6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Bilirkişi raporları arasındaki çelişki ve delillerin serbestçe değerlendirilmesi

İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi · 2020/1494 E. 2023/1590 K. ·

Kesin

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Gerekçe özeti

Bir bakım-onarım hizmeti sağlayıcısının, hizmet verdiği ekipmanın hasara yol açan spesifik kısmı üzerinde herhangi bir işlem yapmadığı ve ilgili ekipman sahibiyle bu kısma ilişkin düzenli bir bakım sözleşmesi bulunmadığı deliller ile sabit olduğunda, sorumluluk kurulamaz ve rücuen tazminat talebi reddedilir. Ayrıca, dosyada birden fazla bilirkişi raporu bulunması ve raporlar arasında farklı değerlendirmeler yer alması, hâkimin bilirkişi görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirip gerekçeli olarak hüküm kurması hâlinde, tek başına yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınmasını gerektirmez.

Ele alınan sorunlar

Bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmeden karar verilmesi → ret

İddia: Davacı vekili, dosyada yer alan bilirkişi raporları (delil tespiti raporu, talimatla alınan rapor ve hükme esas alınan son rapor) arasında kusur yönünden çelişki bulunduğunu, bu çelişki giderilmeden ve yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınmaksızın karar verilmesinin HMK 281 ve 273. maddelerine aykırı, noksan tahkikat sonucu verilmiş bir karar olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: HMK'nın 282. maddesi uyarınca hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer deliller ile birlikte serbestçe değerlendirir. Bilirkişi raporları takdiri delil niteliğinde olup, ilk derece mahkemesi gerekçeli kararında alınan bilirkişi rapor içeriklerini, eksper rapor içeriğini, hasarın nedenini, servis formlarını, yapılan onarım ve bakım işlerini ve davalının kusurlu görülmeme nedenlerini değerlendirmiş ve gerekçesini yazarak hüküm kurmuştur. Bu nedenle davacı vekilinin bu konudaki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Davalının bakım-onarım kusurunun bulunup bulunmadığı → ret

İddia: Davacı vekili, sigortalı yatın tüm periyodik bakımlarının davalı tarafından yapıldığını, buna karşın davalı ile yat sahibi arasında bakım onarım sözleşmesi bulunmadığı ve davalının iskele makine kısmı ile ilgili işlem yapmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporlarındaki tespitler ışığında, dava konusu teknede hasara yol açan nedenin yağ soğutucu kapağının hortum bağlantı yerinin eskimiş/çürümüş olması nedeniyle iskele makinenin yağ soğutucusuna bağlı hortumun bağlantı noktasından kopması olduğu kabul edilmiştir. Delil olarak incelenen servis formlarına göre davalının tekneye bakım onarım servis hizmeti verdiği hiçbir dönemde iskele makinenin bu kısmı ile ilgili bir işlem yapmadığı; davacı sigortalısı olan dava dışı tekne sahibinin davalıdan böyle bir hizmet istediğine dair dosyaya delil sunulmadığı; davalı ile dava dışı sigortalı arasında yapılmış düzenli bir bakım onarım sözleşmesinin de bulunmadığı dikkate alınarak, meydana gelen hasarda davalının bakım onarım kusuru bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle davacı vekilinin bu husustaki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Birden fazla bilirkişi raporu arasında farklılık bulunmasının, hâkimin HMK 282 kapsamında delilleri serbestçe değerlendirerek gerekçeli hüküm kurması hâlinde tek başına yeni bilirkişi incelemesi gerektirmediği yönündeki değerlendirme, bölgesel ve ikna edici nitelikte emsal değer taşımaktadır.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
rücuen tazminat bilirkişi raporu çelişkisi delillerin serbestçe değerlendirilmesi halefiyet alacağın temliki bakım onarım sözleşmesi kusur

Atıf yapılan mevzuat: HMK — HMK 355HMK 282HMK 281HMK 273HMK 353/1.b.1HMK 362/1.a

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2020/1494

KARAR NO 2023/1590

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi

(Denizcilik İhtisas Mahkemesi Sıfatıyla)

TARİHİ 09.07.2020

NUMARASI 2018/229 Esas - 2020/129 Karar

DAVA

Alacak

Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket tarafından ...'a ait Yat için 30.05.2013-30.05.2014 tarih aralığını kapsayan Tekne Yat Sigorta Poliçesi tanzim edildiğini, davalı ... San. Dış. Tic. Ltd. Şti.'nin Kasım/Aralık 2013-0cak 2014 tarihlerinde sigortalı makinelerde kapsamlı bakım onarım işleri yaptığını, bu işlemler sonrasında sigortalı teknenin ilk deneme seyri olan 12.04.2014 tarihinde iskele makinasının hararet yaptığını, teknede ve makinalarda hasara neden olduğunu, hasarın sebebi ve sorumluların tespiti için İstanbul Anadolu 19. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/38 D.İş sayılı dosyasından tespit yapıldığını, bilirkişi raporunda hasarın çalışmayan hararet müşirleri ve hararet saatleri nedeniyle oluştuğu ve önlenemediği, her iki makinenin servis işlerini yapan firmanın asli sorumlu olduğunun tespit edildiğini, müvekkili sigorta şirketinin zarar bedeli olan 70.000,00 TL'yi 15.07.2014 tarihinde ödediğini, alacağı temlik alan müvekkilinin tazminat bedelini talep etme hakkına haiz olduğunu, işbu davanın halefiyet ilkesine göre değil alacağın temliki hükümlerine göre açıldığını belirterek, 70.000,00 TL'nin ödeme tarihi olan 15.07.2014'den itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkili adına öncelikle usule ilişkin itirazda bulunduklarını, yetki itirazında bulunduklarını, esasa ilişkin olarak da delil tespiti niteliğinde olan bilirkişi raporuna itiraz ettiklerini, bilirkişinin yetkin ve uzman olmadığını, bu tür hasarlarda görevlendirilen bilirkişinin gemi mühendisi veya makine mühendisi olması gerektiğini, oysa dayanak bilirkişi raporunu düzenleyen kişinin uzakyol kaptanı deniz sörvey uzmanı olduğunu, müvekkili şirket ile tekne sahibi arasında yapılmış bir bakım onarım sözleşmesi bulunmadığını, tekne sahibinin ihtiyaç halinde bakım ve onarım için müvekkili firmadan yapılacak işler için teklif talep ettiğini, müvekkilinin de teklifi hazırlayıp gönderdiğini, teklifin kabul edilmesi durumunda ...'ya gidilerek tekne kaptanının gözetiminde gerekli bakım ve onarımın yapıldığını, bu şekilde muhtelif tarihlerde olmak üzere en son olarak 07.12.2013 tarihinde teknede bakım ve onarımların tekne kaptanı nezaretinde yapılarak, yapılan işlerin ayrıntısıyla yazıldığını ve servis formunun imzalandığını, bu bakımlardan sonra da her defasında müvekkilinin ustasının seyir yaparak motorunun denemesini yaptığını ve sorunsuz bir şekilde tekneyi kaptana teslim ettiğini, dava konusu teknedeki hasarın 12.04.2014 tarihinde oluştuğunu, son servisten sonra müvekkili tarafından başkaca bir bakım ve onarım yapılmadığını, bu tarih arasında tekne sahibince bakım ve onarım için müvekkilinden teklif istendiğini fakat müvekkilinin verdiği 20.03.2014 tarihli teklifin fiyatı fazla olduğu gerekçesiyle kabul edilmediğini, son servis tarihi olan 07.12.2013 ile hasar tarihi arasında başka 3.

şahıslarca teknenin bakım ve onarımının yapıldığını, hatta tekne sahibinin başka bir şahsa teknenin bakımını yaptırdıktan sonra müvekkilinden seyir yapmasını talep ettiğini, müvekkilinin ise bunu etik bulmayarak reddettiğini, bu tarihten sonra tekne sahibinin müvekkiline hitaben yazdığı 14.04.2014 tarihli mektupta da ifade edildiği üzere, 12.04.2014 tarihinde müvekkili firma yetkilisinin seyir denemesine geleceğini ifade etmesine rağmen gelmemesi üzerine tekne sahibinin deneme seyri yaptığını ve motordan dumanlar yükseldiğini, bundan dolayı hasardan müvekkilinin sorumlu olduğunu ifade ettiğini, bu iddiayı kabul etmediklerini, seyir denemesinde uzman olmayan, tecrübesiz ve bilgisiz tekne sahibinin deneme seyri yapmak istemesi sonucu oluşan hasar ile tekne sahibinin eylemi arasında uygun nedensellik bağı oluştuğunu, teknedeki hasarın oluşmasına yetkin olmayan, merdiven altı tabir edilen ustaların bilinçsiz ve baştan savma bakım ve onarımının sebep olduğunu, tekne sahibi de bunu bilmesine rağmen, yazılı servis formu olmadığı için 3.

şahsa atfedebileceği bir kusur ya da ihmali kanıtlayamadığını, olayla ilgisi olmayan müvekkilinden hasar bedelini talep ettiğini belirterek, yetkisizlik sebebiyle davanın usulden ve hukuki ve maddi gerçeklerden yoksun olması nedeniyle esastan reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında bir örneği dosyaya sunulan ... Tic. Ltd. Şti.'nde davalıya ait hissenin pay devrine ilişkin sözleşme akdedildiği hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, hisse devrinin gerçekleşip gerçekleşmediği, davacının hisse bedelini davalıya ödeyip ödemediği, davacının hisse devir sözleşmesinden dönerek ödediği bedelin iadesi isteminde haklı olup olmadığı noktalarındadır. Davalı her ne kadar hisse devir bedelinin ödenmediği iddiasında bulunmuşsa da Beyoğlu ... Noterliği' nin 22/09/2021 tarihli Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi' nin incelenmesinde pay bedeli olan 400.000,00 TL nin davacı tarafından davalıya ödendiği açıkça yazmaktadır.

Noter huzurunda düzenlenen yazılı belge ile ispat olunan ödeme olgusunun aksi davalı yanca aynı kuvvette yazılı belge ile ispat olunmak zorundadır. Davalı buna ilişkin bir kayıt veya belge sunmadığından davalının bu beyan ve itirazına değer atfedilmemiştir.Bir diğer ihtilaf konusu hisse devrinin gerçekleşip gerçekleşmediği, davacının dava dışı şirkette hissedar olup olmadığı hususlarındadır. 6102 Sayılı TTK' nın 595. Maddesinde esas sermaye payının geçiş halleri düzenlenmiştir. Anılan yasa maddesi 'Esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemler yazılı şekilde yapılır ve tarafların imzaları noterce onanır. Ayrıca devir sözleşmesinde, ek ödeme ve yan edim yükümlülükleri; rekabet yasağı ağırlaştırılmış veya tüm ortakları kapsayacak biçimde genişletilmiş ise, bu husus, önerilmeye muhatap olma, önalım, geri alım ve alım hakları ile sözleşme cezasına ilişkin koşullara da belirtilir.

(2) Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse, esas sermaye payının devri için, ortaklar genel kurulunun onayı şarttır. Devir bu onayla geçerli olur.' düzenlemesine havidir.Görüleceği üzere yeni düzenlemede de, yazılı şekil şartı yeterli görülmemiş, ayrıca devir sözleşmesindeki imzaların noterce onanması koşulu öngörülmüştür.Somut olayımızda yazılı devir ve imzaların noter tarafından onaylanması unsurları gerçekleşmiştir.Davacı, pay devrine ilişkin genel kurul kararının alınmadığını ve ortaklık sıfatını kazanamadığını ileri sürmüştür.'TTK'nun 595.maddesinde ortaklar kurulu kararını alınması şart olduğu düzenlenmekle birlikte tek ortaklı limited şirkette bu kuralın ne şekilde uygulanacağı hususunda açık bir düzenleme bulunmamaktadır.

Şirketin ana sözleşmesinde pay devrini kısıtlayıcı bir hüküm bulunmamaktadır. 6762 sayılı TTK yürürlükte iken iki ortaklı limited şirkette şirket ortaklarının biribirlerine yaptıkları pay devrine ilişkin olarak "dava konusu kararın da hisse devri sözleşmesinin tarafları olan anılanlar tarafından alınması karşısında esasen Noterde yapılan hisse devri sözleşmesinin devreden açısından devre muvafakat niteliğinde olduğunun kabulü gerekir."(Yargıtay 11 HD nin 2014/9143 esas ,14323 karar sayılı ve 23.9.2014 tarihli ilamı)denilmiştir. Somut olayda da; şirketin payını devir eden tek ortak dışında başkaca bir ortak bulunmadığı sabit olmakla; pay devir sözleşmesi ortaklar kurulu tarafından verilen muvafakat niteliğinde olduğunun kabulü ile pay devrinin tescil ve ilanına ,redde ilişkin kararın iptaline karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.'( İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12.

Hukuk Dairesi' nin 19/12/2022 tarih 2022/1750 Esas, 2022/1818 Karar sayılı ilamı) Dava dosyası arasına alınan dava dışı şirketin tüm ticaret sicil kayıtlarının incelenmesinde davalının pay devri sözleşmesi öncesi şirketin tüm hisselerini iktisap ettiği ve şirketin tek ortaklı olduğu belirlenmiştir.Buna göre yapılan açıklamalar ışığında somut olayımızda da pay devrinin geçerliliği için genel kurul kararına ihtiyaç bulunmadığı, davacı ile davalı arasında yapılan pay devir sözleşmesinin genel kurul kararı mahiyetinde olduğu açıktır.Pay defterine kayıt ise kurucu değil açıklayıcı niteliktedir.( TTKm495/1) Benzeri durum, limited şirketlerde payın devrinde kanuni bağlam ilkesidir; diğer bir ifade ile esas sözleşmede aksine bir durum yoksa, esas sermaye payının devri için genel kurulun onay vermesi ile devir geçerli olur ve devralan şirkete karşı ortaklık sıfatını kazanır.( TTKm595/2)Pay defterine kayıt, açıklayıcı nitelikte olduğundan, pay devrinin geçerliliği ve devralanın şirkete karşı ortaklık sıfatının kazanılmasında etkili olmaz.( Şirketler Hukuku Genel Esaslar, Prof.

Dr. Hasan PULŞALI, s.752)Anlatılanlara göre aslında hisse devrinin gerçekleştiği ve davacının davacı şirkette hissedar olduğu söylenebilecektir. Davacının, hisse devrinin gerçekleşmediği yolundaki beyanları izah edilen nedenlerle yerinde değildir.Öte yandan pay defterine kayıt işlemini kural olarak müdürlerin re'sen yapması gerekmektedir. Kaydın yapılmaması halinde, devreden devralan ile birlikte kaydın yapılmasını talep edebilir, ancak diğer ortakların talep hakkı yoktur. Yeni yasada, esas sermaye payının devri genel kurulda onaylandıktan sonra, şirket müdürleri tarafından, payların geçişinin ticaret siciline bildirilmesi öngörülmektedir.( TTK598/1) Ancak söz konusu tescil kurucu değil, açıklayıcı niteliktedir.Esas sermaye payını devir yolu ile devralan ortak için, onay tarihinden itibaren 30 gün içinde ticaret siciline tescil için başvuruda bulunulması gerekmektedir.

Başvuruyu limited şirketin müdür veya müdürleri yapar. Müdürlerin ihmali nedeni ile başvurunun 30 gün içinde yapılmaması halinde, payı devrederek ayrılan ortağın, bu paylar ile ilgili olarak adının sicilden silinmesi hususunda ticaret sicil müdürlüğüne başvuru hakkı vardır. Bunun üzerine sicil müdürlüğü şirkete, iktisap edenin adının bildirilmesi için belirli bir süre verir. Ancak yasada, şirkete tanınan süre içinde sicil müdürlüğüne iktisap edenin adının bildirilmemesi halinde ne gibi işlem yapılacağı hakkında bir hüküm yer almamaktadır. Kanımca bu durumda TTK m33 ün kıyasen uygulanması gerekir. Bu durumda payı iktisap eden, TTKm27/1 uyarınca, pay devir sözleşmesini ve şirketin onayını gösterir ortaklar kurulu kararını ibraz ve tescili talep ederek, tescilin yapılmasını sağlayabilir.

Aynı şekilde, payı devreden ortak da, devir edilen paylara ilişkin olarak adının sicilden silinmesini kanıtlayan belgeleri sicil müdürlüğüne ibraz etmek suretiyle de sicilden kaydını sildirebilir. Bu durumda, hem payı devredenin hem de devralının menfaati vardır. ( Şirketler Hukuku Genel Esaslar, Prof. Dr. Hasan PULŞALI, s.755)Somut olaya tekrar dönüldüğünde, az yukarıda anlatılanlar ışığında yanlar arasında pay devrinin gerçekleştiği ve davacının payı iktisap ettiği hususları sabittir. Ne var ki davalı tek ortağı olduğu dava dışı şirkette devir sonucunu ticaret siciline bildirmekten imtina etmektedir. Pay devrinin gerçekleştiği tarihten huzurdaki davanın karara bağlandığı tarihe kadar da bildirim yapılmış değildir.

Her ne kadar bildirim kurucu nitelikte olmasa da yasada bunun yapılması öngörülmüş ve düzenleme altına alınmıştır. Davacı, bu nedenle şirket ortağı olsa da şirket ile ilgili bir karar alamamakta, bunu kayıt ile ticaret siciline bildirememektedir. Diğer bir deyişle davalı, davacının ortaklıktan kaynaklanan haklarını kullanmasına mani olmaktadır. Davalı da ticaret sicilinden bu hususta istemde bulunabilecek ise de bunun için genel kurul kararına ihtiyacı bulunmaktadır. Davalı tek ortağı olduğu dava dışı şirkette ısrarla bu yönde karar almaktan, şirket defterlerini davacıya teslim etmekten kaçınmaktadır. Öyle ki şirket defterleri incelenip iade edilmek üzere mahkememize de getirilmemiştir. Bununla beraber hisse devrini gerçekleştirmesine rağmen, hisse devrinden sonra 17/12/2021 ve 17/12/2022 tarihli( dava tarihinden sonra) ticaret sicil gazeteleri ile sabit olduğu üzere genel kurul kararı alarak şirket adresini değiştirdiği ve bunu sicile tescil ettiği görülmüştür.

Davacı bunlara ilişkin ise davacının huzurdaki davada haklı olmadığını, ortak olduğunun tespitine yahut tescile zorlama davası açılması gerektiği savunmasında bulunmuştur.Davacı bu noktada huzurdaki dava ile pay devri sözleşmesinden döndüğünü ve ödediği bedelin iadesini istemiştir. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu' nun 2. Maddesi uyarınca herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.Açıklanan nedenlerle davalının, kötü niyetli olarak hisse devrine ilişkin tamamlayıcı işlemi yernine getirmediği ve devri ticaret siciline bildirmediği, şirkete ait defter ve kayıtları davacıya teslim etmeyerek davacının da bu işlemleri yapmasını ve şirket ile ilgili karar almasını engellediği, buna rağmen şirket ile ilgili karar almaya ve bunları ticaret siciline bildirmeye devam ettiği, davalının yine kötü niyetli olarak basit bir işlem ile halledilebilecek bur hususta davacıyı dava açmaya zorlayamayacağı, tüm bunlara göre davacının hisse devrine ilişkin sözleşmeden dönme ve ödediğini iade istemekte haklı olduğu vicdani kanısına varılmakla davacının davasının kabulü cihetine gidilmiştir.

Davalı, kötü niyet tazminatına karar verilmesi isteminde bulunmuşsa da davacının kötü niyetinin ispat edilemediğinden bu istemin reddine karar verilmiştir.

Davacı dava dilekçesi ile faiz isteminde bulunmuşsa da faiz başlangıç tarihini ve oranını belirtmediğinden temerrüt tarihi dava tarihi, faiz türü ise yasal faiz olarak belirlenmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis etmek gerekmiştir..." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkili şirkete sigortalı yatın tüm periyodik bakımlarının davalı şirket tarafından yapılmasına karşın, ilk derece mahkemesince, davalı şirket ile yat sahibi arasında akdedilmiş bir bakım onarım sözleşmesinin bulunmadığı ve davalı şirketin, sigortalı yata bakım onarım servis hizmeti verdiği hiçbir dönemde iskele makine kısmı ile ilgili bir işlem yapmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olup, mahkeme hükmünün kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini, Mahkemece talimat yolu ile aldırılan ilk bilirkişi raporu ile hükme esas alınan bilirkişi raporu arasında kusur yönünden çelişki bulunmasına ve bilirkişi raporları arasında çelişkinin giderilmesi için yapmış oldukları itirazlara karşın, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için alanında uzman bilirkişiler marifetiyle yeni bir bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesi cihetine gidilmeksizin hüküm tesis edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkeme hükmünün bu yönü ile de kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini, Yerel Mahkemece görülen yargılama sırasında, sigortalı teknenin bulunduğu Kuşadası'na talimat yazılarak keşfen bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle rapor düzenlenmesinin talep olunması üzerine, Kuşadası 3.

Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2019/9 Talimat no.lu dosyası üzerinden, Gemi İnşaatı ve Gemi Mak. Mühendisi ... ile Uzakyol Kaptanı ... tarafından ortaklaşa düzenlenen ilk Bilirkişi Raporu'nda; " Teknenin hasar görmesine neden olan arıza ... tarafından verilen servislerle tali olarak ilişkilidir. Hortum bağlantı yerinin çürümüş olması, motor yaşına (1996 model) ve çalışma şartlarına bağlıdır. Bu durumda motorların genel bir bakım/yenilenme işlemine tabi tutulması gerekir. Bu gibi işlemler ... firmasının 26.06.2013 tarihinde verdiği fiyat teklifi kapsamındadır.(çürümüş hortum ağzının yenilenmesi veya tamiri) Ancak hasara neden olan iskele makine tatlı su hortum kepçesinin de değiştirilmesi gerekirdi.

Bu kısa süreliğine çözüm olabilirdi. Fakat hasarın oluşmasına uzun vadede engel olmayacaktır. " şeklinde görüş ve kanaat belirtilerek yine tali de olsa davalının sorumluluğuna işaret edildiğini, son alınan bilirkişi raporunda ise, mahkeme öncesinde alınan tespit raporu ile mahkemece Kuşadası 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2019/9 Talimat no.lu dosyası üzerinden, keşfen bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle düzenlenen bilirkişi raporundaki görüşlerden hangi gerekçelerle ayrıldığı tartışılmadan rapor tanzim edilerek davalının davaya konu zarardan sorumlu olmayacağı yönünde görüş belirtilmesi ise bilirkişi raporları arasında çelişki oluştuğunu, her iki bilirkişi heyetinin içerisinde de alanlarında uzman Gemi İnşaatı ve Gemi Mak Müh.

İle Uzakyol Kaptanı bulunmakta olup, işbu davanın ikamesi öncesinde düzenlenen bilirkişi tespit raporu ve Kuşadası 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2019/9 Talimat no.lu dosyası üzerinden keşfen bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle düzenlenen bilirkişi raporunda davalı ... firmasına sorumluluk yüklenebileceğini, son olarak düzenlenen bilirkişi raporu ise davalı ... firmasına sorumluluk yüklenemeyeceği yönünde çelişkili görüşler mevcut olduğunu, aynı olaya ilişkin bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğundan bilirkişi raporlarında HMK 'nın 281.maddesi bağlamında kusur ve sorumluluk yönünden "belirsizlik" oluştuğunu, bu noksanlık telafi edilmeden, diğer bir tabirle açıklığa kavuşturulmadan karar verilmesi noksan tahkikat sonucu verilen bir karar sayılacağından, usul ve kanuna aykırılık teşkil edeceği de aşikar olduğunu, özellikle iki bilirkişi raporu arasındaki çelişkinin giderilmesi ve her iki rapora karşı itirazların kapsamlı şekilde değerlendirilmesi saiki ile HMK 273.maddesi gereğince yeni bir bilirkişi heyeti vasıtasıyla inceleme yapılmak suretiyle hüküm kurmaya ve Yargıtay denetimine elverişli yeni bir rapor alınmasına karar verilmesi gerekirken, mahkemece çelişki giderilmeksizin salt son rapora üstünlük bahşederek hüküm kurulması açıkça usul, yasa ve Yüksek Mahkemenin yerleşik uygulamalarına aykırılık teşkil ettiğini, nitekim, Yargıtay 17.

Hukuk Dairesi tarafından tesis olunan 17.06.2019 tarih ve 2016/19588 E., 2019/7641 K. sayılı ilamında ve yine Yargıtay 17. Hukuk Dairesi tarafından tesis olunan 08.11.2018 tarih ve 2015/19453 E., 2018/10373 K. sayılı ilamı ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 21.05.2018 tarih ve 2016/11824 E., 2018/3735 K. sayılı ilamında emsal nitelikte kararlar verildiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davacı şirketçe sigorta edilen teknede meydana gelen hasarın, teknenin bakım ve onarımını üstlenen davalının sorumluğunda olduğu iddiasına dayalı rücuen tazminat talebine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı vekilince dosyada yer alan bilirkişi raporları arasında kusur yönünden çelişki bulunmasına rağmen çelişki giderilmeden ve yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınmaksızın karar verilmesinin yerinde olmadığı ileri sürülerek karar istinaf edilmiştir.

HMK'nın 282. maddesi uyarınca hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer deliller ile birlikte serbestçe değerlendirir. Buna göre, bilirkişi raporları takdiri delil niteliğinde olup mahkemece gerekçeli kararında alınan bilirkişi rapor içerikleri, eksper rapor içeriği, hasarın nedeni, servis formları, yapılan onarım ve bakım işleri ve davalının kusurlu görülmeme nedenleri yönünden sunulan deliller değerlendirilerek ve gerekçesi yazılmak suretiyle hüküm kurulduğu anlaşılmakla davacı vekilinin bu konuda ileri sürdüğü istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. İlk derece mahkemesince sunulan delil tespiti raporunun gemi-makine mühendisi olmayan kaptan bilirkişi tarafından düzenlendiği ve ayrıca gemi makinesi açılarak gerçek durum tespit edilmeksizin düzenlendiğinden uyuşmazlığı çözer nitelikte görülmeyerek hükme esas alınmadığı belirtilmiş, mahkemece yargılama aşamasında alınanan bilirkişi raporlarındaki tespitler ışığında, dava konusu teknede hasara yol açan nedenin yağ soğutucu kapağının hortum bağlantı yerinin eskimiş/çürümüş olması nedeniyle, iskele makinenin yağ soğutucusuna bağlı hortumun bağlantı noktasından kopması ile meydana geldiği kabul edilmiş, sunalan ve delil olarak incelenen servis formlarına göre de davalının tekneye bakım onarım servis hizmeti verdiği hiçbir dönemde, iskele makinenin bu kısmı ile ilgili bir işlem yapmadığı sonucuna varılmıştır.

Davacı sigortalısı olan dava dışı tekne sahibinin ise davalıdan böyle bir hizmet istediğine dair dosyaya delil de sunulmadığı ve ayrıca davalı ile dava dışı sigortalı arasında yapılmış düzenli bir bakım onarım sözleşmesi de sunulmadığı dikkate alınarak meydana gelen hasarda davalının bakım onarım kusuru bulunmadığı gerekçesiyle sonuca gidildiği anlaşılmaktadır. Buna göre davacı vekilinin yatın tüm periyodik bakımlarının davalı tarafından yapıldığı, davalı ile yat sahibi arasında akdedilmiş bir bakım onarım sözleşmesinin bulunmadığı ve davalının bakım onarım hizmeti verdiği hiçbir dönemde iskele makine kısmı ile ilgili bir işlem yapmadığı gerekçesiyle verilen kararın isabetsiz olduğu yönündeki istinaf nedenleri de yerinde görülmemiştir.İlk derece mahkemesi karar ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1- HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harcının Hazineye gelir kaydına; bakiye 215,45 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 11.10.2023 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.

KANUN YOLU HMK'nın 362/1.a maddesi uyarınca, karar kesindir.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1045042700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.