Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2011/5684 E. 2012/13371 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
gayri nakdi kredi↗ ipoteğin kaldırılması↗ kefalet limiti↗ kefalet sözleşmesi↗ ipotek↗ kefalet↗ kefil↗ istirdat↗ ihbar↗ kredi sözleşmesi↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, sözleşmenin 70. maddesinde imzalanan genel nakdi ve gayri nakdi kredi sözleşmelerini süresiz olduğunun belirtildiği, süresiz olan bu sözleşmelerin taraflardan birinin diğerine yapacağı ihbar ile ancak feshinin mümkün bulunduğu, sözleşmenin devamı süresince kredilerin sıfırlanması ile sözleşme ilişkisinin sona ermediği, bu nedenle de sözleşme kefilinin de sorumluğunun devam edeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, kefalet sözleşmesi nedeniyle davacı kefilden talep edilen meblağın istirdatı istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davalı şirketin 75.000 TL bedelli kredi kullandığını, davalı Banka'dan kullanılan bu krediye müvekkilinin de kefil olarak imza attığını ve sözleşmede kefalet limitinin de 75.000 TL olarak belirlendiğini, ayrıca yine müvekkilinin aynı miktar için taşınmazını ipotek verdiğini, ancak borçlu şirketin bu kredi borcunu ödemesi nedeniyle davalı bankanın müvekkili tarafından verilen ipoteği kaldırdığını, müvekkilinin başka bir krediye kefil olmadığı halde davalı şirketin kullandığı başka krediler nedeniyle müvekkilinden para tahsil edildiğini iddia etmiştir.
Öncelikle davacının kefil olduğu kredi sözleşmesinde süre bulunmadığı için sözleşmenin süresiz olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu durumda kredi sözleşmesi ile verilen kredinin ödenerek borcun kapatılması sözleşmeyi sona erdirmez ve bu sözleşme ile borçluya yeniden kredi kullandırılması halinde kefilin de sorumluluğu devam eder.
Ancak, dosya içerisinde bulunan kredi sözleşmesi ve banka kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucu alınan bilirkişi raporuna göre, davacının kefil olduğu sözleşme nedeniyle kullandırılan kredi borcunun sona ermesinden sonra davalı Banka ile davalı borçlu şirket arasında yeniden değişik tarihli kredi sözleşmelerinin akdedildiği ve bu kredi sözleşmelerine davacının kefil olmadığı görülmektedir. Bu durumda, yani davalı Banka, dava konusu krediyi sonraki tarihli başka bir kredi sözleşmesine istinaden kullandırmış ise davacının bu miktardan sorumlu olmaması gerekir.
Bu nedenle, mahkemece bilirkişiden ek rapor almak suretiyle dava konusu borcun hangi sözleşmeden kaynaklandığı, davacının kefil sıfatı ile imzaladığı sözleşmeye istinaden mi yoksa daha sonraki bir tarihli sözleşmeye istinaden mi kullandırıldığı araştırılmadan yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiş hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/9336 E. 2013/14612 K.
Ortak:gayri nakdi kredi · kefil · ihbar · kredi sözleşmesi · Alacak
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, sözleşmenin 70. maddesinde imzalanan genel nakdi ve «gayri nakdi kredi sözleşmelerini» süresiz olduğunun belirtildiği, süresiz olan bu sözleşmelerin taraflardan birinin diğerine yapacağı «ihbar» ile ancak feshinin mümkün bulunduğu, sözleşmenin devamı süresince kredilerin sıfırlanması ile sözleşme ilişkisinin sona ermediği, bu nedenle de sözleşme «kefilinin» de sorumluğunun devam edeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Öncelikle davacının «kefil» olduğu «kredi sözleşmesinde» süre bulunmadığı için sözleşmenin süresiz olduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu durumda «kredi sözleşmesi» ile verilen kredinin ödenerek borcun kapatılması sözleşmeyi sona erdirmez ve bu sözleşme ile borçluya yeniden kredi kullandırılması halinde «kefilin» de sorumluluğu devam eder.
Benzer bu karardaMahkemece, imzalanan genel nakdi ve «gayri nakdi kredi sözleşmelerinin» süresiz olduğu, süresiz olan bu sözleşmelerin taraflardan birinin diğerine yapacağı «ihbar» ile feshinin mümkün bulunduğu, sözleşmenin devamı süresince kredilerin sıfırlanması ile sözleşme ilişkisinin sona ermediği, bu nedenle de sözleşme «kefilinin» de sorumluğunun devam edeceği gerekçesiyle davanın reddine dair verilen kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine karar Dairemizin 14.09.2012 günlü …
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/5770 E. 2024/2119 K.
Ortak:gayri nakdi kredi · kefalet · kefil · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, sözleşmenin 70. maddesinde imzalanan genel nakdi ve «gayri nakdi kredi sözleşmelerini» süresiz olduğunun belirtildiği, süresiz olan bu sözleşmelerin taraflardan birinin diğerine yapacağı «ihbar» ile ancak feshinin mümkün bulunduğu, sözleşmenin devamı süresince kredilerin sıfırlanması ile sözleşme ilişkisinin sona ermediği, bu nedenle de sözleşme «kefilinin» de sorumluğunun devam edeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili, davalı şirketin 75.000 TL bedelli kredi kullandığını, davalı Banka'dan kullanılan bu krediye müvekkilinin de «kefil» olarak imza attığını ve sözleşmede «kefalet limitinin» de 75.000 TL olarak belirlendiğini, ayrıca yine müvekkilinin aynı miktar için taşınmazını «ipotek» verdiğini, ancak borçlu şirketin bu kredi borcunu ödemesi nedeniyle davalı bankanın müvekkili tarafından verilen «ipoteği kaldırdığını», müvekkilinin başka bir krediye kefil olmadığı halde davalı şirketin kullandığı başka krediler nedeniyle müvekkilinden para tahsil edildiğini iddia etmiştir.
Öncelikle davacının «kefil» olduğu «kredi sözleşmesinde» süre bulunmadığı için sözleşmenin süresiz olduğunun kabulü gerekmektedir.
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı somut olayda dava konusu ilamsız icra takibinde takip talebinde borcun «sebebi» olarak 09.03.2010 tarihli «genel kredi sözleşmesine» Sungurlu Noterliği'nin 15.12.2015 tarihli «kat ihtarına» ve banka kayıtlarına dayanıldığına göre, öncelikle takip konusu kredi alacağının takipte borcun sebebi olarak gösterilen 09.03.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinden doğup doğmadığının belirlenmesi gerektiği, ilk Derece Mahkemesince yargılama sırasında alınan denetime ve hüküm kurmaya elverişli bulunan bilirkişi ek raporunda belirlendiği üzere davalının «kefalet» imzasının atılı bulunduğu 09.03.2010 tarihli genel kredi sözleşmesine istinaden kullandırılan dava konusu UU2010041200112 nolu borçlu «cari hesap» kredisinin riskinin 31.01.2013 tarihi itibariyle sıfırlanmış olduğu, 23.05.2013 tarihinde 2.250.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesinin imzalanmasından sonra aynı kredi hesabından 30.05.2013 tarihinde 300.000,00 TL ödeme yapıldığı, bilahare kullandırım ve tahsilatların devam etmiş olduğu, sadece bir sözleşmenin olması durumunda riskin sıfırlanması kefaleti sona erdirmeyecek olmakla birlikte ikinci sözleşmenin imza tarihine kadar daha önce sıfırlanmış olan riskten kredi kullandırılmadığı dikkate alındığında takibe konu kredinin davalının imzasının bulunmadığı 23.05.2013 tarihli ikinci sözleşmeye istinaden kullandırıldığının kabulü gerektiği, bu durumda takip konusu nakdi kredi alacağının takipte borcun sebebi olarak bildirilen 09.03.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinden doğmadığının somut bir şekilde belirlendiği, nitekim davacı istinaf dilekçesinde, davalının «kefil» sıfatıyla imzalamış olduğu cari hesap niteliğindeki genel kredi sözleşmesinden ve daha sonra bu «çerçeve sözleşmeye» dayanarak imzalanan diğer sözleşmelerden kaynaklanan borçlardan dolayı kefil olarak sorumluluğunun devam ettiğini ileri sürmüş olmakla esasen davalının kefil sıfatıyla imzasının bulunmadığı genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan krediden de sorumlu olduğu ifade edildiği, ayrıca davacı banka tarafından takipte, takip konusu «çek» yapraklarının iade edilmemesinden doğan 13.400,00 TL bedelli «gayri nakdi kredi» alacağının «depo» edilmesi de istendiği, oysa davalının kefalet imzasının bulunduğu takipte borcun sebebi olarak gösterilen 09.03.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinde davalı kefil …
Şti. arasında imzalanan 09.03.2010 tarihli sözleşmede davalının «kefalet» imzası nedeniyle bu sözleşme kapsamında kullandırılan kredilerden kaynaklanan davacı alacağından «müteselsil kefil» olarak sorumlu ise de yapılan «bilirkişi incelemesinde» takibe ve davaya konu edilen UU2010041200112 nolu borçlu «cari hesap» kredisinin riskinin 31.01.2013 tarihi itibariyle sıfırlandığı, 23.05.2013 tarihinde davalının imzası bulunmayan 2.250.000,00 TL limitli «genel kredi sözleşmesinin» imzalanmasından sonra aynı kredi hesabından 30.05.2013 tarihinde davacı banka tarafından 300.000,00 TL ödeme yapıldığı ve kredi hesap hareketlerinin devam ettiği tespit edilmiş olmakla sadece tek bir sözleşmenin imzalanmış olması durumunda riskin sıfırlanması kefaleti sona erdirmeyecek olmakla birlikte ikinci bir sözleşmenin imzalanması ve ikinci sözleşmenin imza tarihine kadar daha önce sıfırlanmış olan riskten kredi kullandırılmadığı hususu dikkate alındığında takibe konu kredinin davalının kefalet imzası bulunmayan 23.05.2013 tarihli ikinci sözleşmeye istinaden kullandırılmış olduğu, davalının imzası bulunmayan kredi sözleşmesine dayalı olarak kullandırılan krediye ilişkin sorumluluğundan söz edilemeyeceği bu kapsamda davalıdan takibe konu nakit alacağın tahsili talebinin yerinde olmadığı, davalının kefil sıfatı ile imzaladığı 09.03.2010 tarihli sözleşmede kefilin gayri nakit alacağın «depo» edilmesinden sorumlu olacağına ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığından ve yine takibe konu edilen «çek» yapraklarının ikinci sözleşmenin imzalanmasından önce asıl borçluya verildiği hususu davacı tarafça kanıtlanamadığından davalının takibe konu gayri nakit alacağın …
Şti. arasında «genel kredi sözleşmesi» imzalandığını, davalının sözleşmede müşterek borçlu ve «müteselsil kefil» olduğunu, dava dışı asıl borçlu şirkete kullandırılan kredinin vadesinde ödenmemesi sebebiyle kredi hesabının kat edilerek davalıya «ihtarname» keşide edildiğini, ödeme yapılmaması üzerine başlatılan icra takibine davalı tarafından itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptalini ve «icra inkar tazminatına» karar verilmesini talep etmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:sözleşmesel sorumluluk · çerçeve sözleşme · kat ihtarı · sorumluluktan kurtulma · cari hesap · depo kararı · mevduat hesabı · müteselsil kefil
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu «kredi sözleşmesi» «cari hesap» şeklinde işleyen bir kredi sözleşmesi olup herhangi bir tarihte sıfırlanması ile kredi sözleşmesinin sona ermesinin mümkün olmadığını, davalının «kefil» olarak imzaladığı kredi sözleşmesinin feshedilerek sonlandırılmadığını, davalının bankaya «ihtarname» keşide ederek «çerçeve sözleşmesi» niteliğindeki işbu kredi «sözleşmesindeki sorumluluğundan kurtulamayacağını», davalının kefil sıfatıyla imzalamış olduğu cari hesap niteliğindeki «genel kredi sözleşmesinden» ve daha sonra bu çerçeve sözleşmeye dayanarak imzalanan diğer sözleşmelerden kaynaklanan borçlardan dolayı kefil olarak sorumluluğunun devam ettiğini, davalı borçlu tarafından genel kredi sözleşmesinde alacaklı olan bankaya borçlu şirketteki hisselerini devrettiği için kredi sözleşmelerindeki müşterek kefillikten vazgeçtiğine dair gönderilen ihtarnamenin hukuki olarak hiçbir sonuç doğurmadığını, söz konusu ihtarnamenin sonuç doğurabilmesi için «temlik» alınan banka veya müvekkili tarafından kabul edilmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddini istemiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı somut olayda dava konusu ilamsız icra takibinde takip talebinde borcun «sebebi» olarak 09.03.2010 tarihli «genel kredi sözleşmesine» Sungurlu Noterliği'nin 15.12.2015 tarihli «kat ihtarına» ve banka kayıtlarına dayanıldığına göre, öncelikle takip konusu kredi alacağının takipte borcun sebebi olarak gösterilen 09.03.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinden doğup doğmadığının belirlenmesi gerektiği, ilk Derece Mahkemesince yargılama sırasında alınan denetime ve hüküm kurmaya elverişli bulunan bilirkişi ek raporunda belirlendiği üzere davalının «kefalet» imzasının atılı bulunduğu 09.03.2010 tarihli genel kredi sözleşmesine istinaden kullandırılan dava konusu UU2010041200112 nolu borçlu «cari hesap» kredisinin riskinin 31.01.2013 tarihi itibariyle sıfırlanmış olduğu, 23.05.2013 tarihinde 2.250.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesinin imzalanmasından sonra aynı kredi hesabından 30.05.2013 tarihinde 300.000,00 TL ödeme yapıldığı, bilahare kullandırım ve tahsilatların devam etmiş olduğu, sadece bir sözleşmenin olması durumunda riskin sıfırlanması kefaleti sona erdirmeyecek olmakla birlikte ikinci sözleşmenin imza tarihine kadar daha önce sıfırlanmış olan riskten kredi kullandırılmadığı dikkate alındığında takibe konu kredinin davalının imzasının bulunmadığı 23.05.2013 tarihli ikinci sözleşmeye istinaden kullandırıldığının kabulü gerektiği, bu durumda takip konusu nakdi kredi alacağının takipte borcun sebebi olarak bildirilen 09.03.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinden doğmadığının somut bir şekilde belirlendiği, nitekim davacı istinaf dilekçesinde, davalının «kefil» sıfatıyla imzalamış olduğu cari hesap niteliğindeki genel kredi sözleşmesinden ve daha sonra bu «çerçeve sözleşmeye» dayanarak imzalanan diğer sözleşmelerden kaynaklanan borçlardan dolayı kefil olarak sorumluluğunun devam ettiğini ileri sürmüş olmakla esasen davalının kefil sıfatıyla imzasının bulunmadığı genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan krediden de sorumlu olduğu ifade edildiği, ayrıca davacı banka tarafından takipte, takip konusu «çek» yapraklarının iade edilmemesinden doğan 13.400,00 TL bedelli «gayri nakdi kredi» alacağının «depo» edilmesi de istendiği, oysa davalının kefalet imzasının bulunduğu takipte borcun sebebi olarak gösterilen 09.03.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinde davalı kefil …
Şti. arasında imzalanan 09.03.2010 tarihli sözleşmede davalının «kefalet» imzası nedeniyle bu sözleşme kapsamında kullandırılan kredilerden kaynaklanan davacı alacağından «müteselsil kefil» olarak sorumlu ise de yapılan «bilirkişi incelemesinde» takibe ve davaya konu edilen UU2010041200112 nolu borçlu «cari hesap» kredisinin riskinin 31.01.2013 tarihi itibariyle sıfırlandığı, 23.05.2013 tarihinde davalının imzası bulunmayan 2.250.000,00 TL limitli «genel kredi sözleşmesinin» imzalanmasından sonra aynı kredi hesabından 30.05.2013 tarihinde davacı banka tarafından 300.000,00 TL ödeme yapıldığı ve kredi hesap hareketlerinin devam ettiği tespit edilmiş olmakla sadece tek bir sözleşmenin imzalanmış olması durumunda riskin sıfırlanması kefaleti sona erdirmeyecek olmakla birlikte ikinci bir sözleşmenin imzalanması ve ikinci sözleşmenin imza tarihine kadar daha önce sıfırlanmış olan riskten kredi kullandırılmadığı hususu dikkate alındığında takibe konu kredinin davalının kefalet imzası bulunmayan 23.05.2013 tarihli ikinci sözleşmeye istinaden kullandırılmış olduğu, davalının imzası bulunmayan kredi sözleşmesine dayalı olarak kullandırılan krediye ilişkin sorumluluğundan söz edilemeyeceği bu kapsamda davalıdan takibe konu nakit alacağın tahsili talebinin yerinde olmadığı, davalının kefil sıfatı ile imzaladığı 09.03.2010 tarihli sözleşmede kefilin gayri nakit alacağın «depo» edilmesinden sorumlu olacağına ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığından ve yine takibe konu edilen «çek» yapraklarının ikinci sözleşmenin imzalanmasından önce asıl borçluya verildiği hususu davacı tarafça kanıtlanamadığından davalının takibe konu gayri nakit alacağın …
Şti. arasında «genel kredi sözleşmesi» imzalandığını, davalının sözleşmede müşterek borçlu ve «müteselsil kefil» olduğunu, dava dışı asıl borçlu şirkete kullandırılan kredinin vadesinde ödenmemesi sebebiyle kredi hesabının kat edilerek davalıya «ihtarname» keşide edildiğini, ödeme yapılmaması üzerine başlatılan icra takibine davalı tarafından itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptalini ve «icra inkar tazminatına» karar verilmesini talep etmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/4444 E. 2024/886 K.
Ortak:kefalet limiti · kefalet · kefil · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaDavacı vekili, davalı şirketin 75.000 TL bedelli kredi kullandığını, davalı Banka'dan kullanılan bu krediye müvekkilinin de «kefil» olarak imza attığını ve sözleşmede «kefalet limitinin» de 75.000 TL olarak belirlendiğini, ayrıca yine müvekkilinin aynı miktar için taşınmazını «ipotek» verdiğini, ancak borçlu şirketin bu kredi borcunu ödemesi nedeniyle davalı bankanın müvekkili tarafından verilen «ipoteği kaldırdığını», müvekkilinin başka bir krediye kefil olmadığı halde davalı şirketin kullandığı başka krediler nedeniyle müvekkilinden para tahsil edildiğini iddia etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, sözleşmenin 70. maddesinde imzalanan genel nakdi ve «gayri nakdi kredi sözleşmelerini» süresiz olduğunun belirtildiği, süresiz olan bu sözleşmelerin taraflardan birinin diğerine yapacağı «ihbar» ile ancak feshinin mümkün bulunduğu, sözleşmenin devamı süresince kredilerin sıfırlanması ile sözleşme ilişkisinin sona ermediği, bu nedenle de sözleşme «kefilinin» de sorumluğunun devam edeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Öncelikle davacının «kefil» olduğu «kredi sözleşmesinde» süre bulunmadığı için sözleşmenin süresiz olduğunun kabulü gerekmektedir.
Benzer bu karardaCEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu yapılan sözleşmenin «çerçeve sözleşme» olduğunu, söz konusu senedin «teminat senedi» niteliğinde olmadığını, kredi borcunun ödenmesi amacıyla verilmiş bir senet olup, davacının teminat senedi iddiasını ispat etmekle yükümlü olduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin sona ermediğini, imzalanan sözleşmelerin «genel kredi sözleşmeleri» olup, genel mahiyette ve bütün kredileri kapsadığını ve süresiz olduğunu, bu nedenle sözleşmedeki «kefaletlerin», kefillerin kefaletten vazgeçtiklerini bankaya bildirmedikleri sürece tüm kredi işlemleri için ve süresiz olarak geçerli olduğu gibi borcun da ödenmediğini, davacı «kefilin» kredilerden dolayı sorumluluğunun devam ettiğini ayrıca davacı tarafın şirketteki hisselerini devrettikten veya ilk kullandırılan kredi sona erdikten sonra kefil tarafından bankaya herhangi bir «ihtar» gönderilmediğini, alınan senedin iadesinin istenmediğini, buna dayalı olarak tekrar kredi kullandırılabileceğini, müvekkilinin «alacağı temlik» ... olarak kötü niyetli olamayacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
… 0.000,00 TL limitli Genel Kredi Sözleşmesi imzalanarak dava dışı asıl borçlu şirkete krediler kullandırıldığı, davacının da söz konusu sözleşmeyi müşterek borçlu ve «müteselsil kefil» sıfatı ile imzalayarak tüm borçlardan 4.000.000,00 TL «kefalet limiti» kapsamında sorumlu olduğu, davalı/«temlik» eden banka tarafından sözleşme konusu borcun ödenmemesi sebebiyle dava dışı asıl borçlu ve davacı kefile borcun ödenmesinin «ihtar» edildiği, keşide edilen «ihtarnameye» rağmen borcun ödenmemesi üzerine İstanbul 14.İcra Müdürlüğü'nün 2017/13098 E. sayılı dosyası ile takibe geçildiği, başlatılan takibe davacı tarafından itiraz edilmemesi üzerine «takibin kesinleştiği», davacı tarafından verilen «kefaletin kapsamının» "«müteselsil kefaletin» işbu kefalet tarihinden önce doğmuş krediler de «dahil» olmak üzere ileride doğması muhtemel borçları da kapsayacağı" hükmünü içerdiği, bu kapsamda davacının kefaletinin devam ettiği, yine davacının şirket ortaklığından …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu kredinin davacının «müteselsil kefil» olduğu «genel kredi sözleşmesi» kapsamında kullandırılan, borçlu «cari hesap kredisi», iki ayrı destek ve «iskonto» kredisinden ibaret olup, icra takibine konu edilen gayri nakdi alacağın, «kredi kartı üyelik sözleşmesine» göre kullandırılan kredi ile mevduat kredisinin davacı kefilden talep edilmediği, kredilerin geri ödemesi yapılmadığından, banka tarafından hesabın 10.04.2017 tarihinde kat edildiği, kat tarihi «ihtarının» davalıya «tebliğ tarihi» ve verilen ödeme süresine göre davalının 12.04.2017 tarihinde «temerrüde» düştüğü ve genel kredi sözleşmesinin 10 uncu maddesine uygun olarak belirlenen ve davalının talebinden daha düşük oranda olan «temerrüt faizinin» uygulanması ile takip tarihi ve dava tarihi itibarıyla davacının bankaya borçlu bulunduğu, dava dışı asıl borçlu ile banka arasında davacının müteselsil kefil olduğu genel kredi sözleşmesinden başka bir sözleşme olmadığı, anılan sözleşme kapsamında kullandırılan kredinin geri ödemesinin yapılmadığının tespit edildiği, davacının, asıl borçlu şirketteki hisselerini devrederek ortaklıktan ayrılmasının da genel kredi sözleşmesindeki «kefaletini» sona erdirmeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:kefaletin kapsamı · cari hesap kredisi · kredi kartı üyelik sözleşmesi · gabin · iskonto · müteselsil kefalet · çerçeve sözleşme · takibin kesinleşmesi
Benzer bu kararda… 0.000,00 TL limitli Genel Kredi Sözleşmesi imzalanarak dava dışı asıl borçlu şirkete krediler kullandırıldığı, davacının da söz konusu sözleşmeyi müşterek borçlu ve «müteselsil kefil» sıfatı ile imzalayarak tüm borçlardan 4.000.000,00 TL «kefalet limiti» kapsamında sorumlu olduğu, davalı/«temlik» eden banka tarafından sözleşme konusu borcun ödenmemesi sebebiyle dava dışı asıl borçlu ve davacı kefile borcun ödenmesinin «ihtar» edildiği, keşide edilen «ihtarnameye» rağmen borcun ödenmemesi üzerine İstanbul 14.İcra Müdürlüğü'nün 2017/13098 E. sayılı dosyası ile takibe geçildiği, başlatılan takibe davacı tarafından itiraz edilmemesi üzerine «takibin kesinleştiği», davacı tarafından verilen «kefaletin kapsamının» "«müteselsil kefaletin» işbu kefalet tarihinden önce doğmuş krediler de «dahil» olmak üzere ileride doğması muhtemel borçları da kapsayacağı" hükmünü içerdiği, bu kapsamda davacının kefaletinin devam ettiği, yine davacının şirket ortaklığından …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu kredinin davacının «müteselsil kefil» olduğu «genel kredi sözleşmesi» kapsamında kullandırılan, borçlu «cari hesap kredisi», iki ayrı destek ve «iskonto» kredisinden ibaret olup, icra takibine konu edilen gayri nakdi alacağın, «kredi kartı üyelik sözleşmesine» göre kullandırılan kredi ile mevduat kredisinin davacı kefilden talep edilmediği, kredilerin geri ödemesi yapılmadığından, banka tarafından hesabın 10.04.2017 tarihinde kat edildiği, kat tarihi «ihtarının» davalıya «tebliğ tarihi» ve verilen ödeme süresine göre davalının 12.04.2017 tarihinde «temerrüde» düştüğü ve genel kredi sözleşmesinin 10 uncu maddesine uygun olarak belirlenen ve davalının talebinden daha düşük oranda olan «temerrüt faizinin» uygulanması ile takip tarihi ve dava tarihi itibarıyla davacının bankaya borçlu bulunduğu, dava dışı asıl borçlu ile banka arasında davacının müteselsil kefil olduğu genel kredi sözleşmesinden başka bir sözleşme olmadığı, anılan sözleşme kapsamında kullandırılan kredinin geri ödemesinin yapılmadığının tespit edildiği, davacının, asıl borçlu şirketteki hisselerini devrederek ortaklıktan ayrılmasının da genel kredi sözleşmesindeki «kefaletini» sona erdirmeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu yapılan sözleşmenin «çerçeve sözleşme» olduğunu, söz konusu senedin «teminat senedi» niteliğinde olmadığını, kredi borcunun ödenmesi amacıyla verilmiş bir senet olup, davacının teminat senedi iddiasını ispat etmekle yükümlü olduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin sona ermediğini, imzalanan sözleşmelerin «genel kredi sözleşmeleri» olup, genel mahiyette ve bütün kredileri kapsadığını ve süresiz olduğunu, bu nedenle sözleşmedeki «kefaletlerin», kefillerin kefaletten vazgeçtiklerini bankaya bildirmedikleri sürece tüm kredi işlemleri için ve süresiz olarak geçerli olduğu gibi borcun da ödenmediğini, davacı «kefilin» kredilerden dolayı sorumluluğunun devam ettiğini ayrıca davacı tarafın şirketteki hisselerini devrettikten veya ilk kullandırılan kredi sona erdikten sonra kefil tarafından bankaya herhangi bir «ihtar» gönderilmediğini, alınan senedin iadesinin istenmediğini, buna dayalı olarak tekrar kredi kullandırılabileceğini, müvekkilinin «alacağı temlik» ... olarak kötü niyetli olamayacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
… naf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu, buna ilişkin itirazlarının giderilmediğini, «zamanaşımına» uğramış faizin de hesaba «dahil» edilmesinin hatalı olduğunu, uygulanan «temerrüt faiz» oranının sözleşmesel dayanağı bulunmadığı gibi «gabin» niteliğinde olduğunu, faiz başlangıcının hatalı bulunduğunu, asıl borçlunun kredi borcunu ve kredi ilişkisini kapattığını, müvekkilinin «kefaletinin» de sona erdiğini, sözleşme ilişkisinin sona ermesiyle kambiyonun da «bedelsiz» hale geldiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2011/5684 E. , 2012/13371 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28/12/2010 tarih ve 2008/796-2010/711sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin diğer davalıların borçlusu olduğu 75.000 TL bedelli gayri nakdi kredi sözleşmesine aynı miktarda kefil olduğunu ve bu kefaletin güvencesini teşkil etmek üzere 01.10.2004 tarihinde düzenlenen ipotek sözleşmesi ile taşınmazını ipotek olarak verdiğini, davalı bankanın bu gayrimenkul üzerindeki ipoteği 06.06.2005 tarihinde kredi sözleşmesindeki kefaletine ilişkin risk sona erdiğinden fek ettiğini, ancak 3 yıl sonra davalı bankanın diğer davalıların başkaca gayri nakdi kredi sözleşmelerinin kat edilmiş olması nedeniyle müvekkili hakkında icra takibi yaptığını, oysa müvekkilinin davalı bankaya her hangi bir borcunun olmadığını ancak icra tehdidi altında 75.000 TL daha para ödediğini ileri sürerek şimdilik 10.000 TL'nın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, süresiz kredi sözleşmelerinde kefaletinde süresiz bulunması nedeniyle kredi limitinin arttırılması ve yeni kredi kullandırılması halinde kefilin sorumluluğunun sona ermeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, sözleşmenin 70. maddesinde imzalanan genel nakdi ve gayri nakdi kredi sözleşmelerini süresiz olduğunun belirtildiği, süresiz olan bu sözleşmelerin taraflardan birinin diğerine yapacağı ihbar ile ancak feshinin mümkün bulunduğu, sözleşmenin devamı süresince kredilerin sıfırlanması ile sözleşme ilişkisinin sona ermediği, bu nedenle de sözleşme kefilinin de sorumluğunun devam edeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, kefalet sözleşmesi nedeniyle davacı kefilden talep edilen meblağın istirdatı istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davalı şirketin 75.000 TL bedelli kredi kullandığını, davalı Banka'dan kullanılan bu krediye müvekkilinin de kefil olarak imza attığını ve sözleşmede kefalet limitinin de 75.000 TL olarak belirlendiğini, ayrıca yine müvekkilinin aynı miktar için taşınmazını ipotek verdiğini, ancak borçlu şirketin bu kredi borcunu ödemesi nedeniyle davalı bankanın müvekkili tarafından verilen ipoteği kaldırdığını, müvekkilinin başka bir krediye kefil olmadığı halde davalı şirketin kullandığı başka krediler nedeniyle müvekkilinden para tahsil edildiğini iddia etmiştir.
Öncelikle davacının kefil olduğu kredi sözleşmesinde süre bulunmadığı için sözleşmenin süresiz olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu durumda kredi sözleşmesi ile verilen kredinin ödenerek borcun kapatılması sözleşmeyi sona erdirmez ve bu sözleşme ile borçluya yeniden kredi kullandırılması halinde kefilin de sorumluluğu devam eder.
Ancak, dosya içerisinde bulunan kredi sözleşmesi ve banka kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucu alınan bilirkişi raporuna göre, davacının kefil olduğu sözleşme nedeniyle kullandırılan kredi borcunun sona ermesinden sonra davalı Banka ile davalı borçlu şirket arasında yeniden değişik tarihli kredi sözleşmelerinin akdedildiği ve bu kredi sözleşmelerine davacının kefil olmadığı görülmektedir. Bu durumda, yani davalı Banka, dava konusu krediyi sonraki tarihli başka bir kredi sözleşmesine istinaden kullandırmış ise davacının bu miktardan sorumlu olmaması gerekir.
Bu nedenle, mahkemece bilirkişiden ek rapor almak suretiyle dava konusu borcun hangi sözleşmeden kaynaklandığı, davacının kefil sıfatı ile imzaladığı sözleşmeye istinaden mi yoksa daha sonraki bir tarihli sözleşmeye istinaden mi kullandırıldığı araştırılmadan yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiş hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün yukarıda yazılı nedenle davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14/09/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1062440000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz