Açıklamasız havalenin mevcut borcun ödemesi sayılması karinesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/6813 E. 2024/3174 K. · · İlk derece: İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
OnandıKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
Dekontunda açıklama bulunmayan havale, mevcut bir borcun tasfiyesi amacıyla yapılmış sayılır; ödemenin avans olduğunu ileri süren taraf bunu ispatla yükümlüdür ve kendisine tanınan kesin süre içinde dayandığı yemin deliline başvurmazsa iddiası ispatlanmamış sayılır. Yasal süresinde iade edilen, fatura ve sevk irsaliyesinde alıcı imzası bulunmayan fatura, başkaca delil yoksa malın teslimini ve alacağın varlığını ispata yeterli değildir. Vade farkı ise ancak taraflar arasında yazılı bir sözleşme hükmü veya teamül hâlini almış fiili bir uygulama varsa istenebilir.
Ele alınan sorunlar
Açıklama içermeyen havalenin avans mı yoksa mevcut bir borcun ödemesi mi sayılacağı ve ispat yükü → ret
İddia: Davacı, davalıya yapılan ödemenin işlerin gecikmemesi için zorunlu olarak yapıldığını ve alacağın ek bilirkişi raporuyla tespit edildiğini; davalı ise bu tutarın şirket yetkilisinin koordinatörlük hizmetine karşılık ödendiğini ve takas-mahsup edildiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Davacının davalıya yaptığı havalenin dekontunda herhangi bir açıklama bulunmadığı gözetildiğinde, bu ödemenin mevcut bir borcun tasfiyesi için yapıldığının karine olarak kabulü gerekir. Davacı tarafça ödemenin avans olarak yapıldığı ileri sürülmüş ise de bu husus kanıtlanamamış, mahkemece verilen kesin süreye rağmen yemin deliline de başvurulmamıştır. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
İade edilen faturaya konu malın teslim edildiğinin ispatı → ret
İddia: Davacı, davalıya kesilen faturaların gerçek bir alım satıma dayandığını ve alacağın bilirkişi raporuyla belirlendiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: İhtilaflı fatura davalı tarafça yasal süresinde davacıya iade edilmiş, fatura ve sevk irsaliyesinde de davalı imzası bulunmamış, fatura konusu malların davalı tarafa teslim edildiğine başkaca delil ibraz edilmemiştir; bu nedenle fatura tutarı kadar alacağın varlığı sübut bulmamıştır. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Vade farkı alacağının istenebilmesinin koşulları → ret
İddia: Davacı, davalıya kesilen faturalarda vade farkı kesileceğinin açıkça yazılı olduğunu ve davalının buna itiraz etmediğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Vade farkı istenebilmesi için taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme hükmü veya teamül hâlini almış fiili bir uygulamanın bulunması gerekir. Somut olayda taraflar arasında bu hususta akdedilen bir sözleşme bulunmadığı gibi, vade farkı ödeneceğine dair bir teamülün varlığı da kanıtlanamamıştır. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Emsal değeri
Açıklamasız havalenin mevcut borcun ödemesi sayılması karinesi, iade edilen ve imzasız irsaliyeye dayanan faturada teslimin ispatlanamaması ve vade farkı için yazılı sözleşme veya teamül aranması yönleriyle emsal değer taşır.
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- Yemin deliline dayanan tarafa verilen kesin süre içinde yemin teklif edilmezse bu delile dayanılamaz ve iddia ispatlanmamış sayılır.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
itirazın iptali↗ cari hesap↗ havale karinesi↗ ispat yükü↗ yemin delili↗ kesin süre↗ sevk irsaliyesi↗ faturanın iadesi↗ vade farkı↗ takas-mahsup↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/6280 E. 2018/671 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/6813 E. , 2024/3174 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/70 Esas, 2022/1204 Karar
HÜKÜM
Başvurunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2014/1875 E., 2019/804 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin taraflar arasında süregelen ticari ilişkide cari hesap alacağı oluştuğunu, davalının 13.03.2014 tarihi itibariyle borcunun 431.720,95 TL olduğunu, borcun ödenmemesi üzerine davalıya Kartal 5. Noterliğinin 22.04.2014 tarihli ihtarnamesinin gönderildiğini, ihtarname ile 431.720,95 TL cari hesap alacağı ile ihtar tarihine kadar hesaplanan 104.692,33 TL vade farkının ödenmesinin talep edildiğini, borcun ödenmemesi üzerine davalı aleyhine İstanbul Anadolu 8. İcra Dairesinin 2014/12658 E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, ancak davalının borca itirazında borcun 145.982,42 TL'sini kabul ederek, kalan 250.000,00 TL'nin davacıya verilen "kaynak ve robotik bölüm koordinatörlüğünden" kaynaklanan ücret alacağı olduğu için takas mahsup edildiğini beyan ettiğini, itiraz dilekçesinin devamında 285.738,73 TL ve ödeme emrinde belirtilen 113.287,77 TL olmak üzere toplam 399.026,50 TL borca ve faiz oranına itiraz ettiğini, davalının itirazına konu ücret alacağı iddiasına yönelik delil ileri sürülmediğini, davalının cari hesaptan kaynaklanan 35.738,73 TL tutarındaki borcunun müvekkili şirket ile yürütülen ticari ilişkisinden kaynaklanmadığını iddia ettiğini, ancak bu iddiasının mesnetsiz olduğunu, talep ettikleri faiz oranının yerinde olduğunu ileri sürerek davalının icra takibine yönelik kısmi itirazının iptali ile davalı aleyhine icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili süresinden sonra sunduğu beyan dilekçesinde; davacı ve müvekkili şirket yetkilileri arasında çok uzun yıllar öncesine dayanan dostluk ve ticari ilişki bulunduğunu, davalı şirket yetkilisi ...'ın 1980 yıllarında davacı şirkette termo döküm üretim kaynak biriminde genel müdürlük yaptığını, daha sonra davalı şirketi kurduğunu, adı geçenin bir taraftan müdürlük yaptığı birimdeki işlerin denetimi ve danışmanlığını davacı şirkette fiilen bulunarak devam ettirdiğini, diğer taraftan da davalı şirketteki ticari faaliyetini sürdürdüğünü, 2010-2011 yıllarında her iki şirketin ortak iştigal konularının üretimi, pazarlanması hususlarında ... danışmanlığında yeni bir şirket kurulmasının kararlaştırıldığını ve alt yapı çalışmalarının 2013 yıllarına kadar bizzat davalı şirket yetkilisi tarafından sürdürüldüğünü, ancak yeni bir şirket kurmaktan vazgeçildiğini, davacı şirket bünyesinde ...'ın proje geliştirme koordinatörü olarak işe devam etmesi için davacı şirket yetkilisi ...
ile anlaştıklarını, taraflar arasındaki güven ilişkisi nedeniyle yazılı bir sözleşme yapılmadığını, ...'ın davacı şirketteki görevlerini 2014 yılı Mart ayına kadar sürdürdüğünü, icra takibine kısmi itiraz ettikleri 250.000,00 TL'nin de davalı şirket hesabına şirket yetkilisi ...'ın koordinatörlüğü için, 2010 yılından beri süre gelen emeği karşılığında hizmet bedeline mahsup edilmek üzere ödendiğini, ücret ve görevin ne kadar süreceği belli olmadığından hizmet bedeline dair fatura kesilmediğini, davacı dilekçesinde davalının banka hesabına ödenen 250.000,00 TL'nin neden yapıldığına dair bir izah bulunmadığını, davacının ticari defterlerinde 250.000 TL ödemeye dair hiçbir fatura ve dayanak bulunamayacağını, 13.03.2014 tarihli 35.738,73 TL tutarlı faturanın, mal alımı olmadığı için davacıya iade edildiğini, emtianın davalıya teslimine ilişkin irsaliyede imza olmadığını, gerçek bir alım-satım olmaması nedeniyle icra takibine konu edilen 35.738,73 TL ve faizine haklı nedenle itiraz ettiklerini, icra takibine konu olan 145.982,42 TL'nin ise taraflar arasında gerçek alım-satıma ilişkin olduğundan, kabul edilerek davacının banka hesabına ödendiğini savunarak, davanın reddi ile davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamında göre, davaya konu takibin 431.720,95 TL cari hesap alacağı ile 113.287,77 TL vade farkı alacağına dayandırıldığı, borçlu vekilince borcun 145.985,42 TL'lik kısmının kabul edilerek bakiye 399.026,50 TL kısmına itiraz edildiği, borca itiraz dilekçesinde takibe konu alacağın 250.000,00 TL'lik kısmının davacı şirkete verilen ücret alacağı olduğunun, 35.738,73 TL tutarlı faturanın iade edildiğinin ve bu nedenle 285.738,73 TL ana para ve 113.287,77 TL vade farkı alacağına itiraz edildiğinin belirtildiği, taraflar arasında 250.000,00 TL tutarlı havale ödemesi, 35.738,73 TL tutarlı fatura bedeli ve 113.287,77 TL tutarlı vade farkı alacağı yönünde ihtilaf bulunduğu, davacı tarafça 250.000,00 TL'nin davalının mali durumu kötü olduğundan, ödeme yapmazsa davacının işini yapmayacağını söylemesi nedeniyle mağdur olmamak için ödendiğinin ileri sürüldüğü, taraf ticari kayıtlarının tetkikinde, davacı tarafça banka havalesi yoluyla ve herhangi bir açıklama yapmaksızın 11.09.2012 tarihinde 250.000,00 TL'nin davalıya gönderildiği, havale tarihinde davacının kendi kayıtlarında davalıdan 281.211,85 TL alacaklı iken havaleyi yaptığı, havalenin mevcut bir borcun ödenmesi için yapıldığının kabulü gerektiği, davacı tarafça ise bu karinenin aksi ileri sürülmesine karşın delil sunulmadığı gibi, yemin deliline dayanması nedeniyle yemin teklif hakkının hatırlatıldığı ancak yemin teklif etmediği gözetilerek anılan 250.000,00 TL yönünden alacak iddiasını ispat edemediği;
ihtilaflı 35.738,73 TL tutarlı faturanın davacı taraf ticari kayıtlarında yer almasına rağmen davalı tarafça 08.04.2014 tarihli noter ihtarnamesi ekinde anılan fatura ve sevk irsaliyesinin davacıya iade olunduğu, faturada ve sevk irsaliyesinde de teslim alan kısmında imza bulunmadığı, bu itibarla davacı tarafça 35.738,73 TL tutarlı faturaya konu malın davalı tarafa teslim edildiğinin ispatlanamadığı, fatura kadar alacağın varlığının sübut bulmadığı; davaya konu 113.287,77 TL tutarlı vade farkı alacağı yönünden ise, vade farkı istenebilmesi için taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme ya da teamül halini almış fiili bir uygulamanın varlığının kanıtlanması gerektiği, faturaya vade farkı uygulanacağına ilişkin şerh düşülmesi ve faturaya süresinde itiraz edilmemesinin vade farkı istenebilmesine olanak vermeyeceği, taraflar arasında vade farkına ilişkin bir sözleşme sunulmadığı gibi bir teamül oluştuğunun da ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
07. 09.2018 tarihli ek bilirkişi raporunda davalının 328.044,16 TL borçlu olduğu tespit edilmesine karşın Mahkemece davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin üstlendiği projelere bir takım ekipmanlar ve fikstürlerin davalı tarafından yapıldığını, müvekkilinin almış olduğu projelerdeki taahhütlerini süresinde yerine getirmesi için davalının elindeki işleri geciktirmemesi gerektiğini, müvekkilinin gecikme tazminatları ile yüz yüze bırakılma ihtimali olduğu için davalıya ödeme yapılmak zorunda kalındığını, dosyaya sundukları hukuki mütalaanın da Mahkeme tarafından dikkate alınmadığını, Mahkemece 07.09.2018 tarihli ek bilirkişi raporu dikkate alınmayarak, 02.05.2016 tarihli raporun hükme dayanak almasının hukuka aykırı olduğunu, davalıya kesilen faturalarda açık ve net olarak vade farkı kesileceğinin yazılı olup davalının da buna herhangi bir itirazının bulunmadığını ileri sürerek kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, davalı tarafın borca itiraz dilekçesinde, takibe konu alacağın 250.000,00 TL'lik kısmının davacı şirkete verilen ücret alacağı olarak borçtan takas-mahsup edildiğini, 35.738,73 TL tutarlı faturanın iade edilerek malların teslim alınmadığını ve davacıya itiraz edilen kısım kadar bakiye bir borç bulunmadığının ileri sürüldüğü, bu kapsamda davacı tarafın alacak iddiasının 113.287,77 TL vade farkı, 250.000,00 TL tutarlı havale ödemesi ve 35.738,73 TL tutarlı faturaya dayandığı, 35.738,73 TL tutarlı faturanın davalı tarafça yasal süresinde davacıya iade edildiği, fatura ve sevk irsaliyesinde de davalı imzası bulunmadığı, fatura konusu malların davalı tarafa teslim edildiğine başkaca delil de ibraz edilmediği, vade farkı istenebilmesi için, taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme hükmü veya teamül halini almış fiili bir uygulamanın bulunması gerektiği, somut olayda taraflar arasında bu hususta akdedilen sözleşme bulunmadığı gibi, vade farkı ödeneceğine dair bir teamülün varlığının da kanıtlanamadığı, davacının 11.09.2012 tarihinde davalıya 250.000,00 TL havale ettiği ve havale dekontunda herhangi bir açıklama olmadığı gözetilerek bu ödemenin mevcut bir borcun tasfiyesi için yapıldığının karine olarak kabulünün gerektiği, davacı tarafça bu ödemenin davalıya avans olarak yapıldığı ileri sürülmüş ise de bu hususun kanıtlanamadığı, Mahkemece verilen kesin süreye rağmen yemin deliline de başvurulmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki cari hesap ilişkisinde davalının borcunu ödemediği iddiasıyla aleyhinde başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1042701300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz