Deniz ticaret hukuku
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/9385 E. 2012/11336 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
deniz ticaret hukuku↗ yola elverişlilik↗ gemi alacaklısı hakkı↗ deniz ticareti↗ kanuni rehin hakkı↗ rehin hakkı↗ istifa↗ navlun↗ ziya↗ rehin↗ taşıyan↗ dosya masrafı↗ hasar↗ eksik inceleme↗ dahili dava↗ vekalet ücreti↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, TTK'nun 1061. maddesi uyarınca davalı taşıyanın malların yüklenmesi, istifi, taşınması ve boşaltılması sırasında gerekli özeni göstermekle yükümlü olduğu, somut olayda yükün taşınması sırasında geminin ambar kapaklarının deniz suyu sızdırması sonucunda hasara uğradığı, talep edebilecek hasar miktarının (10.486,07) Euro karşılığı (19.979,11) TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, anılan meblağın dava tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, alacak miktarı yönünden davalının Abdullah 3 isimli gemisi üzerinde davacı lehine TTK'nun 1236. maddesi uyarınca kanuni rehin hakkı tanınmasına karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasay aykırı bir yöne bulunamamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2-Ancak dava, deniz taşıması sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili ile TTK.'nun 1235/7'nci ve 1236'ncı maddeleri uyarınca, davacıya gemi alacaklısı hakkı ve davalıya ait gemi üzerinde kanuni rehin hakkı tanınması istemlerine ilişkindir.
Davacı vekilince sunulan dava dilekçesinde davalıya ait geminin denize, yola ve yüke elverişli olmadığı, bu nedenle emtianın uğradığı zararın yanında davalının, hasara uğrayan çelik sac rulolarının açılması, içlerinin temizlenmesi, zararın tespiti ve azaltılması için yapılan nakliye masrafları ve ruloların tekrara sarılarak ambalajlanması gibi zararları da karşılaması gerektiği iddia edilmiştir. Nitekim davacı tarafından sunulan ve dava açılmadan önce Gemlik Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2006/182 D. İş sayılı dosyasında alınan 22.02.2007 tarihli tespit bilirkişisi raporunda da dava konusu hasarın, davalıya ait geminin denize ve yüke elverişsiz olmasından kaynaklandığı belirtilerek, anılan giderler de davacı zararı olarak hesaba dahil edilmiştir.
Gerçekten de TTK'nun 1019'uncu maddesi uyarınca her nevi navlun mukavelesinde taşıyan, geminin denize ve yola elverişli bir halde bulunmasını (Madde 817) ve soğutma tesisatı da dahil olmak üzere ambarların yükü kabule, taşımaya ve muhafazaya elverişli bir halde bulunmasını (yüke elverişliliğini) temin etmekle mükelleftir. Taşıyan, yükle ilgili olanlara karşı geminin denize, yola veya yüke elverişli olmamasından doğan zararlardan mesuldür, meğerki; tedbirli bir taşıyanın sarf etmekle mükellef olduğu dikkat ve ihtimam gösterilmekle beraber eksikliği yolculuğun başlangıcına kadar keşfe imkan bulunmamış olsun.
Buna göre TTK.'nun 1019'uncu maddesinde düzenlenen geminin başlangıçtaki denize, yola ve yüke elverişsizliğinden dolayı taşıyan, yükle ilgililere karşı sadece yükün ziya ve hasarından değil, elverişsizliğin sebep olduğu bütün zararlardan ve bu meyanda gecikme zararlarından da sorumludur(Çağa/Kender, Deniz Ticareti Hukuku, 2. cilt, 6. baskı, s:182). Gerek mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişi raporunda gerekse karar yerinde, davacının bu iddiası hakkında hiçbir inceleme ve değerlendirme yapılmamıştır.
O halde mahkemece davalıya ait geminin denize, yola ve yüke elverişli olup olmadığının tespit edilerek davacının anılan iddiasının incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye davayılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3- Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin mahkemece hükmedilen vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarınn incelenmesine şimdlik gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/7243 E. 2015/4347 K.
Ortak:yola elverişlilik · istifa · navlun · taşıyan · hasar
İncelediğiniz karardaMahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, TTK'nun 1061. maddesi uyarınca davalı «taşıyanın» malların yüklenmesi, «istifi», taşınması ve boşaltılması sırasında gerekli özeni göstermekle yükümlü olduğu, somut olayda yükün taşınması sırasında geminin ambar kapaklarının deniz suyu sızdırması sonucunda «hasara» uğradığı, talep edebilecek hasar miktarının (10.486,07) Euro karşılığı (19.979,11) TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, anılan meblağın dava tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, alacak miktarı yönünden davalının Abdullah 3 isimli gemisi üzerinde davacı lehine TTK'nun 1236. maddesi uyarınca «kanuni rehin hakkı» tanınmasına karar verilmiştir.
Gerçekten de TTK'nun 1019'uncu maddesi uyarınca her nevi «navlun» mukavelesinde «taşıyan», geminin denize ve «yola elverişli» bir halde bulunmasını (Madde 817) ve soğutma tesisatı da «dahil» olmak üzere ambarların yükü kabule, taşımaya ve muhafazaya elverişli bir halde bulunmasını (yüke elverişliliğini) temin etmekle mükelleftir.
Davacı vekilince sunulan dava dilekçesinde davalıya ait geminin denize, yola ve yüke elverişli olmadığı, bu nedenle emtianın uğradığı zararın yanında davalının, «hasara» uğrayan çelik sac rulolarının açılması, içlerinin temizlenmesi, zararın tespiti ve azaltılması için yapılan nakliye «masrafları» ve ruloların tekrara sarılarak ambalajlanması gibi zararları da karşılaması gerektiği iddia edilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu gemide çıkan yangının «sebebinin» tespit edilemediği, bilirkişiler ayrı ayrı geminin teknik unsurlarının, yangına ilişkin tüm donanımının kurallara uygun olduğunu dile getirmiş ise de «yola elverişlilik» hukuki bir kavram olup varlığının ispatının yolculuğun başlangıcında var olan belgelerle sınırlı olmayacağı, dava konusu gemi ro ro gemisi olup yükünün yakıt dolu araçlar olması nedeniyle yangın riski en üst seviyede bulunduğundan alınacak tedbirlerin de en üst düzeyde olması gerektiği, TTK’nun 817/2. maddesinde belirtildiği üzere geminin denize elverişli olması gerektiği gibi yakıtı, yükleme hali ve «gemi adamlarının» da yeterli olması gerektiği, mürettebat beyanlarından, Aliağa AHM’nin 2008/103 D.İŞ ve 2008/95 D.İş. sayılı dosyalarından yangınla mücadelede basiretsizlik gösterdiklerinin anlaşıldığı, mürettebatın «görevini dağılıma» uygun yerine getirip getirmediğini gösterir röle cetvelinin elde edilemediği, yangında «hasar» almayan makina dairesinde olması gereken makine «defterinin» de bulunmadığı, mürettebat ifadeleriyle yangında yaşanan panik sabit olup bu durum yangının büyüklüğü, birden başlaması veya insani zaaflarla (can korkusu vs. ) izah edilemeyeceği, geminin uluslararası yeterlilik belgeleri tam ise TTK’nun 1019/2 ve 1062/2. maddesindeki kurtuluş beyinesinden yararlanmak konusundaki «ispat külfetinin» «taşıyana» ait olduğu, taşıyan TTK’nun 817. maddesine göre ilgili makamlardan alınan belgeleri sunmuşsa da bunların birer «karine» teşkil ettiği, dava konusu UND Adriyatik gemisinin yola elverişli olmadığının kabulü gerektiği, denize elverişlilik ya da yüke elverişlilik hususunun tespitinin eldeki olayda hukuki sonucu değiştirmeyeceği, zararın miktarı yönünden «bilirkişi incelemesi» yapılması gerektiği düşünülse de Londra Konvansiyonu'nun ilgili maddeleri uyarınca davalının «sorumluluğunun sınırlı» olacağı kabul edilmekle eldeki dosyada bu yönden bilirkişi tayinine gerek duyulmadığı, denize, yola elverişlilik belgelerini sunan davalı, gemi adamlarının yetersizliğinin, yangına karşı mücadeledeki başarısızlığının, başlangıçtaki elverişsizliğinin zamanında keşfedilememesinin sebeplerini izah edememiş olup kendisinin ve fiillerinden sorumlu olduğu kişilerin bir «kusuru» olmadığını ispat edemediğinden TTK’nun 1061 ve 1019/2.maddeleri nazara alındığında davalı «donatan»/taşıyanın zararı tazmine yükümlü olduğu, davalı taraf fon tesisi talep etmiş ise de eldeki davada bu dosya içinde aynı zamanda fon tesisi açısından karar verilme olanağı bulunmadığı, işbu dava «tazminat davası» olup bir an için davalı talebinin yerinde olduğu düşünülüp fon tesisi talebi ele alınsa ya da başka davadaki fon tesisi talebi «bekletici mesele» yapılsa bile sonucun değişmeyeceği, Londra Konvansiyonu hükümlerinin borcun sınırlandırılmasına ilişkin bulunduğu, dava konusu gemide yanan yüklerle ilgili olarak pek çok dava «derdest» olup bu durumda her bir davada tazminat miktarı tespiti ayrı ayrı yapılıp ayrı bir fon tesisi davasında da Londra Konvansiyonu hükümleri çerçevesinde ödenecek tazminatın azami haddinin tespitinin söz konusu olacağı, Londra Konvansiyonu 11. ve 12. maddesinin yorumundan da fon tesisine dair kararın tahsil aşamasında ele alınacağı sonucuna ulaşıldığı, TTK’nun 1072 maddesi uyarınca 25.557 Euro «navlun» talebinin reddi gerektiği, davacının «kar kaybını» kanıtlayamadığı gerekçesiyle davalının fon tesisi talebinin (tazminatın azami haddini belirleyeceği nedeniyle) tahsil aşamasında değerlendirilmesi gerekeceğinden d …
6762 sayılı TTK’nun 1061 maddesinde, «taşıyanın», malların yükletilmesi, «istifi», taşınması, elden geçirilmesi ve boşaltmasında tedbirli bir taşıyanın dikkat ve ihtimamını göstermekle yükümlü olduğu, yükü taşımak üzere «teslim» aldığı andan teslim edinceye kadar geçen sürede malların «zıyaı» veya «hasarı» yüzünden doğacak zararlardan sorumlu bulunduğu, ancak zıya veya hasarın, tedbirli bir taşıyanın dikkat ve ihtimamı ile dahi önüne geçilemeyecek sebeplerden ileri gelmiş olması halinde sorumlu tutulamayacağı, aynı Yasa’nın 1062. maddesinde, taşıyanın, kendi adamlarının ve «gemi adamlarının» kusurlarından, kendi «kusuru» gibi mesul olacağı, zararın geminin sevkine veya başkaca teknik idaresine ait bir hareketin veya yangının neticesi olması halinde taşıyanın yalnız kendi kusurundan …
Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece, bozma ilamına uyularak alınan ilk raporun ayrık görüşü ve «bozma sonrası» alınan ikinci raporun çoğunluk görüşü uyarınca davalıya ait «geminin yola elverişli» olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:geminin yola elverişliliği · ayrık rapor · görev dağılımı · gemi adamı · zıya · navlun faturası · sorumluluk sınırlaması · navlun bedeli
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu gemide çıkan yangının «sebebinin» tespit edilemediği, bilirkişiler ayrı ayrı geminin teknik unsurlarının, yangına ilişkin tüm donanımının kurallara uygun olduğunu dile getirmiş ise de «yola elverişlilik» hukuki bir kavram olup varlığının ispatının yolculuğun başlangıcında var olan belgelerle sınırlı olmayacağı, dava konusu gemi ro ro gemisi olup yükünün yakıt dolu araçlar olması nedeniyle yangın riski en üst seviyede bulunduğundan alınacak tedbirlerin de en üst düzeyde olması gerektiği, TTK’nun 817/2. maddesinde belirtildiği üzere geminin denize elverişli olması gerektiği gibi yakıtı, yükleme hali ve «gemi adamlarının» da yeterli olması gerektiği, mürettebat beyanlarından, Aliağa AHM’nin 2008/103 D.İŞ ve 2008/95 D.İş. sayılı dosyalarından yangınla mücadelede basiretsizlik gösterdiklerinin anlaşıldığı, mürettebatın «görevini dağılıma» uygun yerine getirip getirmediğini gösterir röle cetvelinin elde edilemediği, yangında «hasar» almayan makina dairesinde olması gereken makine «defterinin» de bulunmadığı, mürettebat ifadeleriyle yangında yaşanan panik sabit olup bu durum yangının büyüklüğü, birden başlaması veya insani zaaflarla (can korkusu vs. ) izah edilemeyeceği, geminin uluslararası yeterlilik belgeleri tam ise TTK’nun 1019/2 ve 1062/2. maddesindeki kurtuluş beyinesinden yararlanmak konusundaki «ispat külfetinin» «taşıyana» ait olduğu, taşıyan TTK’nun 817. maddesine göre ilgili makamlardan alınan belgeleri sunmuşsa da bunların birer «karine» teşkil ettiği, dava konusu UND Adriyatik gemisinin yola elverişli olmadığının kabulü gerektiği, denize elverişlilik ya da yüke elverişlilik hususunun tespitinin eldeki olayda hukuki sonucu değiştirmeyeceği, zararın miktarı yönünden «bilirkişi incelemesi» yapılması gerektiği düşünülse de Londra Konvansiyonu'nun ilgili maddeleri uyarınca davalının «sorumluluğunun sınırlı» olacağı kabul edilmekle eldeki dosyada bu yönden bilirkişi tayinine gerek duyulmadığı, denize, yola elverişlilik belgelerini sunan davalı, gemi adamlarının yetersizliğinin, yangına karşı mücadeledeki başarısızlığının, başlangıçtaki elverişsizliğinin zamanında keşfedilememesinin sebeplerini izah edememiş olup kendisinin ve fiillerinden sorumlu olduğu kişilerin bir «kusuru» olmadığını ispat edemediğinden TTK’nun 1061 ve 1019/2.maddeleri nazara alındığında davalı «donatan»/taşıyanın zararı tazmine yükümlü olduğu, davalı taraf fon tesisi talep etmiş ise de eldeki davada bu dosya içinde aynı zamanda fon tesisi açısından karar verilme olanağı bulunmadığı, işbu dava «tazminat davası» olup bir an için davalı talebinin yerinde olduğu düşünülüp fon tesisi talebi ele alınsa ya da başka davadaki fon tesisi talebi «bekletici mesele» yapılsa bile sonucun değişmeyeceği, Londra Konvansiyonu hükümlerinin borcun sınırlandırılmasına ilişkin bulunduğu, dava konusu gemide yanan yüklerle ilgili olarak pek çok dava «derdest» olup bu durumda her bir davada tazminat miktarı tespiti ayrı ayrı yapılıp ayrı bir fon tesisi davasında da Londra Konvansiyonu hükümleri çerçevesinde ödenecek tazminatın azami haddinin tespitinin söz konusu olacağı, Londra Konvansiyonu 11. ve 12. maddesinin yorumundan da fon tesisine dair kararın tahsil aşamasında ele alınacağı sonucuna ulaşıldığı, TTK’nun 1072 maddesi uyarınca 25.557 Euro «navlun» talebinin reddi gerektiği, davacının «kar kaybını» kanıtlayamadığı gerekçesiyle davalının fon tesisi talebinin (tazminatın azami haddini belirleyeceği nedeniyle) tahsil aşamasında değerlendirilmesi gerekeceğinden d …
6762 sayılı TTK’nun 1061 maddesinde, «taşıyanın», malların yükletilmesi, «istifi», taşınması, elden geçirilmesi ve boşaltmasında tedbirli bir taşıyanın dikkat ve ihtimamını göstermekle yükümlü olduğu, yükü taşımak üzere «teslim» aldığı andan teslim edinceye kadar geçen sürede malların «zıyaı» veya «hasarı» yüzünden doğacak zararlardan sorumlu bulunduğu, ancak zıya veya hasarın, tedbirli bir taşıyanın dikkat ve ihtimamı ile dahi önüne geçilemeyecek sebeplerden ileri gelmiş olması halinde sorumlu tutulamayacağı, aynı Yasa’nın 1062. maddesinde, taşıyanın, kendi adamlarının ve «gemi adamlarının» kusurlarından, kendi «kusuru» gibi mesul olacağı, zararın geminin sevkine veya başkaca teknik idaresine ait bir hareketin veya yangının neticesi olması halinde taşıyanın yalnız kendi kusurundan …
2- Davacı vekili, diğer talepleri yanında davalı «donatana» ödendiği iddia olunan «navlun bedeli» 25.557,00 Euro’nun tahsilini de talep ederek, davacıya ait 11 adet çekici ve dorse için düzenlenen «navlun faturası» gereğince navlun ödenmiş olmasına rağmen taşıma tamamlanmayıp taşımaya konu yükün tamamı «zayi» olduğu için davalının navluna hak kazanmayacağını iddia etmiştir.
Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece, bozma ilamına uyularak alınan ilk raporun ayrık görüşü ve «bozma sonrası» alınan ikinci raporun çoğunluk görüşü uyarınca davalıya ait «geminin yola elverişli» olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2010/9385 E. , 2012/11336 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 31.03.2010 tarih ve 2006/520-2010/146 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 26.06.2012 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av.... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkiline ait 63 rulo çelik sac yükünün davalıya ait Abdullah 3 isimli gemi ile Güney Kore'den Gemlik Limanı'na taşınması sırasında hasara uğradığını ileri sürerek, TTK.'nun 1235/7. maddesi uyarınca anılan gemi üzerinde müvekkili lehine kanuni rehin hakkı tesisini, şimdilik (300.000) Euro karşılığı (580.000 ) TL'nin temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, 18.06.2007 tarihli dilekçe ile kısmi feragat yoluyla talebini (65.000) Euro karşılığı (125.840) TL'na indirmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, TTK'nun 1061. maddesi uyarınca davalı taşıyanın malların yüklenmesi, istifi, taşınması ve boşaltılması sırasında gerekli özeni göstermekle yükümlü olduğu, somut olayda yükün taşınması sırasında geminin ambar kapaklarının deniz suyu sızdırması sonucunda hasara uğradığı, talep edebilecek hasar miktarının (10.486,07) Euro karşılığı (19.979,11) TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, anılan meblağın dava tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, alacak miktarı yönünden davalının Abdullah 3 isimli gemisi üzerinde davacı lehine TTK'nun 1236. maddesi uyarınca kanuni rehin hakkı tanınmasına karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasay aykırı bir yöne bulunamamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2-Ancak dava, deniz taşıması sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili ile TTK.'nun 1235/7'nci ve 1236'ncı maddeleri uyarınca, davacıya gemi alacaklısı hakkı ve davalıya ait gemi üzerinde kanuni rehin hakkı tanınması istemlerine ilişkindir.
Davacı vekilince sunulan dava dilekçesinde davalıya ait geminin denize, yola ve yüke elverişli olmadığı, bu nedenle emtianın uğradığı zararın yanında davalının, hasara uğrayan çelik sac rulolarının açılması, içlerinin temizlenmesi, zararın tespiti ve azaltılması için yapılan nakliye masrafları ve ruloların tekrara sarılarak ambalajlanması gibi zararları da karşılaması gerektiği iddia edilmiştir. Nitekim davacı tarafından sunulan ve dava açılmadan önce Gemlik Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2006/182 D. İş sayılı dosyasında alınan 22.02.2007 tarihli tespit bilirkişisi raporunda da dava konusu hasarın, davalıya ait geminin denize ve yüke elverişsiz olmasından kaynaklandığı belirtilerek, anılan giderler de davacı zararı olarak hesaba dahil edilmiştir.
Gerçekten de TTK'nun 1019'uncu maddesi uyarınca her nevi navlun mukavelesinde taşıyan, geminin denize ve yola elverişli bir halde bulunmasını (Madde 817) ve soğutma tesisatı da dahil olmak üzere ambarların yükü kabule, taşımaya ve muhafazaya elverişli bir halde bulunmasını (yüke elverişliliğini) temin etmekle mükelleftir. Taşıyan, yükle ilgili olanlara karşı geminin denize, yola veya yüke elverişli olmamasından doğan zararlardan mesuldür, meğerki; tedbirli bir taşıyanın sarf etmekle mükellef olduğu dikkat ve ihtimam gösterilmekle beraber eksikliği yolculuğun başlangıcına kadar keşfe imkan bulunmamış olsun.
Buna göre TTK.'nun 1019'uncu maddesinde düzenlenen geminin başlangıçtaki denize, yola ve yüke elverişsizliğinden dolayı taşıyan, yükle ilgililere karşı sadece yükün ziya ve hasarından değil, elverişsizliğin sebep olduğu bütün zararlardan ve bu meyanda gecikme zararlarından da sorumludur(Çağa/Kender, Deniz Ticareti Hukuku, 2. cilt, 6. baskı, s:182). Gerek mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişi raporunda gerekse karar yerinde, davacının bu iddiası hakkında hiçbir inceleme ve değerlendirme yapılmamıştır.
O halde mahkemece davalıya ait geminin denize, yola ve yüke elverişli olup olmadığının tespit edilerek davacının anılan iddiasının incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye davayılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3- Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin mahkemece hükmedilen vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarınn incelenmesine şimdlik gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin mahkemece hükmedilen vekalet ücretine yönelik temyizi itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 900,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 28.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1061308500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz