Temel uyuşmazlığın
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/215 E. 2014/19359 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ticaret unvanına tecavüz↗ ticaret sicili tescili↗ eş rızası↗ ticaret unvanı↗ ihtar↗ maddi ve manevi tazminat↗ ticaret sicili↗ terkin↗ eksik inceleme↗ haksız rekabet↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, tarafların aynı alanda faaliyet gösterdiği, davacı şirketin "HASSA" ibaresini ticaret siciline 31.12.1991 tarihinde davalı şirketin ise 11.08.2000 tarihinde tescil ettirdiği, davanın 01.04.2011 tarihinde açıldığı, davalı tarafın "HASSA" ibaresini, ticaret unvanının tescilinden itibaren emtiasında ve ticari faaliyetlerinde kullandığı, önceki markanın sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği halde, bu kullanıma kesintisiz 5 yıllık süre boyunca katlanmışsa, sonraki tarihli markanın hükümsüzlüğünü ileri süremeyeceği, davalının kötü niyetli olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Dava, tescilli markaya, ticaret unvanına tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesi, davalı şirketin unvanındaki "HASSA" ibaresinin terkini, maddi ve manevi tazminatın davalıdan tahsili istemine ilişkindir. Somut olayda, davacı şirketin 31.12.1991 tarihinde davalı şirketin ise 11.08.2000 tarihinde ticaret siciline tescil edildikleri, dava konusu markanın 21.10.1986 tarihinden beri davacı şirket adına tescilli olduğu, davacı şirketin ortağı olan Hasan Sarıca’nın aynı zamanda davalı şirketinde kurucu ortağı olduğu, anılan markanın davalı şirket tarafından kuruluşundan beri tescilsiz olarak kullanıldığı, Hasan Sarıca‘nın davalı şirketteki hisssesini 27.09.2010 tarihinde dava dışı bir şahsa devrederek ortaklıktan ayrıldığı, davacı şirketin 27.01.2011 tarihli ihtar ile davalı şirketi davaya konu markayı kullanmaması hususunu ihtar ettiği ve işbu davanın da 01.04.2011 tarihinde açıldığı dosya kapsamı ile sabittir. Esasen taraflar arasındaki temel uyuşmazlık, davacı şirket adına tescilli markanın davacı şirket ortağının aynı zamanda davalı şirketinde ortağı olması nedeniyle davalı şirketin davacı şirketin anılan ortağının eylemli rızası ile kullanılıp kullanmadığı, başka bir deyişle davalı şirket ortağının ortaklıktan ayrılmasından sonra kullanıma ilişkin rızanın geri alınıp alınamayacağı noktasında toplanmaktadır. Mahkemece, davacı şirketin hem marka hem de unvana ilişkin istemi aynı yazılı gerekçelerle reddedilmiştir.
Oysa, davaya taraf şirketlerin ortağı olan Hasan Sarıca’nın davalı şirket ortaklığından ayrılmasından sonra davacı şirketin dava konusu markaya ilişkin olarak davalıya yönelik çekmiş olduğu yukarıda belirtilen ihtar, davalının bu markayı başka bir şekilde oluşturup kullandığına ilişkin savunmasının bulunmaması, esasen hayatın olağan akışıda gözetilerek davalı şirkete kullanıma ilişkin verilen eylemli rızanın geri alındığının kabulü gerekir. Bu bağlamda artık kabulün aksine davacı şirketin tescilli markasının davalı şirket tarafından kullanımına katlandığından sözedilmesi olanaklı değildir.
Bu durumda, mahkemece, davacının markaya yönelik isteminin yukarıda anılan ilkeler çerçevesinde ele alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken marka ile ilgili uyuşmazlık yönünden eksik incelemeye ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/899 E. 2024/4890 K.
Ortak:ticaret unvanına tecavüz · ticaret unvanı · ihtar · maddi ve manevi tazminat · terkin · haksız rekabet
İncelediğiniz kararda2-Dava, tescilli markaya, «ticaret unvanına tecavüzün» ve «haksız rekabetin» önlenmesi, davalı şirketin unvanındaki "HASSA" ibaresinin «terkini», maddi ve manevi tazminatın davalıdan tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, tarafların aynı alanda faaliyet gösterdiği, davacı şirketin "HASSA" ibaresini «ticaret siciline» 31.12.1991 tarihinde davalı şirketin ise 11.08.2000 tarihinde tescil ettirdiği, davanın 01.04.2011 tarihinde açıldığı, davalı tarafın "HASSA" ibaresini, «ticaret unvanının» tescilinden itibaren emtiasında ve ticari faaliyetlerinde kullandığı, önceki markanın sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği halde, bu kullanı …
Somut olayda, davacı şirketin 31.12.1991 tarihinde davalı şirketin ise 11.08.2000 tarihinde «ticaret siciline tescil» edildikleri, dava konusu markanın 21.10.1986 tarihinden beri davacı şirket adına tescilli olduğu, davacı şirketin ortağı olan Hasan Sarıca’nın aynı zamanda davalı şirketinde kurucu ortağı olduğu, anılan markanın davalı şirket tarafından kuruluşundan beri tescilsiz olarak kullanıldığı, Hasan Sarıca‘nın davalı şirketteki hisssesini 27.09.2010 tarihinde dava dışı bir şahsa devrederek ortaklıktan ayrıldığı, davacı şirketin 27.01.2011 tarihli «ihtar» ile davalı şirketi davaya konu markayı kullanmaması hususunu ihtar ettiği ve işbu davanın da 01.04.2011 tarihinde açıldığı dosya kapsamı ile sabittir.
Benzer bu kararda… tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Bakırköy 2.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde görülen davada davacının ''ortaklar arasındaki uyuşmazlık nedeniyle davacı «şirket müdürü»...'nın hissesini diğer şirket ortağının eşine devrettiğini, daha sonra davalı şirketin, davacıya ait görsel materyalleri kullandığı ve şirket unvanı ile «iltibas» yaratarak «haksız rekabet» oluşturduğunun görülmesi üzerine çekilen «ihtarnamenin» sonuçsuz kaldığını belirterek, tescilli markaya ve «ticaret unvanına tecavüzün» ve haksız rekabetin önlenmesine, davalı şirketin unvanındaki "HASSA" ibaresinin terkinine, bu ibareyi emtiasında ve ticari faaliyetlerinde, reklam ve tanıtım vasıtalarında kullanımının engellenmesine, 556 sayılı KHK'nın 66. maddesi ve TTK'nun 58. maddesi uyarınca «maddi manevi tazminat»'' talep ettiği görülmüş olup mahkeme gerekçesinde ayrıca 6102 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, davalının iltibası önleyici ibareler «taşıyan» ticaret ünvanını alması gerekir ise de, dava konusu olayda olduğu gibi davacının «ilan» nedeniyle bilmek durumunda olduğu bu hususa karşı uzun süre sessiz kalması nedeniyle hak «kaybına» uğradığı kabul edilerek, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nc, maddesi gereğince ticaret ünvanına tecavüz iddiasının ve «ticaret unvanının terkini» talebinin reddine karar verildiğini, bu kararın kesinleştiği, bu eldeki dava da davalının HASSA davacı adına tescilli ibaresini ticaret ünvanında kullanımı nedeniy …
… ukuk Mahkemesi'nin 2013/40 E., 2013/38 K. sayılı dosyasının dava tarihinden sonra oluşan olaylara dayandığını ileri sürmüş ise de; ilgili dosyada davacının markaya, «ticaret unvanına tecavüz», «ticaret unvanının terkini» istemli davasının «hak düşürücü süre» yönünden 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi gereğince reddedildiği, kararın karar düzeltme incelemesinde Dairemizin 2015/3796 E., 2015/13295 K., sayılı ilamında; "marka sahibi davacı şirketin davalı tarafça dava konusu markanın uzunca bir süre kullanılmasına sessiz kalması sonucunda işbu davanın açılmasının davalının marka üzerine yaptığı yatırım ve birikiminden haksız yararlanma sonucuna yol açacağı ve MK 2. maddesine aykırılık oluşturduğu..." şeklindeki gerekçe ile belirtildiği üzere davacının markaya ve ticaret unvanına tecavüz iddiasına dayalı olarak yeniden dava açmasının yerinde olmadığı, her iki davada dayanılan «ihtarnamenin» 27.01.2011 tarihli 03291 yevmiye nolu aynı ihtarname olduğu, davacının iş bu davada yeni sebep olduğunu ileri sürdüğü hususların ticaret unvanının kullanımına ilişkin olduğu, önceki davada ticaret unvanının terkini isteminin de hak düşürücü süre yönünden reddedildiği ve kararın kesinleşmekle bu durumun davalı yararına «kazanılmış hak» oluşturduğu, ticaret unvanı terkin edilmedikçe kullanımının «haksız rekabet» oluşturduğundan söz edilemeyeceği dikkate alındığında davanın reddine dair ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılığın görülmediği gere …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, markaya ve «ticaret unvanına tecavüz» nedeni ile «haksız rekabet» oluştuğunun tespiti, «ticaret unvanının terkini», hükmün «ilanı», maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ticaret unvanının terkini · haksız eylem · cari hesap · hile · şirket müdürü · ziya · ticari faiz · hisse devri
Benzer bu karardaNoterliği'nin 27.01.2011 tarih 032291 yevmiye numaralı «ihtarı» ile Hassa markası ve isim hakkının 21.10.1986 tarih 95824 ticaret marka nosu ile davacıya ait olduğunun bildirildiğini, ancak davalının faaliyet alanı dışında davacının alanına giren yangın söndürme tüplerinin dolum ve satışına başladığını, müşterileri kendisine yönlendirdiği, bu yolla davacının zara etmesine neden olduğunu, Hassa markasının kendisine ait olduğunu idda ettiğini, davalının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 52, 53, 54, 55 ve 56 ncı maddelerine aykırı davrandığını, eylemlerinin «haksız fiil» olup olmadığının tespiti ve uğranılan zararın tespiti ve tazmininin talep edildiğini, davacı ve davalıya ait «ticaret unvanı» ve markaların karşılaştırılması sonunda müşterilerin aynı şirketmiş gibi algıladığını ve ona göre davranıldığını, davalının da gelen sipariş ve tekliflere cevap verdiğini, meşgale konusu olmamasına karşın müvekkilin meşgalesine giren hizmetlerde bulunduğunu ileri sürerek müvekkilinin ticaret ünvanını «dürüstlük kuralına» aykırı olarak kullanan davalının bu haksız kullanımının tespiti ve tescil edilen ticaret unvanının değiştirilmesi veya silinmesini, davalının dava dilekçesinde belirtilen eylemler ile «haksız rekabette» bulunduğunun ve bu eylemlerin haksız fiil olduğunun tespitini ve men'i, davalının haksız fiillerinden dolayı davacının uğradığı zarar «ziyanın» ve davalının elde ettiği haksız kazancın tespitini ve bunun davalıdan «ticari faizi» ile birlikte tahsilini, şimdilik 10.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17.12.2013 tarih, 2013/93 E., 2013/152 K. sayılı ilamında ise "«hilenin» unsurlarının somut davada oluşmadığı, «hisse devrinin» hile nedeniyle iptali şartları gerçekleşmediğinden devir işleminin iptali isteminin yerinde olmadığı anlaşılmakla davacı davasının reddine karar vermek gerekmiş" d …
… tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Bakırköy 2.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde görülen davada davacının ''ortaklar arasındaki uyuşmazlık nedeniyle davacı «şirket müdürü»...'nın hissesini diğer şirket ortağının eşine devrettiğini, daha sonra davalı şirketin, davacıya ait görsel materyalleri kullandığı ve şirket unvanı ile «iltibas» yaratarak «haksız rekabet» oluşturduğunun görülmesi üzerine çekilen «ihtarnamenin» sonuçsuz kaldığını belirterek, tescilli markaya ve «ticaret unvanına tecavüzün» ve haksız rekabetin önlenmesine, davalı şirketin unvanındaki "HASSA" ibaresinin terkinine, bu ibareyi emtiasında ve ticari faaliyetlerinde, reklam ve tanıtım vasıtalarında kullanımının engellenmesine, 556 sayılı KHK'nın 66. maddesi ve TTK'nun 58. maddesi uyarınca «maddi manevi tazminat»'' talep ettiği görülmüş olup mahkeme gerekçesinde ayrıca 6102 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, davalının iltibası önleyici ibareler «taşıyan» ticaret ünvanını alması gerekir ise de, dava konusu olayda olduğu gibi davacının «ilan» nedeniyle bilmek durumunda olduğu bu hususa karşı uzun süre sessiz kalması nedeniyle hak «kaybına» uğradığı kabul edilerek, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nc, maddesi gereğince ticaret ünvanına tecavüz iddiasının ve «ticaret unvanının terkini» talebinin reddine karar verildiğini, bu kararın kesinleştiği, bu eldeki dava da davalının HASSA davacı adına tescilli ibaresini ticaret ünvanında kullanımı nedeniy …
… k Mahkemesinin kararına dayanarak karar vermesini hatalı olduğunu, emsal dava ile bu davanın tamamen farklı olduğunu, adı geçen dosyada markaya tecavüzün önlenmesi, «maddi manevi tazminat» talep edildiğini, bu davada ise 6102 sayılı Kanun çerçevesinde «haksız rekabet» hükümlerine aykırı beyan ve davranışlarda bulunulması nedeni ile haksız rekabetin önlenmesi ile haksız rekabet nedeni ile uğranılan zararın tazmini istemine ilişkin olduğunu, davanın konusunun diğer davanın açılmasından sonra yaşanan hadiseler ve haksız rekabet eylemleri olduğunu, eylemlerin yeni ve güncel olması le sürdürülmesi nedeni ile haksız rekabet hükümlerinin ihlal edildiğine dayanıldığını, müvekkili «şirketin müdürü»... nın 1986 da faaliyete başladığını, 1991 de ortağı ile şirketi kurduğunu, HASSA markasını 1986'da tescil ettirdiğini, 35,37,45. sınıflarda tescil ettirmek içinde marka başvurusu olduğunu, marka ve ticaret unvanın haksız ve «kötüniyetli» kullanımının müvekkilini zarara uğrattığını, taraf şirketlerin aynı şirket gibi algılandığını, davacı şirket yetkilisinin HASSA markasını davalı firmadan önce tescil ettirdiğini, müvekkilinin zararını gidermek için Bakırköy 2.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde dava açtığını, davaların dayandığı hukuki sebeplerin farklı olduğunu, mahkemenin uzun süre sessiz kalındığından dava açılamayacağına yönelik değerlendirmesinin yerinde olmadığını, dava tarihlerinin farklı olduğunu, önceki kararın kesinleşmesi davacının dava açamayacağı, davalının «haksız eylemlerine» maruz kamlaya devam edeceği anlamında kabul edilemeyeceğini, müvekkilinin alacaklarının davalıya ödendiğini, davalının ise bu durumu bildirmediğini, ...
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/13953 E. 2014/4092 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:icra takibinin durdurulması · takibin durdurulması · teminat senedi · yemin teklifi · borçlu olunmadığının tespiti · yemin · hisse devri · ihtiyati tedbir
Benzer bu karardaMahkemece, dosya kapsamına göre, her iki tarafın itiraz etmediği sözleşmede ve senette takip konusu senedin «teminat senedi» olduğuna ilişkin açıklık olmadığı, takip konusu senedin bedelinin nakden alındığının yazılı olduğu, davalı Hasan'ın senedin teminat senedi olmadığını bildirdiği, yazılı belgenin aksinin davacı tarafça «kesin» delille ispat edilmesi gerektiği, davacı tarafça davalı Hasan'a senedin teminat senedi olduğu hususunda «yemin teklif» edildiği, davalı Hasan'ın senedin teminat senedi olmadığı hususunda usulüne uygun Yemin ettiği, sözleşme ve senetteki ödeme tarihine göre önceliklikle davacıların …
Oysa, «menfi tespit» davasının reddine karar veren mahkemenin,borçluyu tazminata mahkum edebilmesi için, alacaklının borçluya karşı bir icra takibi yapmış olması ve borçlunun bu «icra takibinin durdurulması» (İİK.m.72,II) veya icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi (İİK m.72,III c.2) için «ihtiyati tedbir» kararı almış ve bu ihtiyati tedbir kararının uygulanmış-«infaz» edilmiş olması gerekir. (İİK m.72,IV c.2).
2-Dava, «hisse devri» nedeniyle verilen bonodan dolayı başlatılan takip nedeniyle «borçlu olunmadığının tespiti» istemine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, ancak yazılı gerekçe ile mümeyyiz davalı yararına tazminata hükmedilmemiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/215 E. , 2014/19359 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BAKIRKÖY 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ 08/10/2013
NUMARASI 2013/40-2013/38
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 08/10/2013 tarih ve 2013/40-2013/38 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 09/12/2014 günü hazır bulunan davacı şirket temsilcisi H.. A. davacı vekili Av. F.. M.. ile davalı şirket vekili Av. C.. O.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi arafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin müdürü H.. S..'nın 1986 yılında gerçek kişi olarak yangın tüpü ve yangınla mücadele ekipmanları imalat ve pazarlamasını yapmak üzere faaliyete başladığını, 1991 yılında ortağı ile birlikte davacı şirketi kurduğunu, "HASSA" markasını 1986 yılında tescil ettirdiğini, "HASSA + şekil" markasını 35, 37 ve 45. sınıflarda tescil ettirmek için de başvuruda bulunduğunu, 11.08.2000 tarihinde ise Kadri Yunak ile birlikte yine aynı sektörde yangın söndürme faaliyetlerinde kullanılan elektronik sistemlerin imalat ve pazarlaması için davalı şirketi kurduklarını, davalı şirket unvanının tespitinde müvekkilinin ad ve soyadından oluşan markasının piyasada bilinirliği sebebiyle tercih edildiğini, şirket faaliyetlerine devam ederken ortaklar arasındaki uyuşmazlık nedeniyle davacı şirket müdürü Hasan Sarıca'nın hissesini davalı şirketin diğer şirket ortağının eşine devrettiğini, daha sonra davalı şirketin, davacıya ait görsel materyalleri kullandığı ve şirket unvanı ile iltibas yaratarak haksız rekabet oluşturduğunun görülmesi üzerine çekilen ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını ileri sürerek, tescilli markaya ve ticaret unvanına tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesine, davalı şirketin unvanındaki "HASSA" ibaresinin terkinine, bu ibareyi emtiasında ve ticari faaliyetlerinde, reklam ve tanıtım vasıtalarında kullanımının engellenmesine, 556 sayılı KHK'nın 66.
maddesi ve TTK'nın 58. maddesi uyarınca 20.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, tarafların aynı alanda faaliyet gösterdiği, davacı şirketin "HASSA" ibaresini ticaret siciline 31.12.1991 tarihinde davalı şirketin ise 11.08.2000 tarihinde tescil ettirdiği, davanın 01.04.2011 tarihinde açıldığı, davalı tarafın "HASSA" ibaresini, ticaret unvanının tescilinden itibaren emtiasında ve ticari faaliyetlerinde kullandığı, önceki markanın sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği halde, bu kullanıma kesintisiz 5 yıllık süre boyunca katlanmışsa, sonraki tarihli markanın hükümsüzlüğünü ileri süremeyeceği, davalının kötü niyetli olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Dava, tescilli markaya, ticaret unvanına tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesi, davalı şirketin unvanındaki "HASSA" ibaresinin terkini, maddi ve manevi tazminatın davalıdan tahsili istemine ilişkindir. Somut olayda, davacı şirketin 31.12.1991 tarihinde davalı şirketin ise 11.08.2000 tarihinde ticaret siciline tescil edildikleri, dava konusu markanın 21.10.1986 tarihinden beri davacı şirket adına tescilli olduğu, davacı şirketin ortağı olan Hasan Sarıca’nın aynı zamanda davalı şirketinde kurucu ortağı olduğu, anılan markanın davalı şirket tarafından kuruluşundan beri tescilsiz olarak kullanıldığı, Hasan Sarıca‘nın davalı şirketteki hisssesini 27.09.2010 tarihinde dava dışı bir şahsa devrederek ortaklıktan ayrıldığı, davacı şirketin 27.01.2011 tarihli ihtar ile davalı şirketi davaya konu markayı kullanmaması hususunu ihtar ettiği ve işbu davanın da 01.04.2011 tarihinde açıldığı dosya kapsamı ile sabittir.
Esasen taraflar arasındaki temel uyuşmazlık, davacı şirket adına tescilli markanın davacı şirket ortağının aynı zamanda davalı şirketinde ortağı olması nedeniyle davalı şirketin davacı şirketin anılan ortağının eylemli rızası ile kullanılıp kullanmadığı, başka bir deyişle davalı şirket ortağının ortaklıktan ayrılmasından sonra kullanıma ilişkin rızanın geri alınıp alınamayacağı noktasında toplanmaktadır. Mahkemece, davacı şirketin hem marka hem de unvana ilişkin istemi aynı yazılı gerekçelerle reddedilmiştir.
Oysa, davaya taraf şirketlerin ortağı olan Hasan Sarıca’nın davalı şirket ortaklığından ayrılmasından sonra davacı şirketin dava konusu markaya ilişkin olarak davalıya yönelik çekmiş olduğu yukarıda belirtilen ihtar, davalının bu markayı başka bir şekilde oluşturup kullandığına ilişkin savunmasının bulunmaması, esasen hayatın olağan akışıda gözetilerek davalı şirkete kullanıma ilişkin verilen eylemli rızanın geri alındığının kabulü gerekir. Bu bağlamda artık kabulün aksine davacı şirketin tescilli markasının davalı şirket tarafından kullanımına katlandığından sözedilmesi olanaklı değildir.
Bu durumda, mahkemece, davacının markaya yönelik isteminin yukarıda anılan ilkeler çerçevesinde ele alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken marka ile ilgili uyuşmazlık yönünden eksik incelemeye ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınıp, davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 09/12/2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, kararın onanması gerekir.
Aksi görüşteki çoğunluk kararına katılmıyoruz.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/102120100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz