Menfi tespit
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/4845 E. 2012/6939 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece davanın reddine dair verilen kararın davacılar vekilince temyizi üzerine Dairemizin 2009/11707 E, 2011/10684 K sayılı ilamıyla ve ilamda yer alan gerekçelerle bozulmuştur.
Davalı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin HUMK’nun 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/10684 E. 2017/3145 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/2302 E. 2015/9730 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/3725 E. 2015/10684 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:vade tarihi · zimmet · feri müdahil · dava şartı yokluğu · derdestlik · dolandırıcılık · husumet yokluğu · vade
Benzer bu karardaAsliye Ticaret Mahkemesi'nin 2000/1032 Esas sayılı dosyasının «derdest» olduğu ve bu nedenle dava şartının bulunmadığı gerekçesiyle, dava «şartı yokluğundan» davanın «usulden reddine» dair verilen karar davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 13/01/2014 tarihli kararı ile onanmış ve karar düzeltme istemi üzerine Dairemizin 29.05.2014 tarihli kararı ile bozulmuş, bunun üzerine yapılan yargılamada; «yetki»,«husumet», «zamanaşımı» itirazları reddedilmiş, davacının Y.
… ce verilen 29.11.2005 tarihli karar ile davalı Banka'nın külli halefi olduğu Y.Bank A.Ş. yöneticisi A.B.'in ''o. hesapları üzerinden banka vasıta kılınmak suretiyle «dolandırıcılık»'' suçundan mahkum olduğu ve bu ceza hükmünün kesinleştiği, ceza mahkemesinin suçun oluşuna ilişkin kabulü ile de o zamanki bazı Y.Bank yöneticilerinin mevduat sahiplerini yanıltarak banka nezdinde hesap açtırdıktan sonra bu hesapları offshore hesabına aktarmaksızın bir kısım şirketlerin finansmanında kullandıkları, bu suretle davacının yatırdığı paranın yatırıldığı tarihten itibaren banka «zimmetinde» kaldığı ve halen Y.
A..'den istenebileceği gerkçesiyle davanın kabulüne; ilk «vade tarihi» olan 22.12.1999 tarihine kadar taraflar arasındaki oran olan %84 oranı üzerinden , anılan tarihten itibaren ise «avans faizi» yürütülmesine karar verilmiştir.
Asliye Ticaret Mahkemesi'nde dava açtıklarını, davalı Banka ortağı A.A.B.'in yatırılan paraları diğer şirketlerde kullandırdığının ve davacının bu şekilde «dolandırıldığının» kesinleşen ceza mahkemesi kararı ile sabit olduğunu ileri sürerek, 14.316,57 TL'nin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
1 benzer karar daha
-
İtirazın iptali | Davanın kabulü
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/6964 E. 2024/3175 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kefalet sözleşmesinin şekil şartı · bedelde muvazaa · eşin rızası · adi yazılı sözleşme · kefalet tarihi · limited şirket pay devri · borçtan kurtulma · garanti sözleşmesi
Benzer bu karardaNoterliğinin 15.12.2016 tarihli 17842 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde «limited şirket pay devri» sözleşmesi'nin anılan hüküm çerçevesinde geçerli olduğu, ancak uyuşmazlığa konu 15.12.2016 tarihli "Limited Şirket Hisse Devri Sözleşmesi- Ek" başlıklı sözleşmenin noterde onaylama şeklinde yapılmaması nedeniyle «geçersiz» olup, sözleşmenin taraflarının ancak «geçersiz sözleşmeye» dayalı olarak verdiklerinin iadesini talep edebilecekleri, davacının geçersiz sözleşme kapsamında davalı ... ....'tan bakiye devir bedelini talep edemeyeceği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesi uyarınca; «kefalet sözleşmesinin» yazılı şekilde yapılmadıkça ve «kefilin» sorumlu olduğu azami miktar ile «kefalet tarihi» kefilin el yazısı ile belirtilmedikçe kefaletin geçerli olmayacağı, davalı ...'ın 15.12.2016 tarihli ek sözleşme altında yalnızca imzasının bulunduğu, geçerli bir kefaletin mevcut olmadığı; bunun yanında kefaletin fer'i niteliği gereği «kefalet sözleşmesi şekil şartlarına» uygun olarak yapılmış olsa idi dahi, kefil olunan sözleşmenin geçersizliği nedeniyle kefaletin de geçersiz olduğu, 15.12.2016 tarihli ek sözleşmede davalı şirket ünvanı veya kaşesi yer almadığı gibi, sözleşme tarihi itibariyle şirketin tek ortağı ve müdürü olan davacı tarafından, davalı şirket ünvanı altına ve davalı şirket adına atılmış bir imza da mevcut olmadığı, davacının sözleşme altındaki tek imzasının devreden sıfatıyla ve kendi ismi altına attığı imza olduğu, davalı şirketin «garanti» eden sıfatıyla bu ek sözleşmeye dayalı sorumlu tutulabilmesinin davacı ile davalı arasında yapılmış bir «garanti sözleşmesinin» varlığına bağlı bulunduğu ancak davalı şirketin tarafı olduğu ve davacı ile yapılmış bir garanti sözleşmesinin varlığından bahsedilemeyeceği gerekçesiyle başvurunu …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 25.03.2017 tarihli «vadeye» ilişkin olduğunu iddia ettiği ödemenin müvekkil Büşra tarafından asıl «pay devri» sözleşmesine istinaden yapıldığını, müvekkillerince ödendiği belirtilen borcun da asıl pay devri sözleşmesindeki 50.000,00 TL olduğunu, davacının bu ödemenin varlığını iddialarına konu ettiği halde bir de ödeme belgesi aramasının tutarsız olduğunu, müvekkili Büşra'nın pay devrinden doğan borcunu müvekkili şirkete ait çekle ödemesinin şirketi de borcun muhatabı yapmayacağını, aynı durumun «geçersiz sözleşmeyi» geçerli de kılmayacağını, davacının davasına dayanak gösterdiği 15.12.2016 tarihli "Limited Şirket Hisse Devri Sözleşmesi- EK" başlıklı belgenin yasada «emredilen» «şekil şartlarına» uymadığı için geçersiz olduğunu, geçersiz sözleşmeye dayalı alacak iddiasının haksız olup müvekkili Büşra olmak üzere tüm müvekkillerinin dava konusu takibe itirazlarının yerinde olduğunu, müvekkili şirketin alacak iddiasında ne sıfatla sorumlu tutulduğunun ne dava konusu sözleşmeden ne de dava dilekçesinden anlaşılamadığını, müvekkili şirketin ancak «kefil» sıfatını taşıdığının iddia edilebileceğini, dava konusu sözleşmede kefillerin sorumlu olacağı azami miktar ile «kefalet tarihi» belirtilmediği gibi kefalete ilişkin el yazısı ile yazılmış hiçbir ibare de bulunmadığını, ayrıca müvekkili Aziz için «eşin rızası» şartının da sağlanmadığını, bu sebeple müvekkili şirket ve Aziz'in iddia edilen alacakta sorumlu tutulmasının haksız olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiş …
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «limited şirketin pay devri» sözleşmesini usulüne uygun olarak noterde yapıldığını, «geçersizliğine» karar verilecek bir eksiklik olmadığını, müvekkili ve davalılar arasında yapılan Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesinin ek niteliğinde olan ek sözleşmenin «resmi şekilde» yapılacağına ilişkin bir ibarenin de kanunda bulunmadığını, sözleşme anında şirket yetkilisinin müvekkili olduğunu, şirket hissesinin devredildiği tarih ile yeni müdürün atanma tarihine kadar da yine şirket müdürünün müvekkili olduğunu, «hisse devrine» ilişkin yapılan noter sözleşmesinden sonra «şirket müdürü» olarak davalı ... ....'ın atandığını, davalı şirketin yeni yetkilisi ve tek ortağı olan Büşra Kadayıf'ın işbu ihtilaf konusu aşamaların hiçbirinde 15.12.2016 tarihinde imzalanan ek sözleşmedeki imzasını da inkâr etmediğini, dolayısıyla her halükarda şirketin imza yetkililerinin bağlandığı sözleşmenin şirketi de bağlayacağını, sözleşmede şirketin kaşesi olmamasının sözleşmenin sıhhatini etkileyen bir durum olmadığını, şirketin eski ve yeni ortaklarının sözleşmeyi birlikte imzaladıklarını ve sözleşmede de şirketin sorumlu olduğunu kabul ettiklerini, davalı tarafından «ihtarnamede» ve icra takibine yaptığı itirazda sözleşmenin geçersizliğine ilişkin bir beyanda bulunmadığını, düzenlenen 15.12.2016 tarihli ek sözleşmede «vade tarihlerinin» belirlendiğini, bu vadelerde ödenecek bedellerden sadece ilk vade tarihi olan 25.03.2017 tarihli ödemenin davalı tarafça ödendiğini, tarafların hem sözleşmenin geçersizliğini iddia etmeleri hem de sözleşmede belirtilen ödemelerden bir kısmını yapmış olmalarının kalan «borçtan kurtulmak» amacıyla kötü niyetli şekilde «borca itiraz» edildiğinin ispatı olduğunu, müvekkili edimini «ifa» ettikten sonra «şekil şartlarının» ileri sürülmesinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesindeki iyi niyet ve dürüstlük kuralları ile bağdaşmadığını ve aynı maddenin i …
Noterliğinin 15.12.2016 tarihli 17842 yevmiye numaralı düzenleme şeklindeki «limited şirket pay devri» sözleşmesinin eki olarak haricen düzenlenen 15.12.2016 tarihli «adi yazılı sözleşmenin» geçerli olup olmadığı, sözleşmenin geçerli kabul edilmesi halinde, davalı ...'nın devir bedeli borcunun bulunup bulunmadığı, davalı şirket ve davalı ...'ın bu borçtan «kefil» sıfatıyla sorumlu olup olmayacakları hususunda olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesinin birinci fıkrasında aranan şeklin geçerlilik şekli olduğu, davacı il …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/4845 E. , 2012/6939 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Kadıköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 14/04/2009 tarih ve 2007/738-2009/219 sayılı kararı bozan Daire’nin 22/09/2011 gün ve 2009/11707-2011/10684 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkilleri ile davalı arasında 1998 yılından bu yana sağlık sigortası sözleşmesi ilişkisinin mevcut olduğunu, bu çerçevede 2003 yılından itibaren ömür boyu yenileme garantisini hak ettiklerini ve bu hakkın poliçelerin ön yüzüne yazıldığını, ancak davalının müvekkillerinin yurt dışında olduğundan bir kısım prim borçlarını ödemekte gecikmesi nedeniyle müvekkili ...'nin 26.03.2006-2007 , ...'in 25/03/2006-2007 tarihli poliçelerinin bildirimsiz şekilde feshedildiğini, müvekkillerinin prim borçlarını ödemesi teklifini kabul etmeyen davalının 08/05/2007-2008 tarihli yeni bir poliçe düzenlediğini, ancak bu poliçede ömür boyu yenileme garantisine yer vermediğini ileri sürerek, davalının poliçeleri iptal etmesinin ve yeni poliçede anılan garantiye yer vermemesinin haksız olduğunun tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın reddine dair verilen kararın davacılar vekilince temyizi üzerine Dairemizin 2009/11707 E, 2011/10684 K sayılı ilamıyla ve ilamda yer alan gerekçelerle bozulmuştur.
Davalı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin HUMK’nun 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK’nun 442. maddesi gereğince REDDİNE, alınması gereken 43,90 TL karar düzeltme harcı peşin ödenmiş olduğundan yeniden alınmasına yer olmadığına, 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK'nun 442/3. maddesi hükmü uyarınca, takdiren 203,00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyenden alınarak Hazine’ye gelir kaydedilmesine, 27/04/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1057878100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz