Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/7190 E. 2024/3859 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
temerrüt ihtarı↗ çerçeve sözleşme↗ kabul beyanı↗ acente↗ hile↗ satış sözleşmesi↗ acentelik↗ eş rızası↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ ihtar↗ haksız fiil↗ görevsizlik kararı↗ yetkisizlik kararı↗ kusur↗ cy/cy kaydı↗ yükleten (shipper)↗ avans faizi↗ temerrüt↗ temsil↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ:Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI :2017/833 E., 2019/481 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak sureti ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne, dava konusu meblağ 160.660,00 TL'nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında sözleşme imzalandığını, müvekkiline aracı kurum tarafından 899.000,00 TL kredi kullandırıldığını, aracı kurumun müvekkiline ait sermaye piyasası araçları süresinde satmayarak daha sonra satarak müvekkilinin zarara uğramasına sebep olduğunu, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından bu yanlışlıkların tespit edildiğini ileri sürerek şimdilik 1.000,00 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; mahkemenin yetkisiz ve görevsiz olduğunu, müvekkiline kusur izafe edilemeyeceğini, müvekkilinin re'sen satış hakkını kullanıp kullanmamak noktasında serbest bir yetkiye sahip olduğunu, davacının zarara uğratıldığının gerçek olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında imzalanan genel hükümlere ilişkin çerçeve sözleşmesi kapsamı dikkate alındığında, davalı tarafın hukuka aykırı olacak şekilde ve haksız fiil niteliğinde hile, emare ve olgusunun varlığının ispatlanamadığı, davalının özen ve sadakat borcunun yerine getirmeyerek sözleşme süresince özensizlik sonucu davacının zararına sebebiyet verdiğine ve bu suretle menfaat sağladığına ilişkin somut veri bulunmadığı, davalı acentenin öneri, tavsiye ve yorumlarının acente/müşteri ilişkisi içinde mutat, makul ve sınırlı olduğu, davacının hataya, hileye sevk edildiğinin ispatlanamadığı, kredili alışverişlerde davalının sebebiyet verdiği bir zararın tespit edilemediği, davacı tarafın ekonomik ve sosyal kişiliği dikkate alındığında çerçeve sözleşmesindeki risk bildirim formunda muhtemel riskleri serbest rızası ile anlayıp kabul ettiği, hesap ekstrelerinde yatırımın genel görünümü ile ilgili bilgi sahibi olduğu, hareket tarzı ile zarar miktarını davacının kendi fiil ve davranışı ile artırdığı, risk bildirim formunda aracı kurumun verdiği bilgi ve tavsiyelerinin kesin ve ispatlanmış sayılmaması gerektiği ikazı ile tüm risklerin aracı kurumun kusur ve ihmalinden doğan zarardan doğan hakların saklı kalmak kaydı ile kabul ve beyan edildiği, yapılan işlemlerin davacının eşi tarafından vekaleten verilen emir ve talimatlarla gerçekleştirildiği, dosya kapsamındaki ses kayıtlarının incelenmesinde, davacının kredili menkul kıymet işlemlerinde aracı kurum nezdinde bulundurmaları gereken asgari öz kaynak oranına istinaden (müşteriler kredili menkul kıymet işlemlerinde başlangıçta %50 oranında öz kaynak yatırmak zorunda olup kredili menkul kıymet işlemlerinin devamı esnasında da asgari %35 oranında öz kaynak bulundurmak zorundadır) korunması gereken oranın altına düştüğü konusunda devamlı bilgilendirildiği ancak davacının adına vekaleten işlem yapan eşinin satış işlemine izin vermediği, dönem dönem nakit gönderilmiş ise de borcu (öz kaynağı tamamlamaya) kapatmaya yeterli olmadığı, pay senedinin değer düşüklüğü nedeniyle öz kaynak oranının devamlı düştüğü ve korunamadığı, davacının eşi tarafından vekaleten portföyün sürdürülmesinin talep edilerek sıfırlanmasının kabul edildiği, bu veriler ve oluş dikkate alındığında davalıya sorumluluk yüklenemeyeceği gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesince alınan bilirkişi raporunun çelişkili olduğunu, itiraz etmelerine rağmen yeni bir bilirkişi raporuna ihtiyaç duyulmadığını, bilirkişi raporunda davacı lehine tespitler yapıldığını ancak sonuç bölümünde davalı tarafın bir kusuru olmadığı şeklinde rapor hazırlanıldığını, bilirkişi tarafından yapılan hesaplamada müvekkilin özkaynak oranının 16.05.2016 tarihinde çerçeve sözleşmesinde ve kredili açığa alım sözleşmesinde belirtilen oran olan % 35’in altına düştüğünün görüldüğünü, müşteri sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işleminde başlangıçta asgari %50 oranında özkaynak yatırmak zorunda olduğunu, başlangıçta yatırılacak özkaynak, açılan kredi ile satın alınan menkul kıymetlerin cari piyasa değeri kadar nakit veya menkul kıymetin peşin olarak yatırılmasını ifade ettiğini, kredili sermaye piyasası aracı işlemlerinin devamı süresince özkaynak oranının asgari %35 olmasının zorunlu olduğunu, müşteri, zararını durdurmak amacıyla, aracı kurumla imzalanan sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işlemi çerçeve sözleşmesinde yer alan ya da bu madde hükümleri çerçevesinde alt sınırları belirlenen özkaynak oranına ulaşmadan, daha yüksek bir özkaynak oranında sermaye piyasası araçlarının satışını sağlayan resen satış emrinin uygulanması konusunda sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işlemi çerçeve sözleşmesine hüküm konulmasını ve buna ilişkin esasların belirlenmesini isteyebileceğini, özkaynağın, tamamlama bildiriminin müşteriye yapıldığı tarihten itibaren iki iş gününü geçmeyecek şekilde sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işlemi çerçeve sözleşmesinde belirlenen süre içerisinde tamamlanmaması halinde, aracı kurum ayrıca bir ihbarname göndermesine gerek kalmaksızın, kredili olarak alınan ve/veya özkaynak olarak verilen sermaye piyasası araçlarını satarak krediyi kapatma yetkisine sahip olduğunu, kendisine özkaynak tamamlama bildirimi gönderilmiş müşterinin hiçbir alım emri, bildirim gününden özkaynak tamamlanıncaya kadar geçecek süre boyunca yerine getirilmeyeceğini, hem SPK raporu hem bilirkişinin tespit ettiği hususlar hem de davacının eşi ile davalının temsilcisi arasında yapılan telefon konuşmalarından anlaşıldığı üzere davalı tarafın gerekli mesleki dikkat ve özeni gösteremediğini, davacının özkaynak oranı 92 gün yanlış hesaplandığını, davacının özkaynak oranı % 35’in altına düştüğünde müvekkile tebliğ gereği temerrüt ihtarı verilmesi gerekirken verilmediğinin ortada olduğunu, sonuç olarak davalının mesleki gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek davacının hesaplarında devamlı hataya düşerek davacının zamanında gerekli bildirimleri yapmayarak davacının zarara uğramasına sebep olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının, davacının hissesini satma hakkı bulunmasına karşın hukuka aykırı olacak şekilde ve haksız fiil niteliğinde hile, emare ve olgusunun varlığının ispatlanamadığı, davacı tarafın ekonomik ve sosyal kişiliği dikkate alındığından çerçeve sözleşmesindeki risk bildirim formunda muhtemel riskleri serbest rızası ile anlayıp kabul ettiği, hesap ekstrelerinde yatırımın genel görünümü ile ilgili bilgi sahibi olduğu, hareket tarzı ile zarar miktarını davacının kendi fiil ve davranışı ile artırdığı, yapılan işlemlerin davacının eşi tarafından vekaleten verilen emir ve talimatlarla gerçekleştirildiği, dönem dönem nakit gönderilmiş ise de borcu (öz kaynağı tamamlamaya) kapatmaya yeterli olmadığı, pay senedinin değer düşüklüğü nedeniyle öz kaynak oranının devamlı düştüğü ve korunamadığı hususları gözetildiğinde davacı yanın 12.05.2016 tarihinden sonra zarar oluşmasında % 80 oranında kusurlu olduğunun kabul edildiği, böylelikle davalı yan 26.04.2016 ile 12.05.2016 tarihleri arasında gerçekleşen 53.750,00 TL zararın tamamından sorumlu olduğundan, davacının satışın gerçekleştiği 22.08.2016 tarihinde oluştuğu bilirkişi raporu ile tespit edilen 231.650,00 TL miktarındaki toplam zararından davalının tamamen sorumlu olduğu 53.750,00 TL'nin düşülmesi ile kalan 177.900,00 TL zararın % 20'si oranındaki kusuruna tekabül eden 35.580,00 TL olmak üzere toplam 89.330,00 TL davacı alacağının bulunduğu, davacının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak suretiyle 1.000,00 TL'nin tahsili talep edildiği, taleple bağlı kalınmak suretiyle davanın kabulüne karar vermek gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne,
1.000,00 TL'nin 12.05.2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle: istinaf sebepleriyle temyiz başvurusunda bulunmuştur.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle: müvekkilince davacıya öz kaynak koruma oranının altına düşüldüğüne ilişkin yapılan bildirimin Bölge Adliye Mahkemesince atlandığını, öz kaynak bildiriminin yapılmadığı değerlendirmesinin son derece yanlış olduğunu, SPK tarafından da öz kaynak bildiriminin yapıldığının tespit edildiğini, müvekkiline kusur izafe edilmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin mevzuat kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirdiğini, davacının satış yapmak istememesi nedeni ile tam kusurlu olduğunu, %20 kusur değerlendirmesinin hangi somut verilere dayanılarak yapıldığının anlaşılamadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kredili alım açığa satış sözleşme hükümlerine aykırı olarak davacı aleyhine işlemler yapılıp yapılmadığı, yapılmışsa davacının bu durumdan bir zararı olup olmadığı, zarar var ise bu zarardan kimin sorumlu olduğu noktalarında toplanmıştır
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 112 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Dava, kredili alım açığa satış sözleşmesi nedeniyle uğranılan zararın tahsili istemine ilişkin olup İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzere Bölge Adliye Mahkemesince davalının öz kaynak koruma oranının altına düştüğü ilk tarihten davacıya yapılan geç bildirim tarihine kadar geçen dönem için tam kusurlu olduğu ve bu tarihler arasında oluşan zararın tamamından sorumlu olduğu, ilk bildirim tarihinden sonraki dönemde gerçekleşen zarardan ise davalının takdiren %20 kusurlu bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince öz kaynak koruma oranın altına düştüğü ilk tarihten davacıya yapılan geç bildirim tarihine kadar geçen dönem zararından davalının sorumlu olacağı hususundaki değerlendirmesi yerinde ise de davacıya öz kaynak bildiriminin yapıldığı tarih ile hisselerin satıldığı tarih arasındaki dönem için davacının yeni alım işlemi yapılmasına izin vermediği, davacının borcun ödenmesi konusunda bilgilendirildiği, buna rağmen davacının ısrarla hesaptaki hisselerin satışını kesinlikle istemediği ve borcunu ödeyeceği beyanları karşısında bu dönem için davalıya sorumluluk yüklenemeyeceği dikkate alınmaksızın yanılgılı değerlendirme ve hatalı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/5296 E. 2016/2412 K.
Ortak:çerçeve sözleşme · ihtar · yetkisizlik kararı
İncelediğiniz kararda… tmelerine rağmen yeni bir bilirkişi raporuna ihtiyaç duyulmadığını, bilirkişi raporunda davacı lehine tespitler yapıldığını ancak sonuç bölümünde davalı tarafın bir «kusuru» olmadığı şeklinde rapor hazırlanıldığını, bilirkişi tarafından yapılan hesaplamada müvekkilin özkaynak oranının 16.05.2016 tarihinde «çerçeve sözleşmesinde» ve kredili açığa alım sözleşmesinde belirtilen oran olan % 35’in altına düştüğünün görüldüğünü, müşteri sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işleminde başlangıçta asgari %50 oranında özkaynak yatırmak zorunda olduğunu, başlangıçta yatırılacak özkaynak, açılan kredi ile satın alınan menkul kıymetlerin cari piyasa değeri kadar nakit veya menkul kıymetin peşin olarak yatırılmasını ifade ettiğini, kredili sermaye piyasası aracı işlemlerinin devamı süresince özkaynak oranının asgari %35 olmasının zorunlu olduğunu, müşteri, zararını durdurmak amacıyla, aracı kurumla imzalanan sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işlemi çerçeve sözleşmesinde yer alan ya da bu madde hükümleri çerçevesinde alt sınırları belirlenen özkaynak oranına ulaşmadan, daha yüksek bir özkaynak oranında sermaye piyasası araçlarının satışını sağlayan resen satış emrinin uygulanması konusunda sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işlemi çerçeve sözleşmesine hüküm konulmasını ve buna ilişkin esasların belirlenmesini isteyebileceğini, özkaynağın, tamamlama bildiriminin müşteriye yapıldığı tarihten itibaren iki iş gününü geçmeyecek şekilde sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işlemi çerçeve sözleşmesinde belirlenen süre içerisinde tamamlanmaması halinde, aracı kurum ayrıca bir ihbarname göndermesine gerek kalmaksızın, kredili olarak alınan ve/veya özkaynak olarak verilen sermaye piyasası araçlarını satarak krediyi kapatma «yetkisine» sahip olduğunu, kendisine özkaynak tamamlama bildirimi gönderilmiş müşterinin hiçbir alım emri, bildirim gününden özkaynak tamamlanıncaya kadar geçecek süre boyunca yerine getirilmeyeceğini, hem SPK raporu hem bilirkişinin tespit ettiği hususlar hem de davacının eşi ile davalının «temsilcisi» arasında yapılan telefon konuşmalarından anlaşıldığı üzere davalı tarafın gerekli mesleki dikkat ve özeni gösteremediğini, davacının özkaynak oranı 92 gün yanlış hesaplandığını, davacının özkaynak oranı % 35’in altına düştüğünde müvekkile tebliğ gereği «temerrüt ihtarı» verilmesi gerekirken verilmediğinin ortada olduğunu, sonuç olarak davalının mesleki gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek davacının hesaplarında devamlı hataya düş …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; mahkemenin «yetkisiz» ve «görevsiz» olduğunu, müvekkiline «kusur» izafe edilemeyeceğini, müvekkilinin re'sen satış hakkını kullanıp kullanmamak noktasında serbest bir yetkiye sahip olduğunu, davacının zarara uğratıldığının gerçek olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında imzalanan genel hükümlere ilişkin «çerçeve sözleşmesi» kapsamı dikkate alındığında, davalı tarafın hukuka aykırı olacak şekilde ve «haksız fiil» niteliğinde «hile», emare ve olgusunun varlığının ispatlanamadığı, davalının özen ve sadakat borcunun yerine getirmeyerek sözleşme süresince özensizlik sonucu davacının zararına sebebiyet verdiğine ve bu suretle menfaat sağladığına ilişkin somut veri bulunmadığı, davalı «acentenin» öneri, tavsiye ve yorumlarının «acente»/müşteri ilişkisi içinde mutat, makul ve sınırlı olduğu, davacının hataya, hileye sevk edildiğinin ispatlanamadığı, kredili alışverişlerde davalının sebebiyet verdiği bir zararın tespit edilemediği, davacı tarafın ekonomik ve sosyal kişiliği dikkate alındığında çerçeve sözleşmesindeki risk bildirim formunda muhtemel riskleri serbest «rızası» ile anlayıp kabul ettiği, hesap ekstrelerinde yatırımın genel görünümü ile ilgili bilgi sahibi olduğu, hareket tarzı ile zarar miktarını davacının kendi fiil ve davranışı ile artırdığı, risk bildirim formunda aracı kurumun verdiği bilgi ve tavsiyelerinin «kesin» ve ispatlanmış sayılmaması gerektiği ikazı ile tüm risklerin aracı kurumun «kusur» ve ihmalinden doğan zarardan doğan hakların saklı kalmak «kaydı» ile kabul ve beyan edildiği, yapılan işlemlerin davacının eşi tarafından vekaleten verilen emir ve talimatlarla gerçekleştirildiği, dosya kapsamındaki ses kayıtlar …
Benzer bu kararda… inde bulunurlar...., tamamlama bildiriminin müşteriye yapıldığı tarihten itibaren iki iş gününü geçmeyecek şekilde sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işlemi «çerçeve sözleşmesinde» belirlenen süre içerisinde tamamlanmaması halinde, aracı kurum ayrıca bir ihbarname göndermesine gerek kalmaksızın, kredili olarak alınan ve/veya özkaynak olarak verilen sermaye piyasası araçlarını satarak krediyi kapatma «yetkisine» sahiptir” hükmü düzenlenmiştir.
Şubesi'yle sermaye piyasası araçları muhafaza işlem «çerçeve sözleşmesi», menkul kıymet «kredi sözleşmesi» ve bunlara bağlı olarak taahütname, «rehin» «muvafakat» yazısı ve sermaye piyasası işlemleri «risk bildirim formu» imzaladığı, dava konusu... hisselerinin 2011 yılı içinde satışlarının yapıldığı hususları «uyuşmazlık konusu» değildir.
Somut olayda davalı bankaca davacının hesabında özkaynak oranının kredi «teminatını» karşılamadığı tespit edilince davacıya 26.07.2011 tarihli e-posta gönderilerek hesabındaki öz kaynak oranının %50 olacak şekilde arttırılması aksi taktirde menkul kıymet «kredi sözleşmesinin» 10/4. maddesi hükümlerine istinaden satış yapılacağı «ihtar» edildiği halde davacı hesabında gerekli tamamlamayı yapmamış, bilgisi dahilinde olmayan işlemleri onaylamadığını bildirmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:risk bildirim formu · hükmün tamamlanması · takas-mahsup · takas · hakkın kötüye kullanılması · ba formu · rehin · münhasırlık
Benzer bu karardaHükme esas alınan bilirkişi raporunda “SPK Tebliği uyarınca davalı bankanın davacı adına «münhasır» ve bağımsız menkul kıymet kredi hesabı açmadığı, davalı bankaca davacının işlemlerinin izlendiği tek hesapta günlük kredi risk miktarlarının belli olmadığı, davacının günlük kredi risk miktarlarından bilgi sahibi olmadığı, kredinin günlük bakiyelerinden haberdar olmadığı, 2011 yılı özkaynak hesaplama tablosuna göre 27.07.2011 tarihinden çok önce örnek kabilinden sayılan 07.02.2011, 20.01.2011, 04.02.2011, 21.02.2011, 06.04.2011, 06.04.2011, 25.07.2011 tarihlerinde olduğu gibi özkaynak oranlarının sürekli olarak %35'in altında bulunduğu, kaynak hesaplama tablosundaki bilgilerden 07.01.2011 tarihinden itibaren olan günlerin çoğunda davalı bankaca davacıya kullandırılan kredi meblağlarının sözleşme ile belirlenmiş olan 500.000 TL'lik kredi limitini sürekli olarak büyük boyutlarda aştığı halde davalının davacıya özkaynak durumu bildirmediği, öz kaynak tamamlama isteminde bulunmadığı, davalının... mevzuatına uymadan kullandırdığı krediden dolayı davacının aksi talimatına rağmen tek taraflı olarak .... hisselerini 27.07.2011-02.08.2011 tarihlerinde resen satarak «takas mahsup» yapmasının «hakkın kötüye kullanılması» olacağı” bildirilmiştir.
Şubesi'yle sermaye piyasası araçları muhafaza işlem «çerçeve sözleşmesi», menkul kıymet «kredi sözleşmesi» ve bunlara bağlı olarak taahütname, «rehin» «muvafakat» yazısı ve sermaye piyasası işlemleri «risk bildirim formu» imzaladığı, dava konusu... hisselerinin 2011 yılı içinde satışlarının yapıldığı hususları «uyuşmazlık konusu» değildir.
Kredili sermaye piyasası aracı işlemlerinin devamı süresince özkaynak oranının asgari %35 olması zorunludur” «hükmü, “... tamamlama» bildirimi” başlıklı 18. maddesinde ise “Aracı kurumlar müşterilerinin kredi hesabındaki özkaynak tutarını, Tebliğin 2 numaralı ekinde yer alan formata uygun olarak her iş günü itibarıyla hesaplamak ve raporlamak zorundadırlar.
… k tamamlama isteminde bulunmayıp sonradan özkaynak oranının yasal orana tamamlanmasını istemesinin taraflar arasındaki sözleşme ve anılan yasal düzenleme karşısında «hakkın kötüye kullanılması» olarak değerlendirelemeyecektir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/932 E. 2020/4121 K.
Ortak:çerçeve sözleşme · ihtar · yetkisizlik kararı · avans faizi
İncelediğiniz kararda… tmelerine rağmen yeni bir bilirkişi raporuna ihtiyaç duyulmadığını, bilirkişi raporunda davacı lehine tespitler yapıldığını ancak sonuç bölümünde davalı tarafın bir «kusuru» olmadığı şeklinde rapor hazırlanıldığını, bilirkişi tarafından yapılan hesaplamada müvekkilin özkaynak oranının 16.05.2016 tarihinde «çerçeve sözleşmesinde» ve kredili açığa alım sözleşmesinde belirtilen oran olan % 35’in altına düştüğünün görüldüğünü, müşteri sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işleminde başlangıçta asgari %50 oranında özkaynak yatırmak zorunda olduğunu, başlangıçta yatırılacak özkaynak, açılan kredi ile satın alınan menkul kıymetlerin cari piyasa değeri kadar nakit veya menkul kıymetin peşin olarak yatırılmasını ifade ettiğini, kredili sermaye piyasası aracı işlemlerinin devamı süresince özkaynak oranının asgari %35 olmasının zorunlu olduğunu, müşteri, zararını durdurmak amacıyla, aracı kurumla imzalanan sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işlemi çerçeve sözleşmesinde yer alan ya da bu madde hükümleri çerçevesinde alt sınırları belirlenen özkaynak oranına ulaşmadan, daha yüksek bir özkaynak oranında sermaye piyasası araçlarının satışını sağlayan resen satış emrinin uygulanması konusunda sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işlemi çerçeve sözleşmesine hüküm konulmasını ve buna ilişkin esasların belirlenmesini isteyebileceğini, özkaynağın, tamamlama bildiriminin müşteriye yapıldığı tarihten itibaren iki iş gününü geçmeyecek şekilde sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işlemi çerçeve sözleşmesinde belirlenen süre içerisinde tamamlanmaması halinde, aracı kurum ayrıca bir ihbarname göndermesine gerek kalmaksızın, kredili olarak alınan ve/veya özkaynak olarak verilen sermaye piyasası araçlarını satarak krediyi kapatma «yetkisine» sahip olduğunu, kendisine özkaynak tamamlama bildirimi gönderilmiş müşterinin hiçbir alım emri, bildirim gününden özkaynak tamamlanıncaya kadar geçecek süre boyunca yerine getirilmeyeceğini, hem SPK raporu hem bilirkişinin tespit ettiği hususlar hem de davacının eşi ile davalının «temsilcisi» arasında yapılan telefon konuşmalarından anlaşıldığı üzere davalı tarafın gerekli mesleki dikkat ve özeni gösteremediğini, davacının özkaynak oranı 92 gün yanlış hesaplandığını, davacının özkaynak oranı % 35’in altına düştüğünde müvekkile tebliğ gereği «temerrüt ihtarı» verilmesi gerekirken verilmediğinin ortada olduğunu, sonuç olarak davalının mesleki gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek davacının hesaplarında devamlı hataya düş …
… lge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının, davacının hissesini satma hakkı bulunmasına karşın hukuka aykırı olacak şekilde ve «haksız fiil» niteliğinde «hile», emare ve olgusunun varlığının ispatlanamadığı, davacı tarafın ekonomik ve sosyal kişiliği dikkate alındığından «çerçeve sözleşmesindeki» risk bildirim formunda muhtemel riskleri serbest «rızası» ile anlayıp kabul ettiği, hesap ekstrelerinde yatırımın genel görünümü ile ilgili bilgi sahibi olduğu, hareket tarzı ile zarar miktarını davacının kendi fiil ve davranışı ile artırdığı, yapılan işlemlerin davacının eşi tarafından vekaleten verilen emir ve talimatlarla gerçekleştirildiği, dönem dönem nakit gönderilmiş ise de borcu (öz kaynağı tamamlamaya) kapatmaya yeterli olmadığı, pay senedinin değer düşüklüğü nedeniyle öz kaynak oranının devamlı düştüğü ve korunamadığı hususları gözetildiğinde davacı yanın 12.05.2016 tarihinden sonra zarar oluşmasında % 80 oranında kusurlu olduğunun kabul edildiği, böylelikle davalı yan 26.04.2016 ile 12.05.2016 tarihleri arasında gerçekleşen 53.750,00 TL zararın tamamından sorumlu olduğundan, davacının satışın gerçekleştiği 22.08.2016 tarihinde oluştuğu bilirkişi raporu ile tespit edilen 231.650,00 TL miktarındaki toplam zararından davalının tamamen sorumlu olduğu 53.750,00 TL'nin düşülmesi ile kalan 177.900,00 TL zararın % 20'si oranındaki kusuruna tekabül eden 35.580,00 TL olmak üzere toplam 89.330,00 TL davacı alacağının bulunduğu, davacının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak suretiyle 1.000,00 TL'nin tahsili talep edildiği, taleple bağlı kalınmak suretiyle davanın kabulüne karar vermek gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, 1.000,00 TL'nin 12.05.2016 tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; mahkemenin «yetkisiz» ve «görevsiz» olduğunu, müvekkiline «kusur» izafe edilemeyeceğini, müvekkilinin re'sen satış hakkını kullanıp kullanmamak noktasında serbest bir yetkiye sahip olduğunu, davacının zarara uğratıldığının gerçek olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Benzer bu kararda… belirtilen öz kaynağın tamamlama bildiriminin müşteriye yapıldığı tarihten itibaren 2 iş gününü geçmeyecek şekilde sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işlemi «çerçeve sözleşmesinde» belirlenen süre içerisinde tamamlanmaması halinde, aracı kurum ayrıca bir ihbarname göndermesine gerek kalmaksızın kredili olarak alınan ve/veya öz kaynak olarak verilen sermaye piyasası araçlarını satarak krediyi kapatma «yetkisine» sahip olduğu hükmünü içerdiği, davacının «kredi sözleşmesinin» 10/4. maddesi hükümlerine istinaden satış yapılacağı «ihtar» edildiği halde davacı hesabında gerekli tamamlamayı yapmadığı, bilgisi dahilinde olmayan işlemleri onaylamadığı, davacının kendisine yapılan bildirimden sonra hesabını tebliğde öngörülen öz kaynak oranında tamamlaması halinde hesabındaki Kiler hisselerinin satılmayacağı, davalı bankanın daha önce davacının hesabının öz kaynak oranlarının %35'in altında bulunması ve davacıya kullandırılan kredi meblağlarının sözleşme ile belirlenmiş olan kredi limitini aşmasına rağmen davalı bankanın öz kaynak tamamlama isteminde bulunmayıp, sonradan öz kaynak oranının yasal orana tamamlanmasını istemesinin taraflar arasındaki sözleşme ve yasal düzenleme karşısında «hakkın kötüye kullanılması» olarak değerlendiremeyeceği, davalı bankanın eyleminin taraflar arasındaki sözleşme ve belirlenen SPK mevzuatına uygun olduğu, ancak limit fiyatlı emre uyulmaması nedeniyle uğranılan zararın davalıdan istenebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 24.500.- TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Dairemizin 03.03.2016 tarih ve 2015/5296 Esas - 2016/2412 Karar sayılı ilamıyla davalı bankaca davacının hesabında özkaynak oranının kredi «teminatını» karşılamadığı tespit edilince, davacıya 26.07.2011 tarihli e-posta gönderilerek hesabındaki öz kaynak oranının %50 olacak şekilde arttırılması, aksi taktirde menkul kıymet «kredi sözleşmesinin» 10/4. maddesi hükümlerine istinaden satış yapılacağı «ihtar» edildiği halde davacı hesabında gerekli tamamlamayı yapmamış, bilgisi dahilinde olmayan işlemleri onaylamadığını bildirmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hakkın kötüye kullanılması · denetime elverişlilik · satım sözleşmesi · kredi sözleşmesi · teminat
Benzer bu kararda… belirtilen öz kaynağın tamamlama bildiriminin müşteriye yapıldığı tarihten itibaren 2 iş gününü geçmeyecek şekilde sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işlemi «çerçeve sözleşmesinde» belirlenen süre içerisinde tamamlanmaması halinde, aracı kurum ayrıca bir ihbarname göndermesine gerek kalmaksızın kredili olarak alınan ve/veya öz kaynak olarak verilen sermaye piyasası araçlarını satarak krediyi kapatma «yetkisine» sahip olduğu hükmünü içerdiği, davacının «kredi sözleşmesinin» 10/4. maddesi hükümlerine istinaden satış yapılacağı «ihtar» edildiği halde davacı hesabında gerekli tamamlamayı yapmadığı, bilgisi dahilinde olmayan işlemleri onaylamadığı, davacının kendisine yapılan bildirimden sonra hesabını tebliğde öngörülen öz kaynak oranında tamamlaması halinde hesabındaki Kiler hisselerinin satılmayacağı, davalı bankanın daha önce davacının hesabının öz kaynak oranlarının %35'in altında bulunması ve davacıya kullandırılan kredi meblağlarının sözleşme ile belirlenmiş olan kredi limitini aşmasına rağmen davalı bankanın öz kaynak tamamlama isteminde bulunmayıp, sonradan öz kaynak oranının yasal orana tamamlanmasını istemesinin taraflar arasındaki sözleşme ve yasal düzenleme karşısında «hakkın kötüye kullanılması» olarak değerlendiremeyeceği, davalı bankanın eyleminin taraflar arasındaki sözleşme ve belirlenen SPK mevzuatına uygun olduğu, ancak limit fiyatlı emre uyulmaması nedeniyle uğranılan zararın davalıdan istenebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 24.500.- TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Dairemizin 03.03.2016 tarih ve 2015/5296 Esas - 2016/2412 Karar sayılı ilamıyla davalı bankaca davacının hesabında özkaynak oranının kredi «teminatını» karşılamadığı tespit edilince, davacıya 26.07.2011 tarihli e-posta gönderilerek hesabındaki öz kaynak oranının %50 olacak şekilde arttırılması, aksi taktirde menkul kıymet «kredi sözleşmesinin» 10/4. maddesi hükümlerine istinaden satış yapılacağı «ihtar» edildiği halde davacı hesabında gerekli tamamlamayı yapmamış, bilgisi dahilinde olmayan işlemleri onaylamadığını bildirmiştir.
Dairemizin yukarıda özetlenen bozma ilamında davalının özkaynak oranının yasal orana tamamlanması istemesinin «hakkın kötüye kullanımı» olarak değerlendirilemeyeceği belirtildikten sonra davalı bankanın eyleminin sözleşme ve SPK mevzuatı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği ifade edildiği ve mahkemece bozma ilamına uyulduğu halde davalı eylemlerinin ne şekilde sözleşmelere ve SPK mevzuatına uygun olduğu «denetime elverişli» olacak biçimde gerekçelendirilmemiştir.
Dava, davalı bankanın taraflar arasındaki menkul kıymet alım «satım sözleşmesi» ve mevzuata aykırı işlem yapmasından dolayı davacının uğradığı zararın tazmini istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/11819 E. 2015/8490 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:kayyım
Benzer bu karardaMahkemece, davanın kabulüne dair verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine davacı yararına bozulmuş, bozmaya uyulmuş, «kayyım» ücretlerinin davalı şirket özkaynaklarından karşılanmasının uygun olacağı gerekçesiyle davanın bir kez daha kabulüne karar verilmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/8316 E. 2023/4085 K.
Ortak:ihtar · kusur · temerrüt
İncelediğiniz kararda… tmelerine rağmen yeni bir bilirkişi raporuna ihtiyaç duyulmadığını, bilirkişi raporunda davacı lehine tespitler yapıldığını ancak sonuç bölümünde davalı tarafın bir «kusuru» olmadığı şeklinde rapor hazırlanıldığını, bilirkişi tarafından yapılan hesaplamada müvekkilin özkaynak oranının 16.05.2016 tarihinde «çerçeve sözleşmesinde» ve kredili açığa alım sözleşmesinde belirtilen oran olan % 35’in altına düştüğünün görüldüğünü, müşteri sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işleminde başlangıçta asgari %50 oranında özkaynak yatırmak zorunda olduğunu, başlangıçta yatırılacak özkaynak, açılan kredi ile satın alınan menkul kıymetlerin cari piyasa değeri kadar nakit veya menkul kıymetin peşin olarak yatırılmasını ifade ettiğini, kredili sermaye piyasası aracı işlemlerinin devamı süresince özkaynak oranının asgari %35 olmasının zorunlu olduğunu, müşteri, zararını durdurmak amacıyla, aracı kurumla imzalanan sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işlemi çerçeve sözleşmesinde yer alan ya da bu madde hükümleri çerçevesinde alt sınırları belirlenen özkaynak oranına ulaşmadan, daha yüksek bir özkaynak oranında sermaye piyasası araçlarının satışını sağlayan resen satış emrinin uygulanması konusunda sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işlemi çerçeve sözleşmesine hüküm konulmasını ve buna ilişkin esasların belirlenmesini isteyebileceğini, özkaynağın, tamamlama bildiriminin müşteriye yapıldığı tarihten itibaren iki iş gününü geçmeyecek şekilde sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işlemi çerçeve sözleşmesinde belirlenen süre içerisinde tamamlanmaması halinde, aracı kurum ayrıca bir ihbarname göndermesine gerek kalmaksızın, kredili olarak alınan ve/veya özkaynak olarak verilen sermaye piyasası araçlarını satarak krediyi kapatma «yetkisine» sahip olduğunu, kendisine özkaynak tamamlama bildirimi gönderilmiş müşterinin hiçbir alım emri, bildirim gününden özkaynak tamamlanıncaya kadar geçecek süre boyunca yerine getirilmeyeceğini, hem SPK raporu hem bilirkişinin tespit ettiği hususlar hem de davacının eşi ile davalının «temsilcisi» arasında yapılan telefon konuşmalarından anlaşıldığı üzere davalı tarafın gerekli mesleki dikkat ve özeni gösteremediğini, davacının özkaynak oranı 92 gün yanlış hesaplandığını, davacının özkaynak oranı % 35’in altına düştüğünde müvekkile tebliğ gereği «temerrüt ihtarı» verilmesi gerekirken verilmediğinin ortada olduğunu, sonuç olarak davalının mesleki gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek davacının hesaplarında devamlı hataya düş …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; mahkemenin «yetkisiz» ve «görevsiz» olduğunu, müvekkiline «kusur» izafe edilemeyeceğini, müvekkilinin re'sen satış hakkını kullanıp kullanmamak noktasında serbest bir yetkiye sahip olduğunu, davacının zarara uğratıldığının gerçek olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında imzalanan genel hükümlere ilişkin «çerçeve sözleşmesi» kapsamı dikkate alındığında, davalı tarafın hukuka aykırı olacak şekilde ve «haksız fiil» niteliğinde «hile», emare ve olgusunun varlığının ispatlanamadığı, davalının özen ve sadakat borcunun yerine getirmeyerek sözleşme süresince özensizlik sonucu davacının zararına sebebiyet verdiğine ve bu suretle menfaat sağladığına ilişkin somut veri bulunmadığı, davalı «acentenin» öneri, tavsiye ve yorumlarının «acente»/müşteri ilişkisi içinde mutat, makul ve sınırlı olduğu, davacının hataya, hileye sevk edildiğinin ispatlanamadığı, kredili alışverişlerde davalının sebebiyet verdiği bir zararın tespit edilemediği, davacı tarafın ekonomik ve sosyal kişiliği dikkate alındığında çerçeve sözleşmesindeki risk bildirim formunda muhtemel riskleri serbest «rızası» ile anlayıp kabul ettiği, hesap ekstrelerinde yatırımın genel görünümü ile ilgili bilgi sahibi olduğu, hareket tarzı ile zarar miktarını davacının kendi fiil ve davranışı ile artırdığı, risk bildirim formunda aracı kurumun verdiği bilgi ve tavsiyelerinin «kesin» ve ispatlanmış sayılmaması gerektiği ikazı ile tüm risklerin aracı kurumun «kusur» ve ihmalinden doğan zarardan doğan hakların saklı kalmak «kaydı» ile kabul ve beyan edildiği, yapılan işlemlerin davacının eşi tarafından vekaleten verilen emir ve talimatlarla gerçekleştirildiği, dosya kapsamındaki ses kayıtlar …
Benzer bu kararda… kayıtlarının delil vasfı bulunmadığını, davacının ses kayıtları üzerinde keyfi bir biçimde oynama yaptığını, aleyhine olan kayıtları sunmadığını, bu durumun teknik «bilirkişi incelemesi» ile tespit edildiğini, dava konusu zararın davacının sermaye piyasası mevzuatına açıkça aykırı işlemleri nedeniyle oluştuğunu, mahkemenin davalıya %50 «kusur» yükleme gerekçelerinin dosya içeriğine ve maddi gerçeklere aykırı olduğunu, yüklenen «kusur oranının» yüksek olduğunu, davacının hisseleri satacağını «ihtar» ettiği tarihle satışların gerçekleştiği tarih arasında geçen sürede meydana gelen zararların tamamından davacının sorumlu olacağı hususunun gözardı edildiğini, dav …
… ında her iki tarafında her eşit oranda kusurlu sayılması gerektiği, alacak likit nitelikte ise de zarar ortak kusurla oluşması nedeni ile takip aşamasında davalının «kusur oranını» değerlendirerek itirazda bulunulma imkanı olmadığından icra inkâr tazminatına hükmedilemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının İstanbul 4.
İcra Müdürlüğünün 2012/331 E. sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın kısmen iptaline, takibin 79.162,11 TL «asıl alacak», 1.648,09 TL «işlemiş faiz», 82,40 TL BSMV ve 88,94 TL «ihtarname» «masrafı» olmak üzere toplam 80.981,54 TL üzerinden devamına, takip tarihinden itibaren yıllık %14,09 oranında «temerrüt faizi» yürütülmesine, fazlaya ilişkin 82.995,96 TL istemin reddine, şartları oluşmayan icra inkâr tazminatının reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:cari hesap ekstresi · kusur oranı · cari hesap · hisse senedi · denetime elverişlilik · mahsup · ihtiyati haciz · işlemiş faiz
Benzer bu karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili nezdinde işlem yapan davalı yatırımcının, «hisse senedi» alımı için kullanmış olduğu kredi borcunu kapatması talebi ile «ihtarname» gönderilmesine rağmen kapatmadığı veya kapatamadığı gerekçesi ile hesabında «teminat» olarak bulunan hisse senetlerini satarak hesabı resen «tasfiye» ettiğini, daha sonra davalıya hisse senedi alım kredisi olarak kullandırmış olduğu bedelin iki iş günü içerisinde ödenmesi talebi ile ihtarname gönderildiğini, davalının ödemede bulunmaması üzerine kredi teminatında bulunan hisse senetlerinin resen satılarak kredi hesabı borcuna «mahsup» edildiğini, bu şekilde 158.324,21 TL kredi borcunun kaldığını, bu bedelin ödenmesi için gönderilen iki ihtarname uyarınca da davalının ödeme yapmadığını, bunun üzerine «ihtiyati haciz» kararı alınarak davalı aleyhinde icra takibi başlatıldığını, davalının takibe itirazının haksız ve «kötüniyetli» olduğunu ileri sürerek itirazın iptaline karar verilmesi istemiştir.
Davalı yatırımcının ses kayıtları içerik konuşmalarından, emirleri internet üzerinden bizzat kendisinin verdiği, «cari hesap ekstrelerini» bizzat kendisinin tebellüğ ettiği, «teminat» açığını kapatabilmek amacıyla kredi talebinde bulunduğu, teminattaki hisse senetlerinin kredi borcunun kapatılmasına karşılık satılmasını kabul etmediği, risk ve g …
… ında her iki tarafında her eşit oranda kusurlu sayılması gerektiği, alacak likit nitelikte ise de zarar ortak kusurla oluşması nedeni ile takip aşamasında davalının «kusur oranını» değerlendirerek itirazda bulunulma imkanı olmadığından icra inkâr tazminatına hükmedilemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının İstanbul 4.
İcra Müdürlüğünün 2012/331 E. sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın kısmen iptaline, takibin 79.162,11 TL «asıl alacak», 1.648,09 TL «işlemiş faiz», 82,40 TL BSMV ve 88,94 TL «ihtarname» «masrafı» olmak üzere toplam 80.981,54 TL üzerinden devamına, takip tarihinden itibaren yıllık %14,09 oranında «temerrüt faizi» yürütülmesine, fazlaya ilişkin 82.995,96 TL istemin reddine, şartları oluşmayan icra inkâr tazminatının reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/7190 E. , 2024/3859 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
SAYISI 2019/1623 Esas, 2022/1019 Karar
HÜKÜM
Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2017/833 E., 2019/481 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak sureti ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne, dava konusu meblağ 160.660,00 TL'nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında sözleşme imzalandığını, müvekkiline aracı kurum tarafından 899.000,00 TL kredi kullandırıldığını, aracı kurumun müvekkiline ait sermaye piyasası araçları süresinde satmayarak daha sonra satarak müvekkilinin zarara uğramasına sebep olduğunu, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından bu yanlışlıkların tespit edildiğini ileri sürerek şimdilik 1.000,00 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; mahkemenin yetkisiz ve görevsiz olduğunu, müvekkiline kusur izafe edilemeyeceğini, müvekkilinin re'sen satış hakkını kullanıp kullanmamak noktasında serbest bir yetkiye sahip olduğunu, davacının zarara uğratıldığının gerçek olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında imzalanan genel hükümlere ilişkin çerçeve sözleşmesi kapsamı dikkate alındığında, davalı tarafın hukuka aykırı olacak şekilde ve haksız fiil niteliğinde hile, emare ve olgusunun varlığının ispatlanamadığı, davalının özen ve sadakat borcunun yerine getirmeyerek sözleşme süresince özensizlik sonucu davacının zararına sebebiyet verdiğine ve bu suretle menfaat sağladığına ilişkin somut veri bulunmadığı, davalı acentenin öneri, tavsiye ve yorumlarının acente/müşteri ilişkisi içinde mutat, makul ve sınırlı olduğu, davacının hataya, hileye sevk edildiğinin ispatlanamadığı, kredili alışverişlerde davalının sebebiyet verdiği bir zararın tespit edilemediği, davacı tarafın ekonomik ve sosyal kişiliği dikkate alındığında çerçeve sözleşmesindeki risk bildirim formunda muhtemel riskleri serbest rızası ile anlayıp kabul ettiği, hesap ekstrelerinde yatırımın genel görünümü ile ilgili bilgi sahibi olduğu, hareket tarzı ile zarar miktarını davacının kendi fiil ve davranışı ile artırdığı, risk bildirim formunda aracı kurumun verdiği bilgi ve tavsiyelerinin kesin ve ispatlanmış sayılmaması gerektiği ikazı ile tüm risklerin aracı kurumun kusur ve ihmalinden doğan zarardan doğan hakların saklı kalmak kaydı ile kabul ve beyan edildiği, yapılan işlemlerin davacının eşi tarafından vekaleten verilen emir ve talimatlarla gerçekleştirildiği, dosya kapsamındaki ses kayıtlarının incelenmesinde, davacının kredili menkul kıymet işlemlerinde aracı kurum nezdinde bulundurmaları gereken asgari öz kaynak oranına istinaden (müşteriler kredili menkul kıymet işlemlerinde başlangıçta %50 oranında öz kaynak yatırmak zorunda olup kredili menkul kıymet işlemlerinin devamı esnasında da asgari %35 oranında öz kaynak bulundurmak zorundadır) korunması gereken oranın altına düştüğü konusunda devamlı bilgilendirildiği ancak davacının adına vekaleten işlem yapan eşinin satış işlemine izin vermediği, dönem dönem nakit gönderilmiş ise de borcu (öz kaynağı tamamlamaya) kapatmaya yeterli olmadığı, pay senedinin değer düşüklüğü nedeniyle öz kaynak oranının devamlı düştüğü ve korunamadığı, davacının eşi tarafından vekaleten portföyün sürdürülmesinin talep edilerek sıfırlanmasının kabul edildiği, bu veriler ve oluş dikkate alındığında davalıya sorumluluk yüklenemeyeceği gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesince alınan bilirkişi raporunun çelişkili olduğunu, itiraz etmelerine rağmen yeni bir bilirkişi raporuna ihtiyaç duyulmadığını, bilirkişi raporunda davacı lehine tespitler yapıldığını ancak sonuç bölümünde davalı tarafın bir kusuru olmadığı şeklinde rapor hazırlanıldığını, bilirkişi tarafından yapılan hesaplamada müvekkilin özkaynak oranının 16.05.2016 tarihinde çerçeve sözleşmesinde ve kredili açığa alım sözleşmesinde belirtilen oran olan % 35’in altına düştüğünün görüldüğünü, müşteri sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işleminde başlangıçta asgari %50 oranında özkaynak yatırmak zorunda olduğunu, başlangıçta yatırılacak özkaynak, açılan kredi ile satın alınan menkul kıymetlerin cari piyasa değeri kadar nakit veya menkul kıymetin peşin olarak yatırılmasını ifade ettiğini, kredili sermaye piyasası aracı işlemlerinin devamı süresince özkaynak oranının asgari %35 olmasının zorunlu olduğunu, müşteri, zararını durdurmak amacıyla, aracı kurumla imzalanan sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işlemi çerçeve sözleşmesinde yer alan ya da bu madde hükümleri çerçevesinde alt sınırları belirlenen özkaynak oranına ulaşmadan, daha yüksek bir özkaynak oranında sermaye piyasası araçlarının satışını sağlayan resen satış emrinin uygulanması konusunda sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işlemi çerçeve sözleşmesine hüküm konulmasını ve buna ilişkin esasların belirlenmesini isteyebileceğini, özkaynağın, tamamlama bildiriminin müşteriye yapıldığı tarihten itibaren iki iş gününü geçmeyecek şekilde sermaye piyasası araçlarının kredili alımı işlemi çerçeve sözleşmesinde belirlenen süre içerisinde tamamlanmaması halinde, aracı kurum ayrıca bir ihbarname göndermesine gerek kalmaksızın, kredili olarak alınan ve/veya özkaynak olarak verilen sermaye piyasası araçlarını satarak krediyi kapatma yetkisine sahip olduğunu, kendisine özkaynak tamamlama bildirimi gönderilmiş müşterinin hiçbir alım emri, bildirim gününden özkaynak tamamlanıncaya kadar geçecek süre boyunca yerine getirilmeyeceğini, hem SPK raporu hem bilirkişinin tespit ettiği hususlar hem de davacının eşi ile davalının temsilcisi arasında yapılan telefon konuşmalarından anlaşıldığı üzere davalı tarafın gerekli mesleki dikkat ve özeni gösteremediğini, davacının özkaynak oranı 92 gün yanlış hesaplandığını, davacının özkaynak oranı % 35’in altına düştüğünde müvekkile tebliğ gereği temerrüt ihtarı verilmesi gerekirken verilmediğinin ortada olduğunu, sonuç olarak davalının mesleki gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek davacının hesaplarında devamlı hataya düşerek davacının zamanında gerekli bildirimleri yapmayarak davacının zarara uğramasına sebep olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının, davacının hissesini satma hakkı bulunmasına karşın hukuka aykırı olacak şekilde ve haksız fiil niteliğinde hile, emare ve olgusunun varlığının ispatlanamadığı, davacı tarafın ekonomik ve sosyal kişiliği dikkate alındığından çerçeve sözleşmesindeki risk bildirim formunda muhtemel riskleri serbest rızası ile anlayıp kabul ettiği, hesap ekstrelerinde yatırımın genel görünümü ile ilgili bilgi sahibi olduğu, hareket tarzı ile zarar miktarını davacının kendi fiil ve davranışı ile artırdığı, yapılan işlemlerin davacının eşi tarafından vekaleten verilen emir ve talimatlarla gerçekleştirildiği, dönem dönem nakit gönderilmiş ise de borcu (öz kaynağı tamamlamaya) kapatmaya yeterli olmadığı, pay senedinin değer düşüklüğü nedeniyle öz kaynak oranının devamlı düştüğü ve korunamadığı hususları gözetildiğinde davacı yanın 12.05.2016 tarihinden sonra zarar oluşmasında % 80 oranında kusurlu olduğunun kabul edildiği, böylelikle davalı yan 26.04.2016 ile 12.05.2016 tarihleri arasında gerçekleşen 53.750,00 TL zararın tamamından sorumlu olduğundan, davacının satışın gerçekleştiği 22.08.2016 tarihinde oluştuğu bilirkişi raporu ile tespit edilen 231.650,00 TL miktarındaki toplam zararından davalının tamamen sorumlu olduğu 53.750,00 TL'nin düşülmesi ile kalan 177.900,00 TL zararın % 20'si oranındaki kusuruna tekabül eden 35.580,00 TL olmak üzere toplam 89.330,00 TL davacı alacağının bulunduğu, davacının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak suretiyle 1.000,00 TL'nin tahsili talep edildiği, taleple bağlı kalınmak suretiyle davanın kabulüne karar vermek gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne,
1.000,00 TL'nin 12.05.2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle: istinaf sebepleriyle temyiz başvurusunda bulunmuştur.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle: müvekkilince davacıya öz kaynak koruma oranının altına düşüldüğüne ilişkin yapılan bildirimin Bölge Adliye Mahkemesince atlandığını, öz kaynak bildiriminin yapılmadığı değerlendirmesinin son derece yanlış olduğunu, SPK tarafından da öz kaynak bildiriminin yapıldığının tespit edildiğini, müvekkiline kusur izafe edilmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin mevzuat kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirdiğini, davacının satış yapmak istememesi nedeni ile tam kusurlu olduğunu, %20 kusur değerlendirmesinin hangi somut verilere dayanılarak yapıldığının anlaşılamadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kredili alım açığa satış sözleşme hükümlerine aykırı olarak davacı aleyhine işlemler yapılıp yapılmadığı, yapılmışsa davacının bu durumdan bir zararı olup olmadığı, zarar var ise bu zarardan kimin sorumlu olduğu noktalarında toplanmıştır
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 112 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Dava, kredili alım açığa satış sözleşmesi nedeniyle uğranılan zararın tahsili istemine ilişkin olup İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzere Bölge Adliye Mahkemesince davalının öz kaynak koruma oranının altına düştüğü ilk tarihten davacıya yapılan geç bildirim tarihine kadar geçen dönem için tam kusurlu olduğu ve bu tarihler arasında oluşan zararın tamamından sorumlu olduğu, ilk bildirim tarihinden sonraki dönemde gerçekleşen zarardan ise davalının takdiren %20 kusurlu bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince öz kaynak koruma oranın altına düştüğü ilk tarihten davacıya yapılan geç bildirim tarihine kadar geçen dönem zararından davalının sorumlu olacağı hususundaki değerlendirmesi yerinde ise de davacıya öz kaynak bildiriminin yapıldığı tarih ile hisselerin satıldığı tarih arasındaki dönem için davacının yeni alım işlemi yapılmasına izin vermediği, davacının borcun ödenmesi konusunda bilgilendirildiği, buna rağmen davacının ısrarla hesaptaki hisselerin satışını kesinlikle istemediği ve borcunu ödeyeceği beyanları karşısında bu dönem için davalıya sorumluluk yüklenemeyeceği dikkate alınmaksızın yanılgılı değerlendirme ve hatalı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalıya iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1075367400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz