Bozmaya uyulmakla oluşan kazanılmış hak yeniden incelenemez
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/6815 E. 2024/4096 K. · · İlk derece: İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
OnandıKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
Bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşan yönler, sonraki temyiz incelemesinde yeniden ele alınamaz. Esasa ilişkin olarak: sözleşmelerde taraf olmayan ve sözleşmeyle taahhüt altına girmeyen şirkete husumet yöneltilemez; borç ikrarı içeren sözleşme bakımından ikrah koşulları oluşmamışsa sözleşme ve buna dayalı olarak verilen bonolar ikrah nedeniyle geçersiz sayılamaz, kabul edilen borç ödenmedikçe teminat bonosunun geçersizliği de ileri sürülemez. Buna karşılık, iş sözleşmesinin işverenin ücret ödememesi nedeniyle işçi tarafından haklı olarak feshedildiği kesinleşmiş kararla tespit edilmişse, belirli süre çalışma taahhüdüne bağlanan cezai şarttan ve onun teminatı olan bonodan sorumluluk doğmaz. Sözleşmede şirketin net kârından pay kararlaştırılmışsa alacak şirketin kârı üzerinden hesaplanır; geçmiş yıl zararları gerekçe gösterilerek talep reddedilemez. Hakediş alacağından, protokol gereği ödenmesi gereken ücret mahsup edilir.
Ele alınan sorunlar
Bozmaya uyulmakla oluşan usuli kazanılmış hakkın temyiz incelemesini sınırlaması → ret
İddia: Davalılar, bozma sebebi yapılan kâr payı hesabının hatalı olduğunu, cezai şart niteliğindeki bononun nitelendirilmesinin yanlış yapıldığını ve kararın bozulması gerektiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozmaya uygundur; kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukuken imkân yoktur.
Gerekçe kaynağı: özgün
Sözleşmelerde taraf olmayan şirkete husumet yöneltilememesi → ret
İddia: Davalı şirket, iptali istenen sözleşme, bono, icra takibi ve temlik işleminin tarafının diğer davalı gerçek kişi olduğunu, bu hukuki işlemlerle ilgili taleplerin kendisine yöneltilemeyeceğini savunmuştur.
Gerekçe: Davalı şirket her iki sözleşmede de taraf değildir; ilk sözleşmenin imza tarihi itibarıyla diğer davalı henüz şirket ortağı olmadığından şirket adına sözleşme yapması mümkün değildir, sonraki sözleşmede ise şirketi taahhüt altına sokan bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle davalı şirkete husumet yöneltilemez. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Sözleşmenin ikrah nedeniyle geçersizliği ve buna dayalı bonoların akıbeti → ret
İddia: Davacı, davalının edimlerini yerine getirmeyerek kendisini zor durumda bıraktığını ve haciz baskısı altında ikinci bir sözleşme yapmaya zorladığını, sözleşmenin ikrah sebebiyle, bonoların ise geçersiz sözleşmeye dayandıkları için geçersiz olduğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: Taraflar arasındaki sözleşme bakımından ikrah koşulları mevcut değildir; davacı sözleşme hükümleri gereğince borç ikrarında bulunmuş olup sözleşme gereğince verilen bonolar da ikrah nedeniyle geçersiz kabul edilemez. Sözleşmede kabul edilen borcun teminatı olarak verilen bono yönünden, borç henüz ödenmemiş olduğundan geçersizlik ileri sürülemez. Sözleşmede davalının, davacının bankaya olan borcunu ödediği ve alacağı temlik aldığı açıkça yazılıdır; davacının sözleşmedeki açık kabulü doğrultusunda, temlik alınan icra takibine ve bu bonoya yönelik borçlu olunmadığının tespiti ile temlik işleminin iptali istemi yerinde değildir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Belirli süre çalışma taahhüdüne bağlanan cezai şart ve teminat bonosundan sorumluluk → kabul
Gerekçe: Kesinleşen İş Mahkemesi kararı ile sözleşmenin, davacının ücret alacaklarının ödenmemesi üzerine davacı tarafından haklı olarak feshedildiği tespit edilmiştir. Bu tespit dikkate alındığında, davacının kararlaştırılan süreyle çalışmamasının davalı işverenden kaynaklanan bir sebeple mümkün olmadığı anlaşıldığından, davacı söz konusu cezai şarttan ve onun teminatı olarak verilmiş bonodan sorumlu tutulamaz. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Sözleşmeyle kararlaştırılan kâr payı alacağının hesaplanma esası → kabul
İddia: Davacı, sözleşme gereğince kâr payı alacağının tahsilini talep etmiştir.
Gerekçe: Taraflar arasında akdedilen sözleşmede davacının, şirkette yapılan net kârdan %15 kâr alacağı kararlaştırılmıştır; bu durumda şirketin kârı üzerinden hesaplanacak tutarın tahsiline karar verilmesi gerekir. Şirketin yıllara göre kâr-zarar durumu değerlendirilerek, şirketin geçmiş yıllardan kaynaklı kâr elde edemediği gerekçesiyle talebin reddedilmesi doğru değildir. (Dairenin uyulan bozma ilamında kurulan gerekçe)
Gerekçe kaynağı: özgün
Hakediş alacağından ücret alacağının mahsubu → ret
İddia: Davacı, hakedişleri ile borcunu ödediğini ve bakiye hakediş alacağının bulunduğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: Davacının hakediş alacağı tespit edilmişse de, protokoldeki hüküm gereği davacıya ödenmesi gereken aylık ücretin bu hakedişten mahsubu gerekir. Davacıya ödendiği ikrar edilen ve İş Mahkemesince hüküm altına alınan bakiye ücret alacağının mahsubu sonucunda davacının bakiye hakediş alacağı bulunmamaktadır; hakedişleri ile borcun ödendiği iddiası doğru değildir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Emsal değeri
Bozmaya uyulmakla oluşan usuli kazanılmış hakkın sonraki temyiz incelemesini sınırlaması ile iş sözleşmesinin işveren kusuruyla haklı feshedildiği kesinleşmiş kararla tespit edilmişse çalışma taahhüdüne bağlı cezai şart ve teminat bonosundan sorumluluk doğmaması bakımından emsal değer taşır.
Usul tespitleri
- Dava şartı
- Sözleşmede taraf olmayan ve sözleşmeyle taahhüt altına girmeyen şirket aleyhine açılan dava pasif husumet yokluğundan reddedilir.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
usuli kazanılmış hak↗ bozmaya uyma↗ pasif husumet↗ ikrah↗ borç ikrarı↗ teminat bonosu↗ alacağın temliki↗ cezai şart↗ kâr payı↗ hakediş↗ mahsup↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Davanın kabulü | Temlikin geçersizliği | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/4185 E. 2023/387 K.
Ortak:ikrah · hakediş · alacağın temliki · cezai şart · pasif husumet · kâr payı · dava şartı
İncelediğiniz kararda… itibariyle davalının, henüz davalı şirket ortağı olmadığı, bu nedenle şirket adına da sözleşme yapmasının mümkün olmadığı, 07.11.2006 tarihli sözleşmede ise şirketi «taahhüt» altına sokan bir düzenleme bulunmadığı, davalı şirkete «husumet» yöneltilmesinin mümkün olmadığı, davalı ... yönünden ise taraflar arasındaki sözleşme bakımından «ikrah» koşullarının mevcut olmadığı, sözleşme hükümleri gereğince davacının borç ikrarında bulunduğu, sözleşme gereğince verilen bonoların da ikrah nedeniyle «geçersiz» kabul edilemeyeceği, 500.000,00 dolar bedelli «bono» davacının sözleşmede kabul ettiği borcun «teminatı» olarak verilmekle borcun henüz ödenmemiş olması nedeniyle geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği, 07.11.2006 tarihli sözleşmede davalının, davacının bankaya olan borcunu ödediği ve «alacağı temlik» aldığının açıkça yazılı olduğu, davacının 07.11.2006 tarihli sözleşmedeki açık kabulü doğrultusunda, davacının borçlusu olduğu davalının temlik aldığı icra takibine ve 500.000,00 dolar bedelli bonoya yönelik «borçlu olunmadığının tespiti» ile temlik işleminin iptali isteminin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı; ancak 1.000.00,00 dolarlık bono yönünden ise kesinleşen İş Mahkemesi kararı ile sözleşmenin davacının ücret alacaklarının ödenmemesi üzerine davacı tarafından haklı olarak feshedildiği tespit edilmiş olup bu tespit dikkate alındığında artık davacının 5 yıl süre ile çalışmamasının davalı işverenden kaynaklanan bir sebeple mümkün olmadığı anlaşıldığından söz konusu cezai şarttan ve bunun teminatı olarak verilmiş olan bonodan davacının sorumlu tutulamayacağı gözetilmeksizin, bu bonoya dayalı istem yönünden davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, davacının talep edebileceği %15'lik tutar açıkça «kar payı» olup şirket geçmiş yıllardan ötürü kar elde edemediğinden davacının sözleşme gereğince davalıdan kâr «payı alacağı» talep etmesinin mümkün olmadığı, davacının «hakediş alacağının» 25.433,17 dolar olarak tespit edildiği; ancak «protokoldeki» hüküm gereği, davacıya ödenmesi gereken aylık 10.000,00 dolar ücretin, davacının tespit edilen bu hak edişinden mahsubunun gerektiği, davacıya ödendiği «ikrar» edilen ve İş Mahkemesince hüküm altına alınan bakiye ücret alacağının mahsubu sonucunda, davacının bakiye hakediş alacağının bulunmadığı, hak edişleri ile borcun ödendiği iddiasının doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı ...Özel Göz Sağlığı Hizmetleri A.Ş. aleyhine açılan davanın «pasif husumet yokluğu» nedeniyle reddine, davalı ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne, «keşidecisi» ..., «lehdarı» ... olan 07.11.2006 tanzim, 07.11.2011 «vade» tarihli, 1.000.000,00 dolar bedelli senetten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin bütün taleplerin reddine karar verilmiştir.
… ava dışı şirketlerin hisselerinin davalıya devri konusunda yapılan sözleşme gereğince davalı ...'ın edimlerini yerine getirmeyerek müvekkilini zor durumda bırakarak «haciz» baskısı altında kendisini ikinci bir sözleşme yapmaya zorladığını, bu sözleşme gereği iki adet «bono» aldığını, sözleşmenin «ikrah» sebebiyle bonoların ise «geçersiz sözleşmeye» istinaden verilmiş olmaları sebebiyle geçersiz olduğunu, sözleşmenin geçerli kabul edilmesi halinde ise müvekkilinin «hak ediş» alacakları ile borcu ödediğini ayrıca dava dışı banka tarafından müvekkili aleyhine başlatılan icra takibindeki borcun ödenmesinin davalı ...'ın «sözleşmesel sorumluluğu» olduğunu ve borcu ödedikten sonra dosyanın kapatılması gerekmesine rağmen davalının «alacağı temlik» aldığını ileri sürerek temlikin geçersiz olduğunun tespiti ve icra takibinin iptali ile bakiye hak ediş alacağı ve «kar payı alacağının» tahsilini talep etmiştir.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve «istinaf incelemesinden» geçen sözleşmenin «ikrah» sebebiyle «geçersizliğinin» tespiti ve buna bağlı olarak tanzim edilen bonoların iptali, icra takibinde «temlikin» geçersizliğinin tespiti ve takibin iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın davalı ...Özel Göz Sağlığı Hizmetleri A.Ş. aleyhine açılan davanın «pasif husumet yokluğu» nedeniyle reddine, davalı ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… itibariyle davalının, henüz davalı şirket ortağı olmadığı, bu nedenle şirket adına da sözleşme yapmasının mümkün olmadığı, 07.11.2006 tarihli sözleşmede ise şirketi «taahhüt» altına sokan bir düzenleme bulunmadığı, davalı şirkete «husumet» yöneltilmesinin mümkün olmadığı, davalı ...yönünden ise taraflar arasındaki sözleşme bakımından «ikrah» koşullarının mevcut olmadığı, sözleşme hükümleri gereğince davacının borç ikrarında bulunduğu, sözleşme gereğince verilen bonoların da ikrah nedeniyle «geçersiz» kabul edilemeyeceği, 500.000,00 dolar bedelli «bono» davacının sözleşmede kabul ettiği borcun «teminatı» olarak verilmekle borcun henüz ödenmemiş olması nedeniyle geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği, 07.11.2006 tarihli sözleşmede davalının, davacının bankaya olan borcunu ödediği ve «alacağı temlik» aldığının açıkça yazılı olduğu, davacının 07.11.2006 tarihli sözleşmedeki açık kabulü doğrultusunda, davacının borçlusu olduğu davalının temlik aldığı icra takibine ve 500.000,00 dolar bedelli bonoya yönelik «borçlu olunmadığının tespiti» ile temlik işleminin iptali isteminin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı; ancak 1.000.00,00 dolarlık bono yönünden ise kesinleşen İş Mahkemesi kararı ile sözleşmenin davacının ücret alacaklarının ödenmemesi üzerine davacı tarafından haklı olarak feshedildiği tespit edilmiş olup bu tespit dikkate alındığında artık davacının 5 yıl süre ile çalışmamasının davalı işverenden kaynaklanan bir sebeple mümkün olmadığı anlaşıldığından söz konusu cezai şarttan ve bunun teminatı olarak verilmiş olan bonodan davacının sorumlu tutulamayacağı gözetilmeksizin, bu bonoya dayalı istem yönünden davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, davacının talep edebileceği %15'lik tutar açıkça «kar payı» olup şirket geçmiş yıllardan ötürü kar elde edemediğinden davacının sözleşme gereğince davalıdan «kar payı alacağı» talep etmesinin mümkün olmadığı, davacının «hakediş alacağının» 25.433,17 dolar olarak tespit edildiği; ancak «protokoldeki» hüküm gereği, davacıya ödenmesi gereken aylık 10.000,00 dolar ücretin, davacının tespit edilen bu hak edişinden mahsubunun gerektiği, davacıya ödendiği «ikrar» edilen ve İş Mahkemesince hüküm altına alınan bakiye ücret alacağının mahsubu sonucunda, davacının bakiye hakediş alacağının bulunmadığı, hak edişleri ile borcun ödendiği iddiasının doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, Mahkeme kararının kaldırılmasına, davalı Veni Vidi Özel Göz Sağlığı Hizmetleri A.Ş. aleyhine açılan davanın «pasif husumet yokluğu» nedeniyle reddine, davalı ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne, «keşidecisi» ..., «lehdarı» ... olan 07.11.2006 tanzim, 07.11.2011 «vade» tarihli, 1.000.000,00 dolar bedelli senetten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin bütün taleplerin reddine karar verilmiştir.
… edimini yerine getirmediğini, icra takibinde davalının yapması gereken ödemeleri kasten yapmayarak, müvekkili üzerindeki korku ve baskı ile ilk sözleşmeye ilaveten «cezai şart» maddelerinin de bulunduğu ikinci bir sözleşme akdettiğini, davalının icra dosyasına yaptığı ödemenin davalının şirket hisselerine karşılık ödemesi gereken bedel olduğunu, 07.11.2006 tarihli sözleşmenin «irade sakatlığına» rağmen geçerli olduğu kabul edilse bile müvekkilinin borcunun «hakediş» bedelleri ile ödenmiş olduğunu, 07.11.2006 tarihli sözleşme «ikrah» altında imzalandığından, buna dayalı olarak alınan bonoların da yok hükmünde olduğunu, sözleşmede belirtilen cezai şartın da hem bu yönüyle hem de «işçi işveren ilişkisinde» tek taraflı olarak işçi aleyhine düzenlenmiş olması nedeniyle «geçersiz» olduğunu, davalının ödediği icra borcu ile dosyayı kapatması gerekirken ödediği bedeli sözleşmeye aykırı olarak «temlik» aldığını, sözleşmede belirlenen «kar payı» ve hakediş bedellerine ilişkin olarak müvekkiline ödeme yapılmadığını, bu bakımdan bilirkişi raporunun hatalı yorum ve eksik hesaplamaya dayandığını, bilirkişilerce müvekkiline ödenecek ücretin «hak edişe» «dahil» edildiğini; ancak bunun sözleşmeye aykırı olduğunu, hak edişin bizzat müvekkilinin baktığı hastalar üzerinden davalılara kazandırdığı gelir üzerinden hesaplanması gerekirken bu konudaki delillerin incelenmediğini, müvekkilinin verdiği hizmet ile elde edilen hak edişlerin borcunu fazlasıyla karşıladığını, taraflar arasında İş Mahkemesinde görülen davada verilen kararın kesinleştiğini, müvekkilinin iş akdini feshinin haklı nedene dayandığı ve üzerine düşen edimleri yerine getirdiği hususlarının kabulünün gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporu «eksik inceleme» ve hatalı değerlendirmeyle tanzim edildiğinden rapora yönelik itirazları dikkate alınmadan karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu ileri sürerek kararın …
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ikinci sözleşmenin «ikrah» sebebiyle «geçersiz» olup olmadığı, davalı şirkete «husumet» yöneltilip yöneltilemeyeceği, sözleşme gereği düzenlenen bonoların geçersiz olup olmadığı, icra takibinde «temlikin» hükmü, davacının «hak ediş» ve «kar payı alacağı» bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:hakediş alacağı · irade sakatlığı · işçi-işveren ilişkisi · kar payı alacağı · hak ediş · kâr payı alacağı · lehdar · borçlu olunmadığının tespiti
Benzer bu kararda… itibariyle davalının, henüz davalı şirket ortağı olmadığı, bu nedenle şirket adına da sözleşme yapmasının mümkün olmadığı, 07.11.2006 tarihli sözleşmede ise şirketi «taahhüt» altına sokan bir düzenleme bulunmadığı, davalı şirkete «husumet» yöneltilmesinin mümkün olmadığı, davalı ...yönünden ise taraflar arasındaki sözleşme bakımından «ikrah» koşullarının mevcut olmadığı, sözleşme hükümleri gereğince davacının borç ikrarında bulunduğu, sözleşme gereğince verilen bonoların da ikrah nedeniyle «geçersiz» kabul edilemeyeceği, 500.000,00 dolar bedelli «bono» davacının sözleşmede kabul ettiği borcun «teminatı» olarak verilmekle borcun henüz ödenmemiş olması nedeniyle geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği, 07.11.2006 tarihli sözleşmede davalının, davacının bankaya olan borcunu ödediği ve «alacağı temlik» aldığının açıkça yazılı olduğu, davacının 07.11.2006 tarihli sözleşmedeki açık kabulü doğrultusunda, davacının borçlusu olduğu davalının temlik aldığı icra takibine ve 500.000,00 dolar bedelli bonoya yönelik «borçlu olunmadığının tespiti» ile temlik işleminin iptali isteminin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı; ancak 1.000.00,00 dolarlık bono yönünden ise kesinleşen İş Mahkemesi kararı ile sözleşmenin davacının ücret alacaklarının ödenmemesi üzerine davacı tarafından haklı olarak feshedildiği tespit edilmiş olup bu tespit dikkate alındığında artık davacının 5 yıl süre ile çalışmamasının davalı işverenden kaynaklanan bir sebeple mümkün olmadığı anlaşıldığından söz konusu cezai şarttan ve bunun teminatı olarak verilmiş olan bonodan davacının sorumlu tutulamayacağı gözetilmeksizin, bu bonoya dayalı istem yönünden davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, davacının talep edebileceği %15'lik tutar açıkça «kar payı» olup şirket geçmiş yıllardan ötürü kar elde edemediğinden davacının sözleşme gereğince davalıdan «kar payı alacağı» talep etmesinin mümkün olmadığı, davacının «hakediş alacağının» 25.433,17 dolar olarak tespit edildiği; ancak «protokoldeki» hüküm gereği, davacıya ödenmesi gereken aylık 10.000,00 dolar ücretin, davacının tespit edilen bu hak edişinden mahsubunun gerektiği, davacıya ödendiği «ikrar» edilen ve İş Mahkemesince hüküm altına alınan bakiye ücret alacağının mahsubu sonucunda, davacının bakiye hakediş alacağının bulunmadığı, hak edişleri ile borcun ödendiği iddiasının doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, Mahkeme kararının kaldırılmasına, davalı Veni Vidi Özel Göz Sağlığı Hizmetleri A.Ş. aleyhine açılan davanın «pasif husumet yokluğu» nedeniyle reddine, davalı ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne, «keşidecisi» ..., «lehdarı» ... olan 07.11.2006 tanzim, 07.11.2011 «vade» tarihli, 1.000.000,00 dolar bedelli senetten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin bütün taleplerin reddine karar verilmiştir.
… edimini yerine getirmediğini, icra takibinde davalının yapması gereken ödemeleri kasten yapmayarak, müvekkili üzerindeki korku ve baskı ile ilk sözleşmeye ilaveten «cezai şart» maddelerinin de bulunduğu ikinci bir sözleşme akdettiğini, davalının icra dosyasına yaptığı ödemenin davalının şirket hisselerine karşılık ödemesi gereken bedel olduğunu, 07.11.2006 tarihli sözleşmenin «irade sakatlığına» rağmen geçerli olduğu kabul edilse bile müvekkilinin borcunun «hakediş» bedelleri ile ödenmiş olduğunu, 07.11.2006 tarihli sözleşme «ikrah» altında imzalandığından, buna dayalı olarak alınan bonoların da yok hükmünde olduğunu, sözleşmede belirtilen cezai şartın da hem bu yönüyle hem de «işçi işveren ilişkisinde» tek taraflı olarak işçi aleyhine düzenlenmiş olması nedeniyle «geçersiz» olduğunu, davalının ödediği icra borcu ile dosyayı kapatması gerekirken ödediği bedeli sözleşmeye aykırı olarak «temlik» aldığını, sözleşmede belirlenen «kar payı» ve hakediş bedellerine ilişkin olarak müvekkiline ödeme yapılmadığını, bu bakımdan bilirkişi raporunun hatalı yorum ve eksik hesaplamaya dayandığını, bilirkişilerce müvekkiline ödenecek ücretin «hak edişe» «dahil» edildiğini; ancak bunun sözleşmeye aykırı olduğunu, hak edişin bizzat müvekkilinin baktığı hastalar üzerinden davalılara kazandırdığı gelir üzerinden hesaplanması gerekirken bu konudaki delillerin incelenmediğini, müvekkilinin verdiği hizmet ile elde edilen hak edişlerin borcunu fazlasıyla karşıladığını, taraflar arasında İş Mahkemesinde görülen davada verilen kararın kesinleştiğini, müvekkilinin iş akdini feshinin haklı nedene dayandığı ve üzerine düşen edimleri yerine getirdiği hususlarının kabulünün gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporu «eksik inceleme» ve hatalı değerlendirmeyle tanzim edildiğinden rapora yönelik itirazları dikkate alınmadan karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu ileri sürerek kararın …
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ikinci sözleşmenin «ikrah» sebebiyle «geçersiz» olup olmadığı, davalı şirkete «husumet» yöneltilip yöneltilemeyeceği, sözleşme gereği düzenlenen bonoların geçersiz olup olmadığı, icra takibinde «temlikin» hükmü, davacının «hak ediş» ve «kar payı alacağı» bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/6815 E. , 2024/4096 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI 2023/1218 Esas, 2023/1517 Karar
HÜKÜM
Bozmaya uyma
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2014/1094 E., 2017/358 K.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen sözleşmenin ikrah sebebiyle geçersizliğinin tespiti ve buna bağlı olarak tanzim edilen bonoların iptali, icra takibinde temlikin geçersizliğinin tespiti ve takibin iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın davalı ...Özel Göz Sağlığı Hizmetleri A.Ş. aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ...vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin hissedar olduğu davalı şirket ile dava dışı şirketlerin hisselerinin davalıya devri konusunda yapılan sözleşme gereğince davalı ...'ın edimlerini yerine getirmeyerek müvekkilini zor durumda bırakarak haciz baskısı altında kendisini ikinci bir sözleşme yapmaya zorladığını, bu sözleşme gereği iki adet bono aldığını, sözleşmenin ikrah sebebiyle bonoların ise geçersiz sözleşmeye istinaden verilmiş olmaları sebebiyle geçersiz olduğunu, sözleşmenin geçerli kabul edilmesi halinde ise müvekkilinin hak ediş alacakları ile borcu ödediğini ayrıca dava dışı banka tarafından müvekkili aleyhine başlatılan icra takibindeki borcun ödenmesinin davalı ...'ın sözleşmesel sorumluluğu olduğunu ve borcu ödedikten sonra dosyanın kapatılması gerekmesine rağmen davalının alacağı temlik aldığını ileri sürerek temlikin geçersiz olduğunun tespiti ve icra takibinin iptali ile bakiye hak ediş alacağı ve kar payı alacağının tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; iptali istenen sözleşme, bono, icra takibi ve temlik işleminin tarafının davalı ... olduğunu, bu hukuki işlemlerle ilgili taleplerin davalı şirkete yöneltilemeyeceğini, icra takibi yapılmasının ikrah olarak kabul edilemeyeceğini, sözleşmede açıkça hisse devir bedelinin tamamen ödendiği ve bu bedelden ayrı olarak davacının davalı ...'a 1.000.000,00 Amerikan doları borcu olduğu hususuna yer verildiğini, yıllık kardan %15, hasta başına net kardan %50 hakediş uygulamasının 07.11.2006 tarihli sözleşmenin imzalanması ile ortadan kalktığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 29.03.2017 tarihli ve 2014/1094 Esas, 2017/358 Karar sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 02.03.2021 tarihli ve 2018/1620 E., 2021/294 K. sayılı kararıyla; davalı şirketin her iki sözleşmede de taraf olmadığı, ilk sözleşmenin imza tarihi olan 29.11.2005 tarihi itibariyle davalının, henüz davalı şirket ortağı olmadığı, bu nedenle şirket adına da sözleşme yapmasının mümkün olmadığı, 07.11.2006 tarihli sözleşmede ise şirketi taahhüt altına sokan bir düzenleme bulunmadığı, davalı şirkete husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığı, davalı ... yönünden ise taraflar arasındaki sözleşme bakımından ikrah koşullarının mevcut olmadığı, sözleşme hükümleri gereğince davacının borç ikrarında bulunduğu, sözleşme gereğince verilen bonoların da ikrah nedeniyle geçersiz kabul edilemeyeceği, 500.000,00 dolar bedelli bono davacının sözleşmede kabul ettiği borcun teminatı olarak verilmekle borcun henüz ödenmemiş olması nedeniyle geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği, 07.11.2006 tarihli sözleşmede davalının, davacının bankaya olan borcunu ödediği ve alacağı temlik aldığının açıkça yazılı olduğu, davacının 07.11.2006 tarihli sözleşmedeki açık kabulü doğrultusunda, davacının borçlusu olduğu davalının temlik aldığı icra takibine ve 500.000,00 dolar bedelli bonoya yönelik borçlu olunmadığının tespiti ile temlik işleminin iptali isteminin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı;
ancak 1.000.00,00 dolarlık bono yönünden ise kesinleşen İş Mahkemesi kararı ile sözleşmenin davacının ücret alacaklarının ödenmemesi üzerine davacı tarafından haklı olarak feshedildiği tespit edilmiş olup bu tespit dikkate alındığında artık davacının 5 yıl süre ile çalışmamasının davalı işverenden kaynaklanan bir sebeple mümkün olmadığı anlaşıldığından söz konusu cezai şarttan ve bunun teminatı olarak verilmiş olan bonodan davacının sorumlu tutulamayacağı gözetilmeksizin, bu bonoya dayalı istem yönünden davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, davacının talep edebileceği %15'lik tutar açıkça kar payı olup şirket geçmiş yıllardan ötürü kar elde edemediğinden davacının sözleşme gereğince davalıdan kâr payı alacağı talep etmesinin mümkün olmadığı, davacının hakediş alacağının 25.433,17 dolar olarak tespit edildiği;
ancak protokoldeki hüküm gereği, davacıya ödenmesi gereken aylık 10.000,00 dolar ücretin, davacının tespit edilen bu hak edişinden mahsubunun gerektiği, davacıya ödendiği ikrar edilen ve İş Mahkemesince hüküm altına alınan bakiye ücret alacağının mahsubu sonucunda, davacının bakiye hakediş alacağının bulunmadığı, hak edişleri ile borcun ödendiği iddiasının doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı ...Özel Göz Sağlığı Hizmetleri A.Ş. aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne, keşidecisi ..., lehdarı ... olan 07.11.2006 tanzim, 07.11.2011 vade tarihli, 1.000.000,00 dolar bedelli senetten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin bütün taleplerin reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 19.01.2023 tarih, 2021/4185 E. ve 2023/387 K. sayılı kararıyla, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin bozma kapsamı dışındaki itirazlarının yerinde görülmediği, taraflar arasında akdedilen 29.11.2005 tarihli sözleşmede davacı ...’nın şirkette yapılan net kârdan %15 kâr alacağı kararlaştırılmış olup şirketin karı üzerinden hesaplanacak tutarın tahsiline karar verilmesi gerekirken şirketin yıllara göre kar zarar durumu değerlendirilerek, şirketin geçmiş yıllardan kayanaklı kar elde edemediği gerekçesiyle talebin reddinin doğru olmadığı, temyiz eden davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına bozulması gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ...Özel Göz Sağlığı Hizmetleri A.Ş. aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne, keşidecisi ..., lehtarı ... olan 07.11.2006 tanzim, 07.11.2011 vade tarihli, 1.000.000 USD bedelli senetten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, davacının kar payı talebinin kabulüne, 10.000 TL kâr payı alacağının dava tarihinden itibaren reeskont faizi işletilerek davalı ...'den tahsiliyle davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin bütün taleplerin reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ...vekili ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davalı ...vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkili yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesine, dosyanın temyiz incelemesi akabinde istinaf incelemesine gitmesinde rağmen hükmolunacak vekalet ücretinin tarifenin yarısında hükmedilmesinin usul ve yasaua aykırı olduğunu belirterek vekalet ücretine yönelik kısmın kaldırılarak AAÜT uyarınca vekalet ücretine hükmedilmesini istemiştir.
2. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı tarafından açılan ilk davanın iş mahkemesinde açıldığını, anılan dosyanın doğrudan Yargıtaya gönderildiğini, işbu dosyanın da istinaf incelemesi olmaksızın Yargıtay'da temyizen incelenmesi gerektiğini, uyuşmazlığın işçilik alacaklarına ilişkin kısmının kararda da belirtildiği üzere İstanbul Anadolu 3. İş Mahkemesi'nin 2009/535 esas sayılı kararında çözümlendiğini, eldeki dava konusu 1.000.000 USD tutarındaki bono iş ilişkisiyle alakalı olmadığından, bu kesinleşen işçilik alacaklarına dair kararda yer almadığını, zira 1.000.000 USD işçilik alacakları ile alakalı bir tutar olmayıp davacının ikrar ettiği borca ilişkin olduğunu. 2006 senesinde taraflar arasında imzalanan protokole bakıldığında "E.T.
Borcun 5 yıl içinde ödeneceğini ... Bu hükme aykırı davranır, ... ise 1.000.000 USD cezai şart ödeyeceğini bila kaydı şart kabul ve taahhüt etmiştir." ibarelerinin açıkça bulunduğunu, 1.000.000 USD cezai şart, borcun 5 sene içerisinde davalıya ödenmediği durumda kullanılabileceğini, borcun davalıya 5 sene içerisinde ödenmediğini, 5 sene içerisinde ödeme şartıyla FAİZSİZ alınan borç, neredeyse 20 senedir davalıya ödenmediği gibi, davacı davalıya "kör, görünce ilk asasını atar" misali sanki kendisi alacaklıymış gibi davranmak ve zamanındaki aczinin acısını çıkarmak adına kendisi de borcunu kabul etmesine rağmen, alacağına kavuşmasında zorluk üzerine zorluk çıkarmakta, her dilekçesinde şahsi başarılarını tekrarlasa da borcunu ödememek için hukuk sistemini kullanmaya çalıştığını, senedin "çalışma karşılığı cezai şart" olarak nitelendirilmesi müvekkilin hak kaybına sebebiyet verdiğini, somut olaya bakıldığında 1.000.000 USD ancak borcun 5 sene içerisinde ödenmemesine karşılık verildiğinde, anlamlı olduğunu, bu tutarın zikredilmesinin sebebinin borç olduğunun açık olduğunu, söz konusu senedin davacı tarafça geri alınması için konulan şartın 5 sene içerisinde borcun ödenmesi olduğunu, borç 5 sene içinde ödenmediği durumda bu senet tahsil edilerek davalı müvekkil alacağına kavuşmalıyken, bononun sadece iş sözleşmesine dayalı verilen cezai şarta ilişkin ve bu cihetle geçersiz olduğu iddiası, hayatın olağan akışına ve hatta hukukun temel ilkelerine aykırı olduğunu, bozma sebebi olarak görülen kâr payı hesabında öncelikle davacının 2005 senesi sonunda şirketini devrettiği ve 2005 dönemine dair kâr payını kendi dilekçesinde yaptığı hesaplamada eklemediğinin görüleceğini, yapılan protokollerde de 2005 senesine dair bir kar payı alacağından bahsedilmemekle birlikte, sene sonunda yapılan bir protokole bunun eklenmemesin düşünülemeyeceğini, bir an için şirketin kâr zarar hesaplamasının kümülatif yapılmayacağı düşünülürse de hükme esas olacak tutarın 129.371,17 TL değil 64.074,32 TL'ye tekabül edeceğini, buradan da davacının alacağının 9.611,14 TL olacağını, zaten 1.000.000 USD tutarındaki alacağını 20 yıldır tahsil edememiş müvekkilin davalıya 1 kuruş fazla ödemesi adalet ve hukuka olan güveni sarsmak dışında bir amaca hizmet etmeyeceğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflarca imzalanmış olan 07.11.2006 tarihli sözleşmenin ikrah hukuksal nedenine dayalı olarak geçersizliğinin tespiti, buna bağlı olarak verilmiş olan bonolar ve İstanbul 6. İcra Müdürlüğü'nün 2005/10987 E. sayılı dosyası nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti, 29.11.2005 tarihli sözleşme gereği kâr payı ve hakediş bedellerinin tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı ...vekili ve davalı ... vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz eden davalılara yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1054641400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz