6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Emniyeti suistimal

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/13294 E. 2012/18694 K. ·

Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

Usul tespitleri

Zamanaşımı
beş yıllık

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
emniyeti suistimal ttk 309/4 güveni kötüye kullanma uzamış ceza zamanaşımı sahtelik zimmet takipsizlik kararı ceza zamanaşımı ticari defter ve kayıtlar sahtecilik şirket zararı zamanaşımı def'i dolandırıcılık def'i anonim şirket haksız fiil ticari defter yönetim kurulu kararı çek karar verilmesine yer olmadığına zamanaşımı kesin hüküm e-defter i̇i̇k 72/son

Atıf yapılan mevzuat: BK — BK 60 · HUMK · TTK — TTK 309

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre, asıl dava yönünden, verilen ilk karar onanarak kesinleşmiş olduğundan bu konuda yeniden bir karar verilmesine yer olmadığına, birleşen dava yönünden ise, bilirkişilerin ticari defterler üzerinde yaptıkları incelemeye göre, şirket zararının 1977-78 yılları içerisinde olduğu, zararı meydana getiren kişilerin de şirket yöneticileri olan davalılar olduğu, şirket kasasına zararı meydana getiren faturaların içeriği olan paraların da girmediğinin kesin ve açık olarak belli olduğu, buna göre davanın 2003 yılı sonlarında açıldığı, davacının, şirketin zarara uğratılmasını, zarar miktarını ve zararı meydana getiren sorumlu kişileri öğrendiği tarihten itibaren hem iki yıllık süre içerisinde hem de zararın vuku tarihinden itibaren beş yıllık süre içerisinde bu davayı açmadığı, davalılar vekilinin de süresi içerisinde zamanaşımı savunmasını ileri sürdüğü gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine tesis edilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Dairemizce onanmıştır.

Davacı vekili, karar düzeltme isteminde bulunmuştur.

1-Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve HUMK.nun 440. maddesinde sayılan hallerden hiç birisini ihtiva etmeyen diğer karar düzeltme istemlerinin reddi gerekmiştir.

2-Asıl ve birleşen dava, anonim şirket yöneticileri aleyhine açılmış tazminat davasıdır.

Birleşen davanın zamanaşımına uğradığından bahisle reddine karar verilmiştir.

Zamanaşımı, belirli bir zamanın geçmesi ile alacaklının alacağını dava ve takip edebilme hakkını sona erdiren bir sebeptir. Zamanaşımı süreleri, kanunla belirlenir. Borcun kaynaklarından biri olan haksız fiil, aynı zamanda suç teşkil edebilir. BK’nun 60. maddesinde, zarar ve ziyan davasının ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun ve zamanaşımına tabi cezayı gerektiren bir fiilden kaynaklanması halinde, tazminat davasına da bu zamanaşımının tatbik edileceği düzenlenmiştir. Uzamış ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, fail hakkında mahkumiyet kararı verilmiş veya ceza kovuşturmasına girişilmiş olması zorunlu değildir. Fail hakkında erteleme kararı verilmesi veya hakkındaki cezanın ortadan kaldırılması da sonuca etkili bulunmamaktadır. Fiilin suç teşkil etmesi yeterlidir

Dava konusu olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nun 309/son maddesinde de, zarara neden olan kimselere karşı tazminat istemek hakkının, davacının zararı ve sorumlu olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin meydana gelme tarihinden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına ağrayacağı, ancak bu fiil cezayı müstelzim olup ceza kanuna göre süresi daha uzun zamanaşımına tabi bulunuyorsa tazminat davasına da o zamanaşımı süresinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Mahkemece, davacı şirket zararına neden olduğu ileri sürülen faturaların 1997-1998 yıllarında düzenlendiği kabul edilerek birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Ancak, bu değerlendirmeler yerinde görülmemiştir. Davacı, birleşen davada, yönetim kurulu üyesi, B gurubu yönetim yetkisi verilen muhasebe müdürü ile finans müdürü olarak görev yapan davalıların, görev yaptıkları dönemde şirkete mal alınmadığı halde dava dışı firmalardan mal almış gibi düzenlenen faturaları ticari defterlere kayıt ettiklerini, mal bedeli olarak gösterilen tutarları şirket kasasından nakden veya çek bedeli olarak zimmetine geçirdiklerini ileri sürmüştür. Davacı şirket bakımından olayın vuku bulduğu tarih, mahkemenin kabulünün aksine, sahte faturaların düzenlenmesi tarihi olmayıp, anılan faturalar dolayısıyla davacı şirketin kasasından haksız yere paraların alındığı tarihtir. Öte yandan, dava dilekçesinde dava dışı Asarcan firması tarafından 06.10.1998 tarihli olarak düzenlenen faturanın da sahteliği ileri sürülmesine rağmen bu faturaların sonuncusunun 18.05.1998 tarihli olduğunun kabulü de yanlış olmuştur.

Davacı şirketin mal alımına ilişkin faturaların sahteliğine yönelik iddia doğrultusunda vergi denetleme memurluğunca rapor düzenlendiği, bu nedenle davacının asıl davaya konu ettiği vergi cezasını ödediği anlaşılmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporuyla da sahte mal alım faturaları düzenlendiği belirlenmiştir. Hatta, davalı yönetim kurulu başkanı ... hakkında vergi kaçakçılığı suçundan dolayı 18.01.2001 tarihinde kamu davası açıldığı, yargılama sırasında yürürlüğe giren 4811 sayılı Kanun kapsamında ödeme yaptığından bahisle hakkındaki davanın ortadan kaldırılmasına karar verildiği, bu kararın, ceza davasına müdahil olan davacının temyizi üzerine, Yargıtay incelemesinden geçerek onandığı sabittir. Aynı fiilerle ilgili olarak anılan davalı hakkında emniyeti suistimal suçundan kamu davası açılmış, bu davayla ilgili olarak da 4616 sayılı Kanun uyarınca erteleme yönünde hüküm kurulmuştur. Ayrıca, tüm davalılar hakkında evrakta sahtecilik, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlarından yapılan soruşturmayla ilgili olarak suç tarihinden itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresi geçtiğinden bahisle 06.01.2006 tarihinde takipsizlik kararı verilmiştir. Ancak, mahkemece, ceza zamanaşımı süresinin olayda uygulanıp uygulanmayacağı bakımından bir değerlendirme hiç yapılmamış, bu husus gerekçede hiç tartışılmamıştır.

Bu durum karşısında, sahte olduğu ileri sürülen faturalar itibariyle ayrı ayrı değerlendirme yapılarak, karşılıklarının davacı şirketin kasasından çıkma zamanları itibariyle olayın meydana geldiğinin kabul edilip, davalıların eylemlerinin ayrıca suç teşkil ettiği, ceza zamanaşımı süresi de dikkate alınarak zamanaşımı def’inin değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi için kararın birleşen dava yönünden bozulması gerekirken temyiz itirazları reddedilerek onanmış olduğundan, davacı vekilinin birleşen davaya yönelik karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 25.04.2012 Tarih, 2010/14332 Esas-2012/6847 Karar sayılı onama kararın kaldırılarak hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Hisse Devrinin İptali

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/1751 E. 2019/1651 K.

    Ortak:

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2012/13294 E.  ,  2012/18694 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ

BİRLEŞEN DAVA

İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAH. 2003/831 E - 952 K

Taraflar arasında görülen davada İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28.07.2010 gün ve 2009/544 - 2010/457 sayılı kararı onayan Daire’nin 25.04.2012 gün ve 2010/14332 - 2012/6847 sayılı kararı aleyhinde asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Davacı vekili asıl davada, davalının müvekkili şirketin ortağı iken 1999 yılında şirketteki paylarını devretmek suretiyle ortaklıktan ayrıldığını, şirketin ortağı olduğu dönemde mal alışı yaptığını göstererek sahte faturalarla şirket dolandırdığını ve zimmetine para geçirdiğini, bu nedenle şirketin 44.690,16 TL zarara uğradığını, hisse devrinden önceki dönem için şirketin vergi kaçırdığı gerekçesiyle müvekkilinin 24.507,19 TL vergi cezası ödemek zorunda kaldığını, meydana gelen bu zararlardan davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek, anılan bedellerin toplamı olan 69.197,36 TL'nin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş; birleşen davada ise, davalılardan Ahmet'in şirket ortağı ve yöneticisi olduğu, diğer davalıların da muhasebe ve finansman müdürü olarak görev yaptıkları dönem içinde sahte faturalar ile mal alımı yapıldı gösterilerek kasadan para çıkışı yapıldığını ve bu paraların zimmetlerine geçirildiğini ileri sürerek, şimdilik 10.000 TL'nin davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı ... vekili, davanın reddini istemiştir.

Birleşen davanın davalılar vekili, zamanışımı defi ile birlikte esasa ilişkin olarak da davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre, asıl dava yönünden, verilen ilk karar onanarak kesinleşmiş olduğundan bu konuda yeniden bir karar verilmesine yer olmadığına, birleşen dava yönünden ise, bilirkişilerin ticari defterler üzerinde yaptıkları incelemeye göre, şirket zararının 1977-78 yılları içerisinde olduğu, zararı meydana getiren kişilerin de şirket yöneticileri olan davalılar olduğu, şirket kasasına zararı meydana getiren faturaların içeriği olan paraların da girmediğinin kesin ve açık olarak belli olduğu, buna göre davanın 2003 yılı sonlarında açıldığı, davacının, şirketin zarara uğratılmasını, zarar miktarını ve zararı meydana getiren sorumlu kişileri öğrendiği tarihten itibaren hem iki yıllık süre içerisinde hem de zararın vuku tarihinden itibaren beş yıllık süre içerisinde bu davayı açmadığı, davalılar vekilinin de süresi içerisinde zamanaşımı savunmasını ileri sürdüğü gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine tesis edilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Dairemizce onanmıştır.

Davacı vekili, karar düzeltme isteminde bulunmuştur.

1-Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve HUMK.nun 440. maddesinde sayılan hallerden hiç birisini ihtiva etmeyen diğer karar düzeltme istemlerinin reddi gerekmiştir.

2-Asıl ve birleşen dava, anonim şirket yöneticileri aleyhine açılmış tazminat davasıdır.

Birleşen davanın zamanaşımına uğradığından bahisle reddine karar verilmiştir.

Zamanaşımı, belirli bir zamanın geçmesi ile alacaklının alacağını dava ve takip edebilme hakkını sona erdiren bir sebeptir. Zamanaşımı süreleri, kanunla belirlenir. Borcun kaynaklarından biri olan haksız fiil, aynı zamanda suç teşkil edebilir. BK’nun 60. maddesinde, zarar ve ziyan davasının ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun ve zamanaşımına tabi cezayı gerektiren bir fiilden kaynaklanması halinde, tazminat davasına da bu zamanaşımının tatbik edileceği düzenlenmiştir. Uzamış ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, fail hakkında mahkumiyet kararı verilmiş veya ceza kovuşturmasına girişilmiş olması zorunlu değildir. Fail hakkında erteleme kararı verilmesi veya hakkındaki cezanın ortadan kaldırılması da sonuca etkili bulunmamaktadır.

Fiilin suç teşkil etmesi yeterlidir

Dava konusu olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nun 309/son maddesinde de, zarara neden olan kimselere karşı tazminat istemek hakkının, davacının zararı ve sorumlu olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin meydana gelme tarihinden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına ağrayacağı, ancak bu fiil cezayı müstelzim olup ceza kanuna göre süresi daha uzun zamanaşımına tabi bulunuyorsa tazminat davasına da o zamanaşımı süresinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Mahkemece, davacı şirket zararına neden olduğu ileri sürülen faturaların 1997-1998 yıllarında düzenlendiği kabul edilerek birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Ancak, bu değerlendirmeler yerinde görülmemiştir. Davacı, birleşen davada, yönetim kurulu üyesi, B gurubu yönetim yetkisi verilen muhasebe müdürü ile finans müdürü olarak görev yapan davalıların, görev yaptıkları dönemde şirkete mal alınmadığı halde dava dışı firmalardan mal almış gibi düzenlenen faturaları ticari defterlere kayıt ettiklerini, mal bedeli olarak gösterilen tutarları şirket kasasından nakden veya çek bedeli olarak zimmetine geçirdiklerini ileri sürmüştür. Davacı şirket bakımından olayın vuku bulduğu tarih, mahkemenin kabulünün aksine, sahte faturaların düzenlenmesi tarihi olmayıp, anılan faturalar dolayısıyla davacı şirketin kasasından haksız yere paraların alındığı tarihtir.

Öte yandan, dava dilekçesinde dava dışı Asarcan firması tarafından 06.10.1998 tarihli olarak düzenlenen faturanın da sahteliği ileri sürülmesine rağmen bu faturaların sonuncusunun 18.05.1998 tarihli olduğunun kabulü de yanlış olmuştur.

Davacı şirketin mal alımına ilişkin faturaların sahteliğine yönelik iddia doğrultusunda vergi denetleme memurluğunca rapor düzenlendiği, bu nedenle davacının asıl davaya konu ettiği vergi cezasını ödediği anlaşılmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporuyla da sahte mal alım faturaları düzenlendiği belirlenmiştir. Hatta, davalı yönetim kurulu başkanı ... hakkında vergi kaçakçılığı suçundan dolayı 18.01.2001 tarihinde kamu davası açıldığı, yargılama sırasında yürürlüğe giren 4811 sayılı Kanun kapsamında ödeme yaptığından bahisle hakkındaki davanın ortadan kaldırılmasına karar verildiği, bu kararın, ceza davasına müdahil olan davacının temyizi üzerine, Yargıtay incelemesinden geçerek onandığı sabittir.

Aynı fiilerle ilgili olarak anılan davalı hakkında emniyeti suistimal suçundan kamu davası açılmış, bu davayla ilgili olarak da 4616 sayılı Kanun uyarınca erteleme yönünde hüküm kurulmuştur. Ayrıca, tüm davalılar hakkında evrakta sahtecilik, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlarından yapılan soruşturmayla ilgili olarak suç tarihinden itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresi geçtiğinden bahisle 06.01.2006 tarihinde takipsizlik kararı verilmiştir. Ancak, mahkemece, ceza zamanaşımı süresinin olayda uygulanıp uygulanmayacağı bakımından bir değerlendirme hiç yapılmamış, bu husus gerekçede hiç tartışılmamıştır.

Bu durum karşısında, sahte olduğu ileri sürülen faturalar itibariyle ayrı ayrı değerlendirme yapılarak, karşılıklarının davacı şirketin kasasından çıkma zamanları itibariyle olayın meydana geldiğinin kabul edilip, davalıların eylemlerinin ayrıca suç teşkil ettiği, ceza zamanaşımı süresi de dikkate alınarak zamanaşımı def’inin değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi için kararın birleşen dava yönünden bozulması gerekirken temyiz itirazları reddedilerek onanmış olduğundan, davacı vekilinin birleşen davaya yönelik karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 25.04.2012 Tarih, 2010/14332 Esas-2012/6847 Karar sayılı onama kararın kaldırılarak hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 25.04.2012 Tarih, 2010/14332 Esas- 2012/6847 Karar sayılı onama kararının birleşen dava yönünden kaldırılarak yukarıda açıklanan nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin temyiz ilam ve karar düzeltme harçlarının isteği halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 20.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1064589900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.