahkemelerinin bu davada yargı hakkı/milletlerarası yetkisinin bulunmadığını, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi gerektiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Daha önce İlk Derece Mahkemesi tarafından Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan usulden red kararı verilmiş, bu karar davacı tarafından istinaf edilmiş ve BAM tarafından; davalının mutad meskeninin Şişli/İstanbul olduğu, HMK 9. maddeye göre ilk derece mahkemesinin yetkili olduğu, MÖHUK 40. maddeye göre Türk mahkemelerinin yargı hakkı bulunduğu gerekçesiyle kaldırılıp dosyanın mahkemesine iadesine kesin olarak karar verilmiştir. Bu suretle mahkemenin yargı hakkı/milletlerarası yetkisi bulunduğu hususu kesinleşmiş olduğundan davalının aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Yurt dışı adli makamlardan yeterli araştırma yapılmadığı iddiası → ret

İddia: Davalı, olayların tamamının Almanya'da geçtiği halde Alman mahkemeleri ve makamları nezdinde gerekli araştırmanın yapılmadığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Mahkemece istinabe yoluyla Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi'nden iflas dosyasının akıbeti sorulmuş, davalının onay vermemesi nedeniyle olumsuz yanıt alınmış; buna karşılık dosyaya her iki tarafça Alman Federal Mahkemesi kararı ile Türkçe tercümesi, ayrıca davacı tarafından apostil şerhli iflas masası kayıt belgesi ile onaylı Türkçe tercümesi sunulmuş olduğundan yeterli araştırma yapılmadığı yönündeki istinaf sebebi haksız bulunmuştur.

Gerekçe kaynağı: özgün

Uygulanacak hukukun tespiti ve zamanaşımı → ret

İddia: Davalı, alacağın 2005 yılına ait ticari ilişkiden kaynaklandığını, zamanaşımına uğradığını, bilirkişi raporunun zamanaşımı yönünden hatalı değerlendirme içerdiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davada yabancılık unsuru bulunduğundan uygulanacak hukuk MÖHUK uyarınca belirlenmelidir. MÖHUK 34/1,2,3 uyarınca haksız fiilin işlendiği yer, zararın meydana geldiği yer ve borcun daha sıkı ilişkili olduğu ülkenin Almanya olması nedeniyle Alman Hukuku'nun haksız fiile ilişkin hükümleri uygulanır. Alman Borçlar Kanunu'nda haksız fiile ilişkin genel zamanaşımı süresi 3 yıl olmakla birlikte, iflas prosedürü kapsamında icra kabiliyeti kazanan alacaklar için bu süre istisnaen 30 yıla çıkarılmıştır. Davacının alacağı, davalının iflas davasının görüldüğü mahkemenin kesinleşen iflas tablosunda kayıtlı olduğundan 30 yıllık zamanaşımı süresine tabidir ve bu süre takip ve dava tarihi itibariyle geçmemiştir. Bu nedenle zamanaşımının dolduğuna ve bilirkişi raporunda yanlış değerlendirme yapıldığına ilişkin istinaf sebepleri haksız bulunmuştur.

Gerekçe kaynağı: özgün

Bilirkişinin reddi talebinin değerlendirilmemesi → ret

İddia: Davalı, bilirkişi heyetindeki bir üyenin daha önce kendisinin taraf olduğu başka bir davada rapor düzenlemiş olması nedeniyle heyetten çıkarılmasını talep ettiğini, Mahkemece bu hususta karar verilmediğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Bilirkişinin başka bir dosyada rapor düzenlemiş olması, HMK'da düzenlenen bilirkişinin reddi sebeplerinden değildir. Bu nedenle söz konusu istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Farklı dosyalardaki bilirkişi raporlarının bağlayıcılığı → ret

İddia: Davalı, kendisine karşı açılmış başka davalarda farklı tespitler içeren bilirkişi raporları düzenlendiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Bilirkişi raporları kesin delil niteliğinde değildir; hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir (HMK 282). İncelemeye konu dosyada bilirkişi raporu Alman Hukuku'ndaki haksız fiile ilişkin kuralların tespiti ve hesaplama amacıyla alınmış ve diğer delillerle birlikte değerlendirilmiştir. Davalı aleyhine açılmış farklı dosyalardaki raporların bu dosya yönünden bağlayıcılığı bulunmadığından ve raporlar arası çelişkiden bahsedilemeyeceğinden bu istinaf sebebi haksız bulunmuştur.

Gerekçe kaynağı: özgün

Husumetin şirket yöneticisine yöneltilmesinin doğruluğu → ret

İddia: Davalı, davacının esasen dava dışı şirketten alacaklı olduğunu, husumetin dava dışı şirkete yöneltilmesi gerektiğini, kendisine husumet düşmediğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Dava ve takip konusu alacağın dayanağı, davalının, davacının da içerisinde bulunduğu yatırımcılardan kurmuş olduğu şirket bünyesinde yenilenebilir enerjiye yatırım yapma amacıyla para toplayıp bu paraları başka amaçlarla kullanması şeklinde gerçekleştirdiği haksız fiildir. Haksız fiili gerçekleştiren kişi davalı olduğundan bu fiil neticesinde oluşan zarar da davalıdan talep edilmektedir; husumetin dava dışı şirkete yöneltilmesi gerektiği yönündeki istinaf sebebi haksızdır. Davalının yatırımcıları para toplama amacı konusunda yanılttığı, aldattığı ve topladığı paraları vadedilen amaç dışında kullandığı, yani işlediği haksız fiil sabittir; ceza davasında mahkumiyet alıp almamasının sonuca etkisi olmadığından Almanya'daki ceza dosyasının bekletici mesele yapılmaması doğrudur.

Gerekçe kaynağı: özgün

Alacağın ispatı ve iflas tablosunun belge niteliği → ret

İddia: Davalı, davaya delil olarak sunulan iflas masası kayıt belgesinin İİK 68. madde anlamında kabul edilebilir bir belge olmadığını, davacının alacağını ispat edemediğini, iflas masasından kısmen tahsilat yapıldığının değerlendirilmediğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Bu dava, icra takibine itirazın geçici olarak kaldırılması talebiyle İcra Hukuk Mahkemesinde açılmış bir dava olmayıp, itirazın kesin olarak iptali için genel mahkemede açılmış bir davadır. Dolayısıyla davacının alacağını yazılı delille ispatlaması yeterlidir ve Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından düzenlenen, apostil şerhi içeren iflas tablosu HMK'nın 224. maddesi uyarınca resmi belge sayıldığından alacağı ispat etmektedir. Davalı tarafından borcun ödendiğine dair bir delil de sunulmamıştır. Bu nedenlerle alacağın ispat edilemediği ve davacının alacağını kısmen tahsil ettiği konusunda araştırma yapılmadığına dair istinaf sebepleri haksızdır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Temerrüde düşürülmeden faize hükmedilmesi → ret

İddia: Davalı, takipten önce temerrüde düşürülmediğinden bahisle faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Takip ve dava konusu alacak haksız fiilden kaynaklandığından ve Alman Borçlar Kanunu'nun 849. maddesinde bu tür alacaklar için zarar görenin zararın meydana geldiği tarihten itibaren faiz talep edebileceği kabul edildiğinden, davalının ayrıca bir ihtarname ile temerrüde düşürülmesine gerek olmayıp bu istinaf sebebi de haksızdır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Reddolunan işlemiş faiz kısmı yönünden davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi → ret

İddia: Davalı, dava kısmen reddedilmiş olmasına rağmen reddolunan kısım yönünden kendi lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davacının takipte talep ettiği işlemiş faiz alacağı yönünden de itirazın iptalini talep ettiği ve bu kısım yönünden dava kısmen kabul edildiğinden reddolunan kısım için davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir ise de, yapılan istinabe işlemlerine olumsuz sonuç alınmasının davacıdan kaynaklanmaması ve bu işlemlerin süresi nazara alındığında davalının yargılamanın gereksiz yere uzamasına haklı olarak sebebiyet verdiği kanaatiyle HMK'nın 237/1. maddesi gereği yargılama giderlerinden olan vekalet ücretine hükmedilmemiştir. Bu nedenle davalının aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

İşlemiş faiz alacağının hesaplanmasında uygulanacak oran → ret

İddia: Davacı, asıl alacağa iflas masasına kayıt tarihinden takip tarihine kadar işletilecek faiz oranının Alman yasal faizi (%4) yerine 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre belirlenmesi gerektiğini, bu hatanın işlemiş faiz alacağının kısmen reddine yol açtığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davada yabancılık unsuru bulunduğu ve MÖHUK 34 gereği Alman Hukuku'nun uygulanması gerektiğinden, talep edilen alacağa işletilecek temerrüt faiz oranının da Alman Hukuku'na göre belirlenmesi gerekir. Alman Borçlar Kanunu'nun 246. maddesinde bu oran %4 olarak belirlenmiştir; bilirkişi raporunda işlemiş faiz hesaplamasında bu oran esas alınarak alacak tespit edilmiştir. Gerekçeli kararda işlemiş ve işleyecek faizin 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesindeki orana göre belirleneceği açıklanmış olmasına ve hüküm fıkrasında bilirkişi raporundaki (doğru orana göre hesaplanan) tutar üzerinden itirazın iptaline karar verilmiş olmasına rağmen, sonuç olarak işlemiş faiz yönünden bilirkişi raporundaki doğru hesaplamaya göre karar verildiğinden gerekçe ile hüküm arasındaki bu çelişki kaldırma sebebi yapılmamıştır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Takip sonrası işleyecek faiz oranındaki hataya rağmen aleyhe kaldırma yasağı → tartışılmadı

Gerekçe: Takipten itibaren de Alman yasal faizi olan %4 oranında faize hükmedilmesi gerekirken 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesindeki oranda faize hükmedilmiş olması hatalı ise de, bu hususta davalı tarafça bir istinaf sebebi ileri sürülmemiş ve davacı tarafından da hükmün bu kısmı istinaf edilmemiş, yalnızca işlemiş faiz yönünden uygulanan oran açısından istinafa gelinmiştir. Aleyhe kaldırma kararı verilemeyeceğinden bu husus davacının istinaf başvurusu kapsamında karar kaldırılmasına konu edilmemiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Yabancılık unsuru taşıyan haksız fiil davalarında MÖHUK 34 uyarınca uygulanacak yabancı hukukun tespiti, yabancı mahkemenin kesinleşmiş apostil şerhli iflas tablosunun HMK 224 kapsamında resmi belge sayılarak alacağın ispatına yeterli görülmesi ve şirket adına haksız fiili bizzat işleyen yöneticiye husumetin doğrudan yöneltilebilmesi yönlerinden emsal niteliktedir; bölgesel ikna edici değer taşır.

Usul tespitleri

Yetkili mahkeme
Türkiye'de mutad meskeni bulunan davalı aleyhine açılan bu tür davalarda, HMK 9. madde uyarınca davalının mutad meskeninin bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir ve MÖHUK 40. madde uyarınca Türk mahkemelerinin yargı hakkı bulunur.
Zamanaşımı
Yabancılık unsuru taşıyan haksız fiilden kaynaklanan alacaklarda MÖHUK 34 gereği uygulanacak yabancı hukuk zamanaşımı süresini belirler; Alman Borçlar Kanunu'na göre haksız fiile ilişkin genel zamanaşımı süresi 3 yıl olmakla birlikte, iflas prosedürü kapsamında icra kabiliyeti kazanan alacaklar için bu süre 30 yıla çıkar.
Dava şartı
Türk mahkemelerinin yargı hakkı/milletlerarası yetki
Atıf yapılan mevzuat: MÖHUK — MÖHUK 34MÖHUK 40 · HMK — HMK 9HMK 224HMK 282HMK 237/1HMK 355 · Alman Borçlar Kanunu — Alman Borçlar Kanunu 246Alman Borçlar Kanunu 849

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2022/578 Esas

KARAR NO 2024/1592 Karar

TÜRK MİLLETİ ADINA

BÖLGEADLİYEMAHKEMESİKARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

NUMARASI 2020/350 Esas- 2021/964 Karar

TARİH 22/12/2021

DAVA

İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)

KARAR TARİHİ 17/10/2024

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ve borçlu ...'nin Almanya'da ... şirketini iki ortak ile kurduğunu ve şirketine yatırımcı arayışına girdiğini, davalının şirkete yatırım yapmak isteyenlere şirket amacının ve hedefinin yenilenen enerjiye ve solar enerjisine yatırım yapmak olduğunu ifade ettiğini, şirkete yatırım yapan yatırımcıların, davalı borçlu tarafından kendilerine şirketin kuruluş amacı olarak ifade edilen bu amaca yönelik olması şartı ile yatırım yaptıklarını, ancak davalının yatırımcıların sermayelerini başka amaçlarla kullandığını, bundan dolayı Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi'nin 09/04/2013 tarihli ve 620 KLs 1/11 ve 5500 Js 24/06 (5550) sayılı kararı ile davalı ... aleyhine dolandırıcılık suçundan 5 yıllık mahkumiyet kararı verildiğini, şirkete para yatıranlar arasında davacı müvekkilinin de bulunduğundan bahisle alacağın tahsili bakımından ...

sayılı dosyasına davalının yaptığı itirazın iptali ile takbin dava değeri oranında devamına, davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalının adresinin Berlin /Almanya olması nedeniyle mahkemenin yetkili olmadığını, ticari alacak davası nedeniyle Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından görülmesi gerektiğini, icra dosyası ve akabinde bu dosyada davacı tarafından dava ile ilgisi bulunmayan bir yabancı mahkeme kararının delil olarak gösterildiğini, müvekkilinin dava dışı şirketin yetkilisi olduğunu, dava ile bir ilgisinin bulunmadığını, davacının tanıma, tenfiz gibi davaları açma hakkı varken bu davayı açamayacağını beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesi'nin 22/12/2021 tarih 2020/350 Esas- 2021/964 Karar sayılı kararında;"Dava, davalının yurtdışında kurduğu ... şirketinin yatırım amaçlı, yatırımcılardan topladığı fonu, şirket amacı dışında kullanması ve şirketin iflas etmesi, davalının şirket yöneticisi olarak bildirdiği kişisel iflasında da Türkiye Bodrum'daki taşınmazın bildirmemesi ve bu nedenle Alman Hukukuna göre haksız fiil hükümlerine göre sorumlu olması, ayrıca 6102 sayılı TTK'nun 553. maddesi uyarınca da sorumlu olması nedenine dayalı alacakla ilgili yapılan icra takibine yönelik itirazın iptaline ilişkindir. Davacının alacağı, Alman Sulh Mahkemesinin apostil şerhli sıra cetveline dayanmakta olup, kayıt tarihinin 01/09/2008 olduğu, bu sıra cetveline yönelik herhangi bir itirazın dosyaya yansımadığı, dolayısıyla bu alacağın İİK anlamında çekişmesiz alacak olduğu ve kesinleştiği anlaşılmıştır.

Davalının, taşınmazını iflas dosyasına bildirmemesi Alman Hukukuna göre haksız fiil ise de, Türk Hukukuna göre de TTK'nın 553. maddesi kapsamında; yöneticinin pay sahiplerine ve alacaklılarına verdiği zarardan sorumluluğunu gerektirdiği, davalının Türkiye'deki yerleşim yerinin Şişli/İstanbul olması, yine Türkiye'de mal varlığının bulunması nedeniyle mahkememizin yetkili ve görevli olduğuna dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar ile sabit olduğu anlaşılmıştır. Davacı tarafın alacağının döviz cinsinden olması ve iflas masasına yazdırma tarihi ile takip tarihine kadar geçen sürede 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi uyarınca faiz uygulanması gerektiği ve bunun da bilirkişi raporu ile tespit edilen miktar olduğu ve bu miktarda faiz talebinin haklı olduğu anlaşılmıştır.

Dosyamıza sunulan benzer davalara ilişkin bir kısım bilirkişi raporlarında, davacıların Alman Hukukuna göre kesinleşmiş yargı kararına dayalı alacağı bulunmadığı görüşü bildirilmiş ise de, bu görüşün mevzuata uygun olmadığı, dosyamıza sunulan bilirkişi heyetinde yer alan akademisyenlerin Türk ve Alman Hukukunu irdelediği, Alman Hukukuna göre iflas dosyasında kesinleşmiş bir alacak olduğu, Türk Hukuku bakımından da iflas masasına yazdırılıp itiraza uğramayan alacakların kesinleşeceği ve İİK.

68. Madde kapsamında belge olarak kabul edileceği, Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin 237/08 iflas nolu dosyasındaki iflas tablosunun da bu kapsamda alacağı ispatlamaya yeterli olduğu, kaldı ki davalının, davacının alacağı olmadığına dair somut bir iddiasının bulunmadığı, bu nedenle davacının iflas eden şirketten olan alacağını alamaması nedeniyle ödemede tekerrür olmamak şartıyla davalının bunu tazminle yükümlü olduğu, zarar miktarı, sorumluluk ve mahkememizin görevi konusunda şüpheye mahal bırakmayacak derecede veri olduğu, davalının karşı çıkması nedeniyle istinabe olunan mahkemeden kayıtların celbedilemediği, davalının kısmi ödeme iddiasına dair herhangi bir belge sunulmadığı, bu nedenle davacının davasının bilirkişi raporu ile tespit edilen kısım kadar haklı olup, asıl alacak yönünden davanın tamamı, faiz yönünden kısmen kabulü gerektiği vicdani kanaat hasıl olmuştur.Mahkememizce karar verildiği tarihinde, kur farkı nedeniyle hükmedilen miktarın, harçlandırılan değerden daha yüksek olduğu, kurun sürekli yükselmeye devam ettiği, bu nedenle harçlandırılan değer üzerinden harç hesabının yapılması gerektiği, ret edilen faiz miktarı yönünden dava tarihindeki kur üzerinden karşı vekalet ücretine hükmetmek gerektiği, davanın açılmasına ve uzamasına davalı sebebiyet verdiği ve asıl alacak yönünden dava tamamen kabul edildiğinden yargılama giderinin tamamının davalıya yükletilmesi gerektiği anlaşılmış ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile, ''1-Davacının davasının KISMEN KABULÜ ile, davalıların ...

sayılı takip dosyasına yönelik itirazlarının 14.914,12 euro asıl alacak ve 5.062,52 Euro işlemiş yönünden İPTALİNE, takibin devamına, asıl alacak 3095 sayılı maddenin 4/a maddesi uyarınca takipten itibaren faiz uygulanmasına, geri kalan kısma yönelik talebin REDDİNE" karar verilmiş ve karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemece her ne kadar asıl alacağa işlemiş faiz alacağı yönünden Alman Hukukunun ve takip öncesi faiz yönünden Alman yasal faizi olan %4 uygulanması gerektiğinden bahisle davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de faiz yönünden TBK madde 99 ve 3095 Sayılı Kanunun 4/A maddesi uyarınca faiz uygulanması gerektiğini;Kendileri tarafından takip talebinde belirtilen faiz oranının mevzuata uygun şekilde Kamu Bankalarınca mevduata fiilen uygulanan faiz olduğunu, Yerel mahkemece de gerekçeli kararda belirtildiği üzere takip tarihinden sonraki dönemde de aynı takip öncesinde kendileri tarafından talep edildiği gibi 3095 sayılı Kanunun 4/A maddesi uyarınca faiz işletilmesine hükmedildiğini, Yerel mahkemenin söz konusu kabulü halinde asıl alacağa takip öncesi işlemiş faiz ile takip sonrası işleyecek faizin farklı oranlarda olacak olduğunu ki söz konusu durumun hakkaniyete aykırı olduğunu;

Açıklanan nedenlerle asıl alacağa talepleri gibi 3095 sayılı yasanın 4/A maddesi uyarınca faiz uygulanması gerekmekte olup yalnızca bu yönü ile Yerel mahkeme ilamının bozulması gerektiğini beyanla davalının haksız ve dayanaksız istinaf başvurusunun ve istinaf itirazlarının usulden ve esastan reddine, kötüniyetle istinafa başvuran davalının HMK 329.md uyarınca giderlere ve cezaya mahkum edilmesine, istinaf taleplerinin kabulüne, Yerel mahkeme kararının yalnızca takip öncesi işlemiş faiz alacağı yönünden kaldırılması suretiyle davanın dava dilekçesindeki talepler yönünden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacının dava dışı şirket olan ...'den yatırım amacı ile tahvil aldığını, ancak yatırılan paraların şirket hesabında yok edildiğini, şirket yöneticilerinin yargılandığını, bu sebeple haksız fiil iddiası ile davalıya dava açtıklarını belirttiğini, davacının açmış olduğu işbu davada Türkiye'de hukuken hiçbir değeri olmayan ...'ye ait iflas kayıt tablosu ile Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi kararların delil olarak göterildiğini, ancak her iki belgenin de kesinleşmiş hali veya tanıma ve tenfiz edilmiş halinin dosyada bulunmadığını;İşbu davanın şirket yöneticisinin sorumluluğu davası olarak kabul edildiği takdirde bu hususta hiçbir araştırma yapılmadığını, Mahkemenin işbu uyuşmazlıkta Alman Hukukunun mu Türk Hukukunun mu uygulanması gerektiğini gerekçeli kararında açıkça bildirmemesine rağmen Alman Mahkemeleri kararlarına ve yabancı devlet belgelerine dayanarak TTK madde 553/1'e göre hüküm tesis etmesinin hukuka aykırı olduğunu, her ne kadar mahkeme gerekçeli kararında davalının “davacının alacağı olmadığına dair somut bir iddiası olmadığı” belirtilmişse de bu gerekçenin hukuki olmadığı gibi, davalının davanın başından sonuna kadar itirazlarının gözden kaçırıldığının kanıtı olduğunu, dava konusu paranın dava dışı şirkete yatırıldığının iddia edildiğini, bu bedelin yatırılıp yatırılmadığının ise şirket kayıtları ve iflasın yürütüldüğü Alman mahkemeleri ve iflas dairesi kayıtları ile belirlenebileceğini, davalı müvekkilinin dava dişi şirkete para yatırılıp yatırılmadığına ilişkin beyanda bulunma hakkına ve yetkisine sahip olmadığını, davalı itiraz etmekle bu bedelin yatırılmadığını da açıkça beyan ettiğini, bu sebeple mahkeme gerekçeli kararında dava konusu paraların alınmadığına ilişkin itirazın ileri sürülmediğine ilişkin yorumu kabul etmenin mümkün olmadığını, davacı paranın yatırıldığına ilişkin delil sunamamış olup davanın esastan reddi gerektiğini;Mahkeme tarafından hiçbir delil toplanmadan, özellikle dava konusu ödemenin dava dışı şirkete yapılıp yapılmadığı araştırılmadan iddia edilen ama müvekkili davacı lehine sonuçlanan tüm olayların Almanya'da geçmesine, Alman kanunlarına göre işlem görülmesine rağmen dosyada milletlerarası hukuk alanında uzman bilirkişiden rapor alınmadan, 12.10.2021 tarihli İflas İdaresi Müdürünün yazısından davacının dava dışı şirketin iflas dosyasından para tahsil ettiği sabitken yabancı mahkeme kararlarının ve iflas masasının son durumlarını öğrenmek için istinabe yapılmadan hukuka aykırı olarak karar verildiğini;Usuli itirazlarının hukuken yanlış değerlendirildiğini, Mahkemenin işbu davayı görmeye yetkili olmadığını, müvekkili davalının adresinin Mernis kayıtlarından da anlaşılacağı üzere ...

Berlin/Almanya olduğunu, ayrıca davacının dava dışı ...'ye açmış oldukları davaların da Almanya'da açıldığını, bununla beraber Mahkeme nezdinde görülen işbu dava, her ne kadar haksız fiil davası olarak açılmışsa da BAM kararları doğrultusunda işbu davanın şirket yöneticisinin sorumluluğu davası olarak nitelendirilmiş olması sebebi ile TTK 561. maddeye istinaden yetkili mahkemenin Hamburg/Almanya mahkemeleri olduğunu, BAM kararlarında TTK 561. madde gereğince davanın şirket merkezinin bulunduğu ticaret mahkemesinde açılması gerektiğinin kesin olarak belirtildiğini, işbu dava konusu iddia edilen olaylar tamamen Almanya ile ilgili olup, mahkemenin önceki kararında uluslararası yetki itirazları doğrultusunda davanın dava şartlığı yokluğundan reddi kararı verilmesinin yerinde olduğunu;Bu duruma rağmen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12.

Hukuk Dairesi'nin 2020/345 Esas, 2020/429 Karar 17.04.2020 tarihli kararında davalının mutad adresinin Şişli/ İstanbul olduğu gerekçesi ile yetki itirazının reddine karar verdiğini, davalının mutad meskeninin Türkiye olmadığını, davalı Alman vatandaşı ile evli olup, uzun süreden beri Almanya'da ikamet ettiğini, bu hususun mernis kayıtları ile sabit olduğunu, davalının sosyal ve ekonomik ilişkilerinin tamamının da Almanya'da sürdüğünü, dava konusu uyuşmazlığın da Almanya'da meydana geldiğini, BAM kararındaki vekaletname adresinin avukat olarak kendi işyeri adresleri olduğunu, müvekkili davalının 2009 yılında başka bir olay için kendisine vekaletname çıkarmak istediğine Noter tarafından mutlaka yurt içinde bir adres gösterilmesinin zorunlu olduğunun belirtildiğini, ancak müvekkili davalının Türkiye'de bir adresi olmaması sebebi ile vekaletname adresi olarak kendilerinin işyeri adresini bildirmek zorunda kaldıklarını, çünkü o tarihlerde mernis sistemi ile Noter sisteminin bağlantılı olmaması sebebi mutlaka beyan usulüne göre Türkiye'de bir adres bildirme zorunluluğu bulunduğunu, sonuç olarak davalının yerleşim yeri Türkiye olmayıp, mutad meskeninin de Türkiye kabul edilmesinin hukuken mümkün olmadığını, bu sebeple uluslararası yetki itirazlarının yeniden değerlendirilerek davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini;Zamanaşımı itirazlarının hukuken yanlış değerlendirildiğini, müvekkili davalı ile herhangi bir ilgisi bulunmayan işbu davada iddia edilen alacağın dilekçe ekinde sunulan belgelerden anlaşılacağı üzere 2005 yılına ait ticari ilişkiden kaynaklandığının iddia edildiğini, 2005 yılında ortaya çıktığı iddia edilen alacağın zamanaşımına uğradığını, davacının zararı ve zarar vereni 2005 yılında öğrendiğini belirtmesi sebebi ile davanın zamanaşımı itirazları nedeni ile reddedilmesi gerektiğini, Mahkemenin iflas masasına başvuru tarihini 01/09/2008, iflas tasfiyesinin kapatılma tarihini 06/05/2014 olarak belirtmesine rağmen bu hususları açıklığa çıkartacak olan iflas dosyası ile ilgili istinabe taleplerini reddettiğini, bu durumun yani iflas süreci ile ilgili işlemlerin dosyada mevcut belgelerden çıkarılamayacağını, bunun yanında mahkemenin Alman Federal Mahkeme tarafından müvekkili davalı hakkında verilen beraati ortadan kaldırma kararını yok saydığını, zamanaşımı itirazlarını karşılayacak delilleri toplamadan ceza davasındaki mahkeme bozma kararı değerlendirilmeden zamanaşımı ile ilgili hesaplamada ceza zamanaşımı değerlendirmesinde hukuki hata yaparak zamanaşımı itirazlarını yok saydığını, bu husus açıkça hukuka ve kanuna aykırı olup, kararın bu açıdan ortadan kaldırılması gerektiğini;

Husumet itirazlarının hukuken yanlış değerlendirildiğini, huzurda görülmekte olan davada davacının dava dışı ...'den alacaklı olduğunu iddia ettiğini, davaya konu iflas kayıt tablosunun dava dışı...'ye ait bir belge olduğunu, müvekkili davalı ...'nin ...'nin ortağı olduğunu, davada iddia edilen ticari ilişkide aslen sorumlu olmasının mümkün olmadığını, davacının ...'den olduğunu iddia ettiği ancak şirkete yatırıldığı bile ispat edilmeyen bedelleri Alman İflas İdaresinden tahsil etmek yerine hukuka aykırı olarak davalıdan tahsil etmeye çalıştığını, Mahkemenin Alman İflas İdaresine göre alacaklı olmadığının tespit edilmesi sebebi ile hukuka aykırı olarak Türkiye'de şibu davayı müvekkili aleyhine açmak zorunda kaldığını hissettiğini, bu sebeple davanın husumet yokluğundan reddedilmesi gerektiğini;Davanın Esasına İlişkin İstinaf İtirazları;

Mahkeme gerekçeli kararında “davalının davacının alacağının olmadığına dair somut bir iddiası bulunmadığını” belirtmişse de davanın başından bu yana icra dosyası da dahil olmak üzere her türlü itirazı yaptıklarını, yapılan itirazlarda ödemenin olup olmadığının belirlenmesi için şirket kayıtlarının celp edilmesi gerektiğini, şirketin davaya dahil edilmesi gerektiğini, bahsi geçen mahkeme kararlarının kesinleşmiş halinin dosyada mevcut olması gerektiğini, dava konusu iflas belgesinin hukuken geçerli olup olmadığının Almanya makamlarından sorulması gerektiğini belirttiklerini, bu sebeple Mahkemenin gerekçeli kararında dava konusu paraların alınmadığına ilişkin itirazın ileri sürülmediğine ilişkin yorumunun kabul edilemeyeceğini;Dava konusu paranın dava dışı şirkete yatırıldığının iddia edildiğini, bedelin yatırılıp yatırılmadığının ise şirket kayıtları ve iflasın yürütüldüğü Alman mahkemeleri ve iflas dairesi kayıtları ile belirlenebileceğini, davalı müvekkilinin dava dışı şirkete para yatırılıp yatırılmadığına ilişkin beyanda bulunma hakkına ve yetkisine sahip olmadığını, davalının itiraz ederek bu bedelin yatırılmadığını da açıkça beyan ettiğini, davacı paranın yatırıldığına ilişkin delil sunamamış olup davanın esastan reddi gerektiğini;Mahkeme Alman mahkemeleri dosyalarının son durumu hakkında gerekli istinabeyi yapmadan, bu konuda hiçbir delil toplanmadan iddia edilen ama müvekkili davacı lehine sonuçlanan tüm olayların Almanya'da geçmesine, Alman kanunlarına göre işlem görülmesine rağmen bu hususu yeterince değerlendirmeden, şirket yöneticisinin sorumlu olup olmadığı yönünde hiçbir araştırma yapmadan hukuka aykırı olarak karar verildiğini;Bunun yanında dosyadaki belgelerden davacının dava dışı...'den alacaklı olduğu iddiası ile Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açtığı, mahkeme kararı incelendiğinde davanın ...

Holding Agaleyhine açılmış olduğu ve davalı ... ile ilgili herhangi bir dava açılmadığının açıkça anlaşıldığını, Mahkemenin davacının delilleri arasında sunmuş oldukları Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi iflas tablosunun, iflasa konu şirketin ... ile ilgili olduğunu görmesine rağmen hiçbir araştırma yapmadan hukuka aykırı olarak hüküm tesis ettiğini;Davaya dayanak yapılan iflas kayıt belgesinin Türk Kanunlarına göre hukuken herhangi bir geçerliliğinin bulunmadığını, taraflar arasında devam edip sonuçlanan ve dilekçe ekinde bulunan İstanbul 5. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2018/495 Esas 2018/715 Karar sayılı kararında davaya konu belgenin İİK 68. madde sayılı bağlamında bir belge olmadığının sabit olduğunu, kararın kesinleştiğini, kaldı ki bahsi geçen şirket hakkında iflas kararı verilmesi sebebi ile TTK 556.

maddesi gereğince şirketten alacaklı olduğunu iddia eden davacının istemlerini yetkili iflas dairesine ileri sürülmemiş olması sebebi ile davacının işbu davayı direkt açmasının hukuken mümkün olmadığını;İflas sürecinin Almanya'da devam edip tamamlanan bir kişi hakkında başka bir ülkede yargılama yapılmasının hukuken mümkün olmadığını, ayrıca başka hukuki başvuru hakkı varken (tanıma ve tenfiz gibi) işbu başvuruları yapmadan bu davanın direk Türkiye'de açılmasının hukuken mümkün olmadığını, bu hususta İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin 2019/481 Esas -2019/359 Karar sayılı kararında “Buna göre iflasın külli bir tasfiye şekli olduğu, ülkemizde tanını, tenfiz edilmediği müddetçe etki gösteremeyeceği” denilerek tanıma ve tenfiz olmadan işbu yargılamanın da yürütülemeyeceğinin açıkça belirtildiğini;Tüm delillerin Alman makamları ile ilgili olmasına rağmen Türk kanunlarının davaya uygulanması ve TTK 553/1.

maddesine dayanarak karar verilmesinin hukuken mümkün olmadığını, bilirkişi raporu karar vermeye uygun bir rapor olmayıp rapora itirazlarının hukuka aykırı olarak değerlendirilmediğini, bilirkişi heyetinde bulunan ...'in İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/242 Esas sayılı dosyasında bilirkişi raparu sunarak görüşlerini bildirmiş olması sebebi ile bu dasyada objektif rapor düzenleyemeyeceği sebebi ile bilirkişi heyetinde değişiklik yapılarak ... yerine başka bir bilirkişi atanmasına karar verilmesini 21.10.2021 tarihli dilekçe ile Mahkemeden talep ettiklerini, bu talebin yerinde olduğunun Bilirkişi ...'in başka bilirkişiler ile İstanbul 3. Asliye Ticaret Matıkemesi'nin 2020/242 Esas sayılı dosyaya sunmuş oldukları rapor ile mali hususların dahi birebir aynı olmasından anlaşıldığını, kaldı ki İstanbul 3.

Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/242 Esas sayılı dosyasında Mahkemenin bilirkişi raporunu hukuken yeterli görmeyerek diğer dosyaların BAM'dan dönüşünün beklenmesine karar verdiğini;Ekte sunulan 12.10.2021 tarihli iflas idaresi müdürünün yazısından davacının dava dışı şirketin iflas dosyasından para tahsil ettiği açıkca ortaya çıkmasına rağmen bu hususun dikkate alınmadığını, bu hususun istinabe taleplerinin yerinde olduğunu ve davaya konu davacı delillerinin istinabe ile ilgili mahkemelerden sorulması gerektiğini kanıtladığını;Bilirkişilerin, MÖHUK madde ve hükümlerini değerlendirmeye çalıştığı kısımlara ilişkin itirazların dikkate alınmadığını, raporda MÖHUK'da şirket yöneticilerinin haksız fiil sorumluluklarında uygulanacak hukuku gösteren bir hüküm bulunmadığı belirtilmesine rağmen herhangi bir hukuki gerekçe gösterilmeden davanın haksız fiillere uygulanacak genel hükümlere göre çözümlenmesi gerektiğinin talihsiz bir şekilde açıklandığını, bu davanın haksız fiil sorumluluğu ile çözülmesinin hukuken mümkün olmadığını, zaten hukuka aykırı olarak haksız fiil sorumluluğu ile çözülmesine karar verilirse dosyada haksız fiilin işlendiğine dair hiçbir delil olmaması ve müvekkili davalının da davacıya karşı herhangi bir haksız fiil işlemediği göz önüne alınırsa davanın esastan reddedilmesi gerektiğini, Mahkemenin bu hususa ilişkin itirazları dikkate almayarak hatalı bir karara imza attığını;Davacının delillerinden biri olan Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi iflas tablosunun hukuki niteliğine ilişkin itirazların dikkate alınmadığını, bahse konu iflas tablosunun dava dışı ..'ye ait bir belge olduğunu, yani iflas sıra cetveline benzer bir belge olduğunu, konu ile ilgili olark başka bir dosyada alınan bilirkişi raporunda bahsi geçen belgenin İİK 68.

maddede belirtilen belgelerden olmadığının açıkça belirtildiğini, bahse konu belge incelendiğinde davalının herhangi bir borç ikrarı olmadığının anlaşılacağını, dava dışı şirkete ait olan iflas sıra cetveli ile müvekkili davalının haksız fiil işlediğini iddia etmenin hukuken mümkün olmadığını, bilirkişi davaya delil olarak gösterilen belgenin iflas hukukunu ilgilendiren bir belge olduğunu belirtmesine rağmen davanın iflas hukuku ile çözümüne ilişkin hiçbir görüş sunmadığını, iflas sürecinin ülkeselliği ilkesi hakkında ve dava dışı şirketin Almanya'da iflas sürecinin devam etmesinin işbu davanın Türkiye'de açılmasını ve devamını engellediği hususuna ilişkin itirazların değerlendirilmediğini, iflas davalarının sadece açıldığı ülke açısından sonuç doğurduğunu, iflas hukukunda alacaklı olduğu iddia edilen kişiler arasında eşitlik ilkesinin mevcut olduğunu, iflas masasına kayıt edildikten sonra alacaklı olduğunu iddia eden kişilerin eşit durumda olduklarını;Kaldı ki davaya konu belgeler arasında tanınmış veya tenfiz edilmiş iflas kararı bulunmadığını, bilirkişinin iflas süreci devam eden bir şirket ve yöneticisi hakkında açılacak davaların Alman İflas Kanununa göre nasıl ilerleyeceği hakkında hiçbir görüş bildirmediğini, iflas süreci kamu düzeni ile ilgili olup, iflasın ülkesellik ilkesi gereğince Türkiye'de yargılama yapılamaması resen gözetilmeliyken bu hususa hiç değinilmediğini;Bilirkişinin zamanaşımına ilişkin görüşleri hakkında itirazların dikkate alınmadığını, bilirkişinin Alman Medeni Kanununda haksız fiil zamanaşımının 3 yıl olduğunu belirttiğini, bunun yanında ise iflas prosedürü kapsamında icra kabiliyeti kazanan alacaklar bakımından zamanaşımının 30 sene olduğunu belirttiğini, ancak zamanaşımı hükümlerini gösteren kanun maddelerinin Alman-Türk tercümelerini göstermekten kaçındıklarını, bununla beraber bilirkişiler işbu davanın haksız fiil hükümlerine göre çözülmesi gerektiğini belirtmelerine rağmen iş zamanaşımı itirazlarına gelince uyuşmazlığın iflas hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiğini belirttiklerini, 2008 yılında iflas masasına kaydedilen dava dışı şirket borcunun haksız fiil hükümleri uyarınca zamanaşımına uğradığını, hal böyle iken bilirkişilerin zamanaşımına ilişkin görüşlerine karşı itirazların hukuken yok sayıldığını;Müvekkilinin borçlu olmadığı dava konusu bedel ile ilgili davalıya herhangi bir tebliğ yapılmaması, temerrüde düşürülmemesi dikkate alınmadan davalı aleyhine faiz hesaplaması yapılmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu, Mahkemenin işbu davanın dava konusu aynı, davacısı farklı olan diğer dosyalarda verilen kararları ve alınan bilirkişi raporlarını yok saydığını Alman İcra İflas Hukukunda uzman bir bilirkişi heyetinden rapor almadan hukuka aykırı olarak hüküm tesis ettiğini, İstanbul 11.

Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/481 Esas sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporunda özetle; davalı ... Yöleri'nin kişisel sorumluluğu bakımından dayanılan Hamburg Ceza Mahkemesi kararının Alman Federal Mahkemesi tarafından bozulduğu, davalı ...'nin kişisel sorumluluğu bakımından dosyaya kişisel bilgi ve belge sunulmadığı, davalı ... için iflasın mülkiliği ilkesi gereğince kişisel iflas prosedürünün etkileri ve sonuçlarının Almanya'da doğmuş olduğu ve Türkiye'de bir etkiye sahip olmadığı, Yargıtay 23. HD'nin 14.02.2014 tarihli, 2014/8371 Esas ve 2014/1048 Karar sayılı kararı uyarınca Almanya'da iflasına karar verilen gerçek kişinin tacir olmaması nedeni ile kişi hakkında Almanya'da verilen iflas kararının Türkiye'de tanınamayacağı, Alman Hukukunda İflas Mahkemeleri iflas cetveline kayıt talepleri hakkında yargılama yapılmadığı, iflas cetveli ile alacağın varlığının tartışmasız bir şekilde karara bağlanmadığı, yapılan alacak kaydının da Alman Hukukuna göre adli ya da resmi makamlarca onaylanmış ve varlığı kesinleşmiş bir alacağın varlığını ortaya kaymadığı, bu sebeple iflas tablosunun İİK 68.

madde anlamında bir belge olarak kabul edilemeyeceğinin belirtildiğini; İstanbul 4. Aşliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/255 Esas sayılı dosyaya sunulan bilirkişi raporunda özetle;''Alman mevzuatına göre alınmış iflas kararının ve buna bağlı alacak hakları MÖHUK çerçevesinde türk hukuku bakımında tanıma ve tenfiz süreçleri aşılmadan davaya ya da takibe konu edilmelerinin mümkün olmadığı, ortada MÖHUK 58. madde gereğince türk yargı makamları önünde takibe ya da davaya konu edilecek bir alacak olmadığı, davacının tenfiz prosedürüne müracaat etmeden doğrudan icra takibine müracaatının geçerli olmayan bir İlamsız takibe dayanmış olması sebebi ile itirazın iptali davasının reddedilmesi gerektiği'' şeklinde ifadelere yer verildiğini;Bilirkişiler arasında da görüş farklılıkları olduğunu, hukuken geçerli olmayan belge ile karar oluşturulmasının hukuken mümkün olmadığını, davacının dava dilekçesi ekinde sunmuş olduğu ve davalı ile hiçbir ilgisi bulunmayan Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin ne olduğu anlaşılmayan ve hukuken geçerliliği bulunmayan iflas kayıt belgesi dışında herhangi bir delil sunamadığını;Dava kısmen reddedilmesine rağmen davalı vekili olarak lehlerine vekalet ücretine hükmedilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, bu sebeple mahkeme kararının ortadan kaldırılması gerektiğini beyanla İstanbul 21.

Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/350 Esas - 2021/964 Karar sayılı ve 22.12.2021 tarihli davanın kısmen kabulü kararının ortadan kaldırılarak, öncelikle uluslararası yetki itirazları doğrultusunda, aksi takdirde zamanaşımı itirazı doğrultusunda davanın usulden reddine, aksi takdirde davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, haksız fiilden doğan zararın tazmini için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali talebine ilişkindir. Davacı taraf, davalının Almanya'da iki ortaklı olarak kurmuş olduğu şirkete yatırımcı aradığını, yatırım yapmak isteyenlere şirketin amacını ve hedefini yenilenebilir enerjiye ve solar enerjisine yatırım yapmak olarak açıkladığını, kendisinin de içerisinde bulunduğu yatırımcılar tarafından bu amaca yönelik olarak şirkete para yatırıldığını, tahvil alındığını ancak davalının yatırılan paraları söz konusu amacın dışında kullandığını, bu nedenle Almanya'da hakkında dolandırıcılık suçundan mahkumiyet kararı verildiğini, yine Almanya'da hakkında iflas kararı verildiğini, kendisinin bu davaya konu alacağını iflas masasına kaydettirdiğini, davalının Bodrum/Muğla'da bir taşınmazının olduğunu ve söz konusu taşınmazı iflas masasına bildirmeyerek alacaklılardan mal kaçırdığını, alacağın davalıdan tahsilini sağlamak üzere icra takibi başlatıldığını ve davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini iddia ederek itirazın iptalini talep etmiş, davalı taraf, Mahkemenin yetkisiz ve görevsiz olduğunu, alacağın zamanaşımına uğradığını, davada iddia edilen alacağın dava dışı şirketle ilgili olduğunu, davacının alacağını ispata yarar bir delil sunmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebebi;

Mahkeme tarafından asıl alacağa iflas masasına kayıt tarihinden takip tarihine kadar işletilecek faiz oranı ve işlemiş faiz miktarının (takipte talep edilen işlemiş temerrüt faizi) 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre belirlenmesi gerekirken Alman yasal faiz oranı olan %4 oranında faiz uygulanması ve bu şekilde takipte talep edilen faiz alacağının kısmen reddedilmesinin hatalı olduğu, takipten sonrası için 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca faiz işletilmesine karar verilmesi ile aynı alacak için iki ayrı faiz oranı uygulandığı ve kararın bu yönden kaldırılması ile davanın tümden kabulüne karar verilmesi gerekiğine ilişkindir. Davalı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri;

Mahkemenin bu dava yönünden milletlerarası yetkisinin bulunmadığı, davanın zamanaşımına uğradığı, davacının esasen dava dışı şirketten alacaklı olduğunu iddia etmesi karşısında davalıya husumet yöneltilemeyeceği, Mahkemenin gerekçede yer verdiği ve davalının, davacının alacağının olmadığına dair somut bir iddiası bulunmadığına dair tespitin hatalı olduğu, davanın başından itibaren bu itirazın ileri sürüldüğü, davacının dava dışı şirkete para yatırdığını ispat edemediği, davacı tarafından Almanya'da dava dışı şirkete karşı dava açılmışken davalıya karşı herhangi bir davanın açılmadığı, olayların tamamı Almanya'da vuku bulduğu halde Mahkemece Alman Mahkemeleri ve makamları nezdinde gerekli araştırmanın yapılmadığı, davacının alacağını ispat için sunduğu iflas masasına kayıt belgesinin İİK anlamında kabul edilebilir bir belge olmadığı, TTK 553/1.

maddesine dayanarak karar verilmesinin hukuken mümkün olmadığı, davacının iflas masasından kısmen alacağını tahsil ettiği açık iken Mahkemece bu hususun değerlendirilmediği, bilirkişi ...'e yönelik itirazları ile bilirkişi raporuna itirazlarının değerlendirmeye alınmadığı, bilirkişi raporunun zamanaşımı ve davacının alacağına dayanak olarak sunduğu belge yönünden hatalı tespitler içerdiği, davalıya herhangi bir temerrüt ihtarnamesi tebliğ edilmemiş olmasına rağmen faize hükmedilmesinin hatalı olduğu, farklı kişiler tarafından davalı aleyhine açılmış davalarda birbirinden farklı bilirkişi raporları düzenlendiği ve farklı kararlar verildiği, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş iken reddolunan kısım yönünden davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.Davalının istinaf başvurusunun incelenmesi;

İlk Derece Mahkemesince 06/11/2019 tarih, 2019/204 Esas ve 2019/118 Karar sayılı karar ile davada Türk Mahkemelerinin yargı hakkının bulunmadığından bahisle dava şartı yokluğundan usulden red kararı verildiği, verilen bu kararı davacı tarafın istinaf ettiği, Dairemizin 2020/240 Esas ve 2020/721 Karar sayılı, 02/07/2020 tarihli ilamı ile kararın; "Türkiye' de yerleşim yeri bulunmayan davalının mutad meskeni Şişli/ İstanbul'dur. HMK 9. maddesine göre ilk derece mahkemesi davada yetkili olup, MÖHUK 40. maddeye göre Türk Mahkemelerinin yargı hakkı bulunmaktadır. Mahkemece davanın Türk Mahkemelerinin yargı hakkının bulunmaması dolayısı ile dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilmesi hatalı olmuştur." gerekçesi ile HMK'nın 353/1-a4 maddesi uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın yargılama yapılmak üzere Mahkemesine iadesine dair kesin olarak karar verildiği, bu anlamda Mahkemenin iş bu dava yönünden yargı hakkının/milletlerarası yetkisinin bulunduğu hususu kesinleştiğinden davalının aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı görülmüştür.

Mahkemece istinabe yolu ile Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi'nden iflas dosyasının akıbeti sorularak davacının alacak iddiası yönünden araştırma yapılmış, davalı tarafından ilgili Mahkemeye iflas davası ile ilgili bilgi verilmesi konusunda onay verilmediğinden Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından İlk Derece Mahkemesi'nin istinabe talebine olumsuz yanıt verilmiş, dosyaya her iki tarafça Alman Feredal Mahkemesi kararı ve Türkçe tercümesinin, ayrıca davacı tarafından appositle şerhli iflas masası kayıt belgesi ile onaylı Türkçe tercümesinin sunulmuş olması karşısında davalının, Mahkemece Alman adli makamlarından yeterli araştırma yapılmadığına yönelik istinaf sebebi haksız bulunmuştur.Davada, davacı yabancı olup dava konusu haksız fiil iddiası da Almanya'da gerçekleştiğinden yabancılık unsuru bulunmaktadır.

Bu nedenle davada uygulanacak hukuk 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun uyarınca belirlenmelidir. MÖHUK madde 34 fıkra 1, 2 ve 3 uyarınca haksız fiilin işlendiği ülkenin Almanya olması, zararın Almanya'da meydana gelmesi ve haksız fiilden doğan borcun daha sıkı ilişkili olduğu ülkenin Almanya olması sebebiyle bu davada Alman Hukuku'nun haksız fiile ilişkin hükümlerinin uygulanması gerekir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda Milletlerarası Hukuk alanında uzman bilirkişi tarafından Alman Hukukunun haksız fiile ilişkin düzenlemeleri açıklanmış olup Alman Borçlar Kanunu'nda haksız fiile ilişkin genel zamananaşımı süresi 3 yıl olarak kabul edilmişse de, iflas prosedürü kapsamında icra kabiliyeti kazanan alacaklar için bir istisna getirilerek bu süre 30 yıla çıkarılmıştır.

Davacının alacağı, davalının iflas davasının görüldüğü Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi'nin kesinleşen ... sayılı iflas tablosunda ... seri numarası ile kayıtlı olduğundan 30 yıllık zamanaşımı süresine tabi olup bu süre takip ve dava tarihi itibariyle geçmemiştir. Bu sebeplerle davalının zamanaşımının dolduğu ve bilirkişi raporunda yanlış değerlendirme yapıldığına yönelik istinaf sebepleri haksız bulunmuştur. Davalı taraf her ne kadar bilirkişi heyetinde bulunan Prof. Dr. ...in daha önce yine kendisinin taraf olduğu bir davada rapor düzenlenmiş olması sebebiyle heyetten çıkarılmasını talep etmiş ve Mahkemece bu hususta bir karar verilmemiş ise de, adı geçen bilirkişi tarafından başka bir dosyada rapor düzenlenmiş olması 6100 sayılı HMK'da bilirkişinin reddi sebeplerinden olmadığından bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Davalı tarafından kendisine karşı açılmış başka davalarda bilirkişiler tarafından düzenlenen ve farklı tespitler içeren raporlar olduğu iddia edilmişse de, bilirkişi raporlarının kesin delil niteliği bulunmayıp Mahkemece de incelemeye konu dosyada bilirkişi raporu Alman Hukuku'ndaki haksız fiile ilişkin kuralların tespiti ve hesaplama amacıyla alınmış ve HMK'nın 282. maddesinde; "Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." şeklinde yer alan yasal düzenleme gereği diğer deliller ile birlikte değerlendirilmiştir. Davalı aleyhine açılmış farklı dosyalarda düzenlenen bilirkişi raporlarının bu dosya yönünden bir bağlayıcılığı bulunmadığı ve raporlar arası çelişkiden de bahsedilemeyeceğinden davalının aksi yöndeki istinaf sebebi haksız bulunmuştur.Dava ve takip konusu alacağın dayanağını;

davalının, davacının da içerisinde bulunduğu yatırımcılardan kurmuş olduğu şirket bünyesinde yenilenebilir enerjiye ve solar enerjisine yatırım yaparak kar sağlamak amacıyla para toplamak ve şirket için toplanan paraları başka amaçlarla kullanmak şeklinde gerçekleştirdiği haksız fiil oluşturmaktadır. Haksız fiili gerçekleştiren kişi davalı olduğundan bu fiil neticesinde oluşan zarar da davalıdan talep edilmektedir. Dolayısıyla davalının husumetin dava dışı şirkete yöneltilmesi gerektiğine ilişkin istinaf sebebi haksızdır. Hamburg Federal Mahkemesi'nin davalının dolandırıcılık suçundan cezalandırılmasına dair kararı Hamburg Eyalet Mahkemesi tarafından zararın niteliği araştırılmak, bu konuda bilirkişi incelemesi yapılmak üzere kaldırılmıştır.

Bu itibarla davalının, yukarıda açıklandığı şekilde yatırımcıları para toplama amacı konusunda yanılttığı, aldattığı ve topladığı paraları şirketin vadettiği amacından başka amaçlar için kullandığı, yani işlemiş olduğu haksız fiil sabittir. Davalının bu haksız fiil neticesinde ceza alıp almamasının sonuca etkisi olmadığından Mahkemece Almanya'da devam eden ceza dosyasının sonucunun bekletici mesele yapılmaması doğrudur. Davalının aksi yöndeki istinaf sebepleri ise haksızdır.Davacı tarafından takip ve dava konusu edilen alacak davalının iflas masasına kaydedilmiş ve kesinleşen iflas tablosunda bu alacağa yer verilmiştir. Her ne kadar davalı taraf bu belgenin İİK'nın 68. maddesinde sayılan belgelerden olmadığını ve Türkiye'de bir geçerliliğinin bulunmadığını iddia etmiş ise de, bu dava icra takibine itirazın geçici olarak kaldırılması talebi ile İcra Hukuk Mahkemesinde açılmış bir dava olmayıp, itirazın kesin olarak iptali için genel mahkemede açılmış bir davadır.

Dolayısıyla davacının, miktarı itibariyle alacağını yazılı delil ile ispatlaması yeterli olup Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından düzenlenen ve apostille şerhi içeren iflas tablosu HMK'nın 224. maddesi uyarınca resmi belge sayıldığından alacağı ispat etmektedir. Davalı tarafından borcun ödendiğine dair bir delil de sunulmamış olup, alacağın ispat edilemediği ve Mahkemece davacının alacağını kısmen tahsil ettiği konusunda araştırma yapılmadığına dair istinaf sebepleri haksızdır.Davalı tarafından takipten önce temerrüde düşürülmediğinden bahisle faize hükmedilmesinin hatalı olduğu iddia edilmiş ise de, takip ve dava konusu alacak haksız fiilden kaynaklandığı ve Alman Borçlar Kanunu'nun 849.

maddesinde bu alacaklar için zarar görenin, zararın meydana geldiği tarihten itibaren faiz talep edebileceği kabul edilmiş olduğundan davalının ayrıca bir ihtarname ile temerrüde düşürülmesine gerek olmayıp davalının bu istinaf sebebi de haksızdır. Son olarak, davacının takipte talep ettiği işlemiş faiz alacağı yönünden de itirazın iptalini talep ettiği ve bu kısım yönünden dava kısmen kabul edilmekle reddolunan kısım yönünden davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir ise de, Mahkemece yapılan istinabe işlemlerine olumsuz sonuç alınmasının davacıdan kaynaklanması, bu işlemlerim süresi nazara alındığından haklı olarak davalının yargılamanın gereksiz yere uzamasına sebebiyet verdiği kanaati ile HMK'nın 237/1.

maddesi gereği yargılama giderlerinden olan vekalet ücretine hükmedilmemiş olduğundan davalının aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davacının istinaf başvurusunun incelenmesi; Davalının istinaf sebeplerinin incelenmesi sırasında açıklandığı üzere, davada yabancılık unsuru bulunduğu ve MÖHUK madde 34 gereği Alman Hukukunun uygulanması gerektiğinden talep edilen alacağa işletilecek temerrüt faiz oranının da yine Alman Hukukuna göre belirlenmesi gerekir. Alman Borçlar Kanunu'nun 246. maddesinde bu oran %4 olarak belirlendiğinden bilirkişi raporunda işlemiş faiz yönünden yapılan hesaplamada %4 faiz oranı esas alınmış ve 5.062,52 EURO işlemiş faiz alacağı tespit edilmiştir. Her ne kadar Mahkemece gerekçeli kararda işlemiş ve işleyecek faizin 3095 Sayılı Kanun'un 4/a maddesindeki orana göre belirleneceği açıklanmış ve aynı zamanda bu yönde bir hesaplama içermeyen bilirkişi raporunun hükme esas alındığı belirtilerek hüküm fıkrasında rapordaki 5.062,52 EURO alacak yönünden itirazın iptaline karar verilmesi ile gerekçenin kendi içerisinde ve hüküm fıkrası ile arasında çelişki oluşturulmuş ise de, sonuç olarak işlemiş faiz yönünden bilirkişi raporundaki doğru hesaplamaya göre karar verildiğinden bu husus Dairemizce kaldırma sebebi yapılmamıştır.

Yine her ne kadar takipten itibaren de Alman yasal faizi olan %4 oranında faize hükmedilmesi gerekirken 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesindeki oranlarda faize hükmedilmiş olması hatalı ise de, bu hususta davalı tarafça bir istinaf sebebi ileri sürülmemiş ve davacı tarafından da hükmün bu kısmı istinaf edilmemiş, yalnızca işlemiş faiz yönünden uygulanan oran açısından istinafa gelinmiş olduğundan ve aleyhe kaldırma kararı verilemeyeceğinden davacının istinaf başvurusu kapsamında karar kaldırılmamıştır.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1- Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90‬ TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalıdan alınması gereken 7.019,96 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 1.755,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 5.264,96‬ TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı varsa yatıran ilgili tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 17/10/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1078668300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.