Menfi tespit | Kararın kaldırılması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/5111 E. 2024/1488 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kgf (kredi garanti fonu)↗ kgf kefaleti↗ kambiyo hukuku↗ kayıtsız şartsız borç ikrarı↗ teminat bonosu↗ icra takibinin durdurulması↗ borç ikrarı↗ aval↗ yazılı delille ispat↗ takibin durdurulması↗ teminat senedi↗ bilirkişi raporuna itiraz↗ borçlu olunmadığının tespiti↗ müşterek borçlu müteselsil kefil↗ bedelsizlik↗ müteselsil kefil↗ ikrar↗ denetime elverişlilik↗ kefalet↗ kötü niyet tazminatı↗ genel kredi sözleşmesi↗ garantörlük↗ ihtiyati haciz↗ bono↗ kefil↗ kötü niyet↗ esastan ret↗ haciz↗ iflas↗ kredi sözleşmesi↗ taahhütname↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ menfi tespit↗ cy/cy kaydı↗ yükleten (shipper)↗ dahili dava↗ teminat↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2017/1046 E., 2019/666 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 27.12.2007-25.07.2014 tarihleri arasında dava dışı ... Taşımacılık İnş. Oto. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin ortağı olduğunu, 19.09.2011 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullanılan krediye kefil olduğunu ve aynı tarihli boş bonoyu müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, sonra şirket ortaklığından ayrılarak hissesini devrettiğini, borçlu şirketçe kredinin ödendiğini, hatta kredinin son ödemesinin Kredi Garanti Fonu (KGF) kefaletiyle kullanılan kredi ile kapatıldığını, KGF desteği ile alınan kredinin 12 taksitte geri ödeneceği konusunda anlaşılarak ödemelerin yapılmaya başlandığını, banka ile borçlu şirket arasında müvekkilinin kefili olduğu ve teminat bonosunun verdiği genel kredi sözleşmesi kapsamındaki borç sona ermesine rağmen, teminat olarak alınan bononun iade edilmediğini, bonoda "bedeli nakden alınmıştır" kaydı bulunmasına rağmen, bononun genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak alındığını, 2011 yılında düzenlenen ve diğer unsurları boş olan bononun vadesinin 10.08.2017 olarak yazılması nedeniyle bono vasfını yitirdiğini, bedelsiz kalan senedin icra takibine konu edildiğini ileri sürerek, İstanbul Anadolu 4. İcra Müdürlüğünün 2017/20914 sayılı icra takibinin durdurulmasına, icra takibine yatırılan paranın davalı tarafa ödenmemesine, takip nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde, müvekkili banka ile borçlu şirket arasında imzalanan genel kredi sözleşmeleri uyarınca kredi kullandırıldığını, davacının anılan sözleşmelerin kefili olduğunu, kredi borcunun eksik ödenmesi nedeniyle 11.08.2017 tarihli ihtarla hesabın kat edildiğini, borcun ödenmemesi üzerine bankaya verilen bonoya dayalı olarak ihtiyati haciz kararı alınarak takip başlatıldığını, borcun ödendiğinin yazılı belge ile kanıtlanması gerektiğini, ortaklıktan ayrılma ile borcun sona ermediğini, bononun teminat niteliğinde olduğunun yazılı delille ispatı gerektiğini, takip konusu bononun kredi borcuna karşılık verildiğini ve teminat niteliğinde olmadığını, KGF’den kredi kullanarak bu kapsamda ödemelerin yapıldığı iddiasının doğru olmadığını, KGF’nin kredi kullandıran bir kurum olmayıp, teminat yetersizliği nedeniyle kredi alamayan KOBİ’lere kefil olduğunu, KGF'den kredi kullanılarak genel kredi sözleşmesinin sonlandırılması gibi bir durumun söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ... ile dava dışı asıl borçlu ... Taşımacılık Ltd.Şti. arasında 19.09.2011 tarihinde 500.000,00 TL tutarında genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davacı ...'nın bu sözleşmede 500.000,00 TL üzerinden müteselsil kefil olarak kefalet imzasının bulunduğu,. dava dışı şirkete 12.04.2017 tarihinde 168.000,00 TL tutarında 12 ayda aylık ödemeleri 15.295,93 TL taksitler halinde toplam 183.551,20 TL olarak geri ödenmek şartıyla KGF fonunun kefaletiyle eşit taksitli kredi kullanıldırıldığı, bu kredinin kullanılması ve geri ödeme planında davacı ...'nın imzasının bulunmadığı, ilgili kredinin 151.505,00 TL'sinin KGF tarafından ödendiği, davacının ortaklıktan ayrıldığı tarihten sonraki bir tarihte KGF kefaletiyle kullandırılan ve bu taahhütnamede imzası olmayan 168.000,00 TL krediden sorumlu tutulamayacağı gibi 2011 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında da bu borcun değerlendirilemeyeceği, davacının bankacılık uygulamasında alınan munzam (ek) teminat olarak alınan senetten dolayı borcunun bulunmadığı, davacının borcunun bulunmadığı yargılamayla tespit edildiğinden kötü niyet tazminat talebinin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne davacının İstanbul Anadolu 4. İcra Müdürlüğünün 2017/20914 sayılı takip dosyasında davalıya borcunun olmadığının tespitine davacı tarafın kötü niyet tazminatının reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf başvru dilekçesinde özetle, bedelsiz bononun takibe konulmasından dolayı davalı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilmesi gerektiğin belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; KGF mevzuatına aykırı düzenlenen ve denetime elverişli olmayan bilirkişi raporuna yönelik itirazlarının değerlendirilmeden ve ek rapor alınmadan verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, takip konusu bononun teminat bonosu olmadığını, borca karşılık alındığını, teminat senedi iddiasının yazılı delille kanıtlanmadığını, bilirkişi raporundaki, “12.04.2017 tarihinde KGF kefaleti ile kullandırılan kredinin ... bir kredi olarak değerlendirilmesi ve bu kredinin kullandırılması ve geri ödeme planında davacının imzasının bulunmadığı, ilgili kredinin KGF tarafından ödendiği, davacının ortaklıktan ayrıldığı tarihten sonraki bir tarihte KGF kefaletiyle kullandırılan krediden sorumlu tutulamayacağı“ görüşünün mevzuata aykırı olduğunu, bu kredinin ... bir kredi olmayıp 19.09.2011 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılmış kredinin yapılandırılması niteliğinde olduğunu, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi gereği yapıldığını, Kararnamede kefillerin imzası yönünden bir zorunluluk getirilmediğini, Kararname gereği yapılan ödeme takviminde borçlu ve kefillerin sorumluluğunun artırılmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, davalı ile dava dışı şirket arasında 19.09.2011 tarihinde genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davacının 500.000,00 TL limitle kefil olduğu, genel kredi sözleşmesiyle aynı tarihte düzenlenen 10.08.2017 ödeme tarihli 250.000,00 TL bedelli bonoda davacı ve diğer kefilin aval veren sıfatıyla imzasının bulunduğu, dava konusu bono metninde ve sözleşmede bononun teminat bonosu olduğuna ilişkin bir açıklama bulunmadığı, ancak, bononun genel kredi sözleşmesiyle aynı tarihte düzenlenmiş olması nedeniyle kredi borcuna ilişkin olarak verildiği ve kredi borcunun teminatını oluşturduğuna ilişkin İlk Derece Mahkemesi kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı, davalı tarafın da bononun genel kredi sözleşmesindeki kefalet borcu nedeniyle verildiğini kabul ettiği, davacının şirket ortaklığından ayrılmış olmasının başlı başına kefaleti sonlandırıcı bir işlem olmadığı, davacı, kefil olduğu kredi borcunun son taksitinin KGF kefaletiyle 2016 yılında kullanılan krediyle kapatıldığını, anılan sözleşmede kefil sıfatıyla imzasının bulunmadığını, kefil olduğu genel kredi sözleşmesindeki borcun sona ermiş olması nedeniyle bononun bedelsiz kaldığını ileri sürdüğü, davalının ise genel kredi sözleşmesi kapsamındaki borcun ödenmediğini, KGF kefaleti ile verilen kredinin ... bir kredi olmayıp, önceki kredinin yapılandırılması niteliğinde olduğunu savunduğu, KGF kefaletiyle alınan krediye belgelerine göre, şirketçe 04.04.2017 tarihinde kredi garanti fonu kefaletiyle 168.000,00 TL kredinin kullandırılmasının talep edildiği, talep yazısı ve geri ödeme planında davacının imzasının bulunmadığı, dosya kapsamındaki belgelere ve bilirkişi raporuna göre KGF kefaletiyle alınan kredinin ... bir kredi olduğu, bu durumda, davacının kefaleti bulunan genel kredi sözleşmesindeki borcun sona erdiği, ... borç için kefaleti alınmadığından davacının kefil olarak sorumlu olmadığı, dava konusu bononun davacının kefil olduğu 2011 yılında kullanılan genel kredi sözleşmesinin teminatı için verildiği ve bu kapsamında kullanılan kredinin ödenmesi nedeniyle bononun bedelsiz kaldığı, 29.03.2020 tarihli 2325 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının 5 ... maddesinde "Teminat sonrası takip süreçleri Kurum tarafından yapılan tazmin ödemesi dahil olmak üzere kredi alacağının tümü üzerinden kredi verenlerce yürütülür. Kurum tarafından yapılan tazmin ödemeleri, kredi verenlerce alacağın tümü üzerinden yürütülen takip işlemlerinde takibe konu alacak miktarını düşürmez" hükmü uyarınca kredi borçlusunun, KGF tarafından yapılan ödemenin takip borcundan düşülmesini isteyemeyeceği, bu nedenle KGF'nin yaptığı ödemeler dikkate alınmadan karar verilmesi gerektiği, ancak bunun uygulanabilmesi için davacının borçtan sorumlu olması gerektiği, bononun teminatını oluşturduğu genel kredi sözleşmesi borcu ödendiğinden, 168.000,00 TL'lik KGF kefaletiyle kullandırılan kredinin ... bir kredi sözleşmesi olması ve davalının 168.000,00 TL'lik kredinin önceki kredinin yapılandırılmasına ilişkin olduğuna dair sözleşme veya kanıt sunulmaması nedeniyle, İlk Derece Mahkemesi kararında bir isabetsizlik bulunmadığı, davalı vekilinin bilirkişi raporuna yönelik itirazların somut bir nedene dayanmadığı, genel olarak bononun teminat bonosu olmadığı kayıtsız şartsız borç ikrarı içerdiği, KGF kefaleti ile kullanılan kredinin ... bir kredi olmayıp 19.09.2011 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan kredinin yapılandırılması niteliğinde olması nedeniyle kefalet borcunun devam ettiğine, KGF kefaletiyle kullandırılan kredinin önceki kredinin yapılandırılmasına ilişkin olduğunun ileri sürüldüğü, ancak davalı tarafından, sonraki tarihli kredinin yapılandırma niteliğinde olduğuna ilişkin hiçbir kanıt sunulmadığı, kullandırılan bu krediyle önceki kredi borcunun ödenerek sonlandırılmış olmasının, yapılandırma anlamına gelmediği, takip haksız olmasına rağmen davalının kötü niyetli olmadığı, taraflar arasında genel kredi sözleşmesi ve kambiyo hukuku ilişkisi bulunması nedeniyle borcun varlığı ve miktarının yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde istinaf aşamasındaki itirazını yineleyerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, istinaf aşamasındaki itirazlarını yineleyerek, dava dışı şirkete KGF kredisi kullandırıldıktan sonra, borçluya nakit kredi kullandırılmaksızın cari kredi hesaplarına aktarım yapıldığını, borç ödemeleri için kullandırıldığını, ... bir kredi olmadığını, ... bir kredi olduğu varsayılsa dahi 2011 tarihli genel kredi sözleşmesine istinaden kullandırıldığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, genel kredi sözleşmesi kapsamında alınan bonodan dolayı başlatılan icra takibinden dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri.
2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/5995 E. 2023/662 K.
Ortak:kefalet · genel kredi sözleşmesi · garantörlük · kredi sözleşmesi · dahili dava
İncelediğiniz karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, davalı ile dava dışı şirket arasında 19.09.2011 tarihinde «genel kredi sözleşmesi» imzalandığı, davacının 500.000,00 TL limitle «kefil» olduğu, genel kredi sözleşmesiyle aynı tarihte düzenlenen 10.08.2017 ödeme tarihli 250.000,00 TL bedelli «bonoda» davacı ve diğer kefilin «aval» veren sıfatıyla imzasının bulunduğu, dava konusu bono metninde ve sözleşmede bononun «teminat bonosu» olduğuna ilişkin bir açıklama bulunmadığı, ancak, bononun genel kredi sözleşmesiyle aynı tarihte düzenlenmiş olması nedeniyle kredi borcuna ilişkin olarak verildiği ve kredi borcunun teminatını oluşturduğuna ilişkin İlk Derece Mahkemesi kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı, davalı tarafın da bononun genel kredi sözleşmesindeki «kefalet» borcu nedeniyle verildiğini kabul ettiği, davacının şirket ortaklığından ayrılmış olmasının başlı başına kefaleti sonlandırıcı bir işlem olmadığı, davacı, kefil olduğu kredi borcunun «son» taksitinin KGF kefaletiyle 2016 yılında kullanılan krediyle kapatıldığını, anılan sözleşmede kefil sıfatıyla imzasının bulunmadığını, kefil olduğu genel kredi sözleşmesindeki borcun sona ermiş olması nedeniyle bononun «bedelsiz» kaldığını ileri sürdüğü, davalının ise genel kredi sözleşmesi kapsamındaki borcun ödenmediğini, KGF kefaleti ile verilen kredinin ... bir kredi olmayıp, önceki kredinin yapılandırılması niteliğinde olduğunu savunduğu, KGF kefaletiyle alınan krediye belgelerine göre, şirketçe 04.04.2017 tarihinde kredi «garanti» fonu kefaletiyle 168.000,00 TL kredinin kullandırılmasının talep edildiği, talep yazısı ve geri ödeme planında davacının imzasının bulunmadığı, dosya kapsamındaki belgelere ve bilirkişi raporuna göre KGF kefaletiyle alınan kredinin ... bir kredi olduğu, bu durumda, davacının kefaleti bulunan genel kredi sözleşmesindeki borcun sona erdiği, ... borç için kefaleti alınmadığından davacının kefil olarak sorumlu olmadığı, dava konusu bononun davacının kefil olduğu 2011 yılında kullanılan genel kredi sözleşmesinin teminatı için verildiği ve bu kapsamında kullanılan kredinin ödenmesi nedeniyle bononun bedelsiz kaldığı, 29.03.2020 tarihli 2325 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının 5 ... maddesinde "Teminat sonrası takip süreçleri Kurum tarafından yapılan tazmin ödemesi «dahil» olmak üzere kredi alacağının tümü üzerinden kredi verenlerce yürütülür.
Şti.'nin ortağı olduğunu, 19.09.2011 tarihli «genel kredi sözleşmesi» kapsamında kullanılan krediye «kefil» olduğunu ve aynı tarihli boş bonoyu «müşterek borçlu müteselsil kefil» sıfatıyla imzaladığını, sonra şirket ortaklığından ayrılarak hissesini devrettiğini, borçlu şirketçe kredinin ödendiğini, hatta kredinin «son» ödemesinin Kredi Garanti Fonu (KGF) «kefaletiyle» kullanılan kredi ile kapatıldığını, KGF desteği ile alınan kredinin 12 taksitte geri ödeneceği konusunda anlaşılarak ödemelerin yapılmaya başlandığını, banka ile borçlu şirket arasında müvekkilinin kefili olduğu ve «teminat» bonosunun verdiği genel kredi sözleşmesi kapsamındaki borç sona ermesine rağmen, teminat olarak alınan «bononun» iade edilmediğini, bonoda "bedeli nakden alınmıştır" «kaydı» bulunmasına rağmen, bononun genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak alındığını, 2011 yılında düzenlenen ve diğer unsurları boş olan bononun vadesinin 10.08.2017 olarak yazılması nedeniyle bono vasfını yitirdiğini, «bedelsiz» kalan senedin icra takibine konu edildiğini ileri sürerek, İstanbul Anadolu 4.
Taşımacılık Ltd.Şti. arasında 19.09.2011 tarihinde 500.000,00 TL tutarında «genel kredi sözleşmesi» imzalandığı, davacı ...'nın bu sözleşmede 500.000,00 TL üzerinden «müteselsil kefil» olarak «kefalet» imzasının bulunduğu,. dava dışı şirkete 12.04.2017 tarihinde 168.000,00 TL tutarında 12 ayda aylık ödemeleri 15.295,93 TL taksitler halinde toplam 183.551,20 TL olarak geri ödenmek şartıyla KGF fonunun kefaletiyle eşit taksitli kredi kullanıldırıldığı, bu kredinin kullanılması ve geri ödeme planında davacı ...'nın imzasının bulunmadığı, ilgili kredinin 151.505,00 TL'sinin KGF tarafından ödendiği, davacının ortaklıktan ayrıldığı tarihten sonraki bir tarihte KGF kefaletiyle kullandırılan ve bu «taahhütnamede» imzası olmayan 168.000,00 TL krediden sorumlu tutulamayacağı gibi 2011 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında da bu borcun değerlendirilemeyeceği, davacının bankacılık uygulamasında alınan munzam (ek) «teminat» olarak alınan senetten dolayı borcunun bulunmadığı, davacının borcunun bulunmadığı yargılamayla tespit edildiğinden «kötü niyet tazminat» talebinin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne davacının İstanbul Anadolu 4.
Benzer bu kararda… ılan bilirkişi raporuna dayanılarak KGF tarafından davadan sonra 28.02.2018 tarihinde 3.472.125,61 TL ödeme yapılmış ise de davacı banka ile KGF arasında düzenlenen «protokolün» Hazine Destekli Kefaletlerde Takip ve Tahsilat Süreçlerine İlişkin Genel Usul ve Esaslar başlıklı 4 üncü maddesinin 1 inci bendinde "Kurumun «kefaleti» ile kullandırılan kredilerin «temerrüdü» halinde, Kurum'un alacağı «dahil» kanuni takip işlemleri kredi veren tarafından yürütülür.", 3 üncü bendinde "Kurumun kredi verene karşı kefaletinin tazmininden doğan alacağı tamamen tahsil edilinceye kadar yararlanıcı ve kefilleri aleyhine başlatılmış bulunan kanuni takibi sürdürmek kredi verenin yükümlülüğündedir." düzenlemesi yer aldığından, davacı banka ile dava dışı «garantör» KGF arasında düzenlenen protokol ve dosya kapsamı itibariyle kredi borçlularının sorumluluklarının garantör tarafından ödenmesi ile sona ermeyeceğinden, KGF tarafından yapılan ödemelerin bu aşamada «infazda» nazara alınmasını gerektirir bir hususun oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalıların itirazlarının 3.492.440,97 TL «asıl alacak», 11.105,96 TL «işlemiş faiz», 555,30 TL BSMV olmak üzere toplam 3.504.102,23 TL için iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %38,16 oranında faiz ve faizin %5'i oranında BSMV işletilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davalılar aleyhine «icra inkar tazminatına» hükmedilmesine karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki «genel kredi sözleşmesinin» 71 nci maddesi gereğince uygulanması gereken «temerrüt faiz» oranının %46 olmasına rağmen Mahkemece %38,16 oranı uygulanmak suretiyle yapılan hesaplamaya göre karar verilmesinin hatalı olduğunu, taksitli ticari krediye ilişkin «asıl alacak» tutarının eksik hesaplandığını, «temerrüt tarihi» olarak hesabın kat edildiği tarihin dikkate alınması gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemişt …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre davacı bankanın takip konusu borçlu «cari hesap kredisi» yönünden hesap kât tarihinde müşterilerine fiilen uyguladığı faiz oranları dikkate alınarak hesaplama yapılması gerektiği, Mahkemece bu yönde bir araştırma yapılmaksızın banka tarafından TL ticari kredilere uygulanan «akdi faiz oranı» olan yıllık %19,08 oranı esas alınarak taraflar arasındaki «genel kredi sözleşmesinin» 19 uncu maddesinin (f) bendinde yer alan düzenleme gereğince bu oranın iki katı oranında «temerrüt faizi» uygulanacağı kabul edilerek %38,16 temerrüt faiz oranı üzerinden hesaplama yapılmış ise de davalının istinaf başvurusunda bulunmamış olması ve davacı tarafca da «hesap kat» tarihinde fiilen uyguladığı faiz oranının mahkemece esas alınan orandan daha yüksek olduğuna dair iddia ve delil ileri sürülmemiş olması karşısında davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazlarının reddi gerektiği, davacı bankaca davalılara gönderilen «hesap kat ihtarnamesinde» borcun ödenmesi için 7 günlük atıfet süresi verildiğinden, bu sürenin dolmasından itibaren «temerrüt tarihinin» 30.01.2018 olarak kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, takip konusu kredi «taksitli ticari kredi» olup hükme esas alınan bilirkişi raporunda kredinin ödenmeyen 4 üncü, 5 inci ve 6 ncı taksitlerine «vade» tarihlerinden hesap kat tarihine kadar akdi faiz uygulanması, 6 ncı taksit tarihindeki kalan ana para bakiyesine de hesap kat tarihine kadar akdi faiz uygulanarak hesap kat tarihindeki «asıl alacak» miktarının tespitinde bir hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:cari hesap kredisi · taksitli ticari kredi · akdi faiz oranı · hesap kat ihtarnamesi · kat ihtarnamesi · akdi faiz · hesap kat · ticari kredi
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre davacı bankanın takip konusu borçlu «cari hesap kredisi» yönünden hesap kât tarihinde müşterilerine fiilen uyguladığı faiz oranları dikkate alınarak hesaplama yapılması gerektiği, Mahkemece bu yönde bir araştırma yapılmaksızın banka tarafından TL ticari kredilere uygulanan «akdi faiz oranı» olan yıllık %19,08 oranı esas alınarak taraflar arasındaki «genel kredi sözleşmesinin» 19 uncu maddesinin (f) bendinde yer alan düzenleme gereğince bu oranın iki katı oranında «temerrüt faizi» uygulanacağı kabul edilerek %38,16 temerrüt faiz oranı üzerinden hesaplama yapılmış ise de davalının istinaf başvurusunda bulunmamış olması ve davacı tarafca da «hesap kat» tarihinde fiilen uyguladığı faiz oranının mahkemece esas alınan orandan daha yüksek olduğuna dair iddia ve delil ileri sürülmemiş olması karşısında davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazlarının reddi gerektiği, davacı bankaca davalılara gönderilen «hesap kat ihtarnamesinde» borcun ödenmesi için 7 günlük atıfet süresi verildiğinden, bu sürenin dolmasından itibaren «temerrüt tarihinin» 30.01.2018 olarak kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, takip konusu kredi «taksitli ticari kredi» olup hükme esas alınan bilirkişi raporunda kredinin ödenmeyen 4 üncü, 5 inci ve 6 ncı taksitlerine «vade» tarihlerinden hesap kat tarihine kadar akdi faiz uygulanması, 6 ncı taksit tarihindeki kalan ana para bakiyesine de hesap kat tarihine kadar akdi faiz uygulanarak hesap kat tarihindeki «asıl alacak» miktarının tespitinde bir hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/4044 E. 2022/9263 K.
Ortak:müteselsil kefil · kefalet · kefil · taahhütname · teminat
İncelediğiniz karardaTaşımacılık Ltd.Şti. arasında 19.09.2011 tarihinde 500.000,00 TL tutarında «genel kredi sözleşmesi» imzalandığı, davacı ...'nın bu sözleşmede 500.000,00 TL üzerinden «müteselsil kefil» olarak «kefalet» imzasının bulunduğu,. dava dışı şirkete 12.04.2017 tarihinde 168.000,00 TL tutarında 12 ayda aylık ödemeleri 15.295,93 TL taksitler halinde toplam 183.551,20 TL olarak geri ödenmek şartıyla KGF fonunun kefaletiyle eşit taksitli kredi kullanıldırıldığı, bu kredinin kullanılması ve geri ödeme planında davacı ...'nın imzasının bulunmadığı, ilgili kredinin 151.505,00 TL'sinin KGF tarafından ödendiği, davacının ortaklıktan ayrıldığı tarihten sonraki bir tarihte KGF kefaletiyle kullandırılan ve bu «taahhütnamede» imzası olmayan 168.000,00 TL krediden sorumlu tutulamayacağı gibi 2011 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında da bu borcun değerlendirilemeyeceği, davacının bankacılık uygulamasında alınan munzam (ek) «teminat» olarak alınan senetten dolayı borcunun bulunmadığı, davacının borcunun bulunmadığı yargılamayla tespit edildiğinden «kötü niyet tazminat» talebinin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne davacının İstanbul Anadolu 4.
Şti.'nin ortağı olduğunu, 19.09.2011 tarihli «genel kredi sözleşmesi» kapsamında kullanılan krediye «kefil» olduğunu ve aynı tarihli boş bonoyu «müşterek borçlu müteselsil kefil» sıfatıyla imzaladığını, sonra şirket ortaklığından ayrılarak hissesini devrettiğini, borçlu şirketçe kredinin ödendiğini, hatta kredinin «son» ödemesinin Kredi Garanti Fonu (KGF) «kefaletiyle» kullanılan kredi ile kapatıldığını, KGF desteği ile alınan kredinin 12 taksitte geri ödeneceği konusunda anlaşılarak ödemelerin yapılmaya başlandığını, banka ile borçlu şirket arasında müvekkilinin kefili olduğu ve «teminat» bonosunun verdiği genel kredi sözleşmesi kapsamındaki borç sona ermesine rağmen, teminat olarak alınan «bononun» iade edilmediğini, bonoda "bedeli nakden alınmıştır" «kaydı» bulunmasına rağmen, bononun genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak alındığını, 2011 yılında düzenlenen ve diğer unsurları boş olan bononun vadesinin 10.08.2017 olarak yazılması nedeniyle bono vasfını yitirdiğini, «bedelsiz» kalan senedin icra takibine konu edildiğini ileri sürerek, İstanbul Anadolu 4.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, davalı ile dava dışı şirket arasında 19.09.2011 tarihinde «genel kredi sözleşmesi» imzalandığı, davacının 500.000,00 TL limitle «kefil» olduğu, genel kredi sözleşmesiyle aynı tarihte düzenlenen 10.08.2017 ödeme tarihli 250.000,00 TL bedelli «bonoda» davacı ve diğer kefilin «aval» veren sıfatıyla imzasının bulunduğu, dava konusu bono metninde ve sözleşmede bononun «teminat bonosu» olduğuna ilişkin bir açıklama bulunmadığı, ancak, bononun genel kredi sözleşmesiyle aynı tarihte düzenlenmiş olması nedeniyle kredi borcuna ilişkin olarak verildiği ve kredi borcunun teminatını oluşturduğuna ilişkin İlk Derece Mahkemesi kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı, davalı tarafın da bononun genel kredi sözleşmesindeki «kefalet» borcu nedeniyle verildiğini kabul ettiği, davacının şirket ortaklığından ayrılmış olmasının başlı başına kefaleti sonlandırıcı bir işlem olmadığı, davacı, kefil olduğu kredi borcunun «son» taksitinin KGF kefaletiyle 2016 yılında kullanılan krediyle kapatıldığını, anılan sözleşmede kefil sıfatıyla imzasının bulunmadığını, kefil olduğu genel kredi sözleşmesindeki borcun sona ermiş olması nedeniyle bononun «bedelsiz» kaldığını ileri sürdüğü, davalının ise genel kredi sözleşmesi kapsamındaki borcun ödenmediğini, KGF kefaleti ile verilen kredinin ... bir kredi olmayıp, önceki kredinin yapılandırılması niteliğinde olduğunu savunduğu, KGF kefaletiyle alınan krediye belgelerine göre, şirketçe 04.04.2017 tarihinde kredi «garanti» fonu kefaletiyle 168.000,00 TL kredinin kullandırılmasının talep edildiği, talep yazısı ve geri ödeme planında davacının imzasının bulunmadığı, dosya kapsamındaki belgelere ve bilirkişi raporuna göre KGF kefaletiyle alınan kredinin ... bir kredi olduğu, bu durumda, davacının kefaleti bulunan genel kredi sözleşmesindeki borcun sona erdiği, ... borç için kefaleti alınmadığından davacının kefil olarak sorumlu olmadığı, dava konusu bononun davacının kefil olduğu 2011 yılında kullanılan genel kredi sözleşmesinin teminatı için verildiği ve bu kapsamında kullanılan kredinin ödenmesi nedeniyle bononun bedelsiz kaldığı, 29.03.2020 tarihli 2325 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının 5 ... maddesinde "Teminat sonrası takip süreçleri Kurum tarafından yapılan tazmin ödemesi «dahil» olmak üzere kredi alacağının tümü üzerinden kredi verenlerce yürütülür.
Benzer bu karardaBölge adliye mahkemesince, İİK 45. maddesi «rehin» ile «teminat» altına alınan alacağın borçlusuna ilişkin düzenlemeyi içerdiği, İİK'nın 45. madde hükmü «ipotek» «kefilin» «kefalet» borcunun da teminatını oluşturmuyor ise kefil hakkında uygulanamayacağı, ipotek belgeleri incelendiğinde ise; ipoteğin ...i'nin taşınmazları üzerinde dava dışı asıl borçlu şirketin KGF'na olan doğmuş ve doğacak borçlarının teminatı olarak tesis edildiği ipotek resmi senetlerinde, ipoteklerin davalı kefilin kefalet borcunun da teminatı olduğuna ilişkin bir hüküm bulunmadığı, taraflar arasında akdedilen kefalet «taahhütnamesinin» teminatlar başlıklı 8. maddesi «müteselsil kefil» sıfatı ile imzası bulunan şahıslar ile birlikte belirtilen menkul ve gayrı menkuller ile kıymetli evrakların teminat olarak verildiği belirtildiği, anılan hükmünde sadece kefalet teminatı yanında ipotek vs. teminatının da verildiği yazılı olup, ipoteklerin kefillerin kefalet borcunu teminat altına aldığına ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığı, bu durumda davalı kefilin kefaletini teminat altına alan herhangi bir ipotek bulunmadığından İİK'nın 45. madde hükmü davalı kefil hakkında uygulanamayacağı ve davalı kefil hakkında davacı tarafından doğrudan «ilamsız icra takibi» başlatılmasında usul ve yasaya aykırılık görülmediği, davacı alacaklının kefilin aleyhine teminatları azalttığı, kefaletin şartlarını ağırlaştırdığı yönünden ise, dava dışı kefilin ipotek verdiği 8 adet taşınmazdan üçü üzerinde bulunan 1.200.000,00 TL limitli ipotek halen devam ettiğinden alacaklı davacının kefilin durumunu ağırlaştırdığından söz edilemeyeceği, asıl borçluya kredi veren banka ile KGF arasındaki sözleşme ile KGF alacaklı bankaya karşı kefilin değil asıl borçlunun borcunu teminat altına aldığı, KGF ile asıl borçlu ve kefiller arasında akdedilen kefalet taahhütnamesi ile ise, KGF bankaya kredi borcunu ödemesi durumunda kendi alacağını teminat altına aldığı nazara alındığında TBK'nın 588. maddesinde düzenlenen ve adi kefalet niteliğindeki kefile kefil ve «rücua» kefil değil «müteselsil kefalet» söz konusu olacağı bu nedenle alacaklının asıl borçlu ile birlikte aynı anda kefile müracaat etmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, dava konusu icra takip dosyasında borçlu olan diğer kefiller ve asıl borçlu şirket, dava tarihinden sonra 19.10.2017 tarihinde icra taahhüdünde bulunmasının borcu sona ermesini yada «yenilenmesini» sonucunu doğurmayacağı, taahhütnamenin 5. madde hükmü gözetilerek akdi ve «temerrüt faiz» oranlarının hesaplamasında aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
… e yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporu ile davacının davalıdan olan alacak miktarının tespit edildiği, davaya dayanak gösterilen sözleşme uyarınca davalının «kefaletine» ilişkin yasal koşulların oluştuğu, asıl kredi borcunun ödenmemesi ve davacının dava dışı banka nezdindeki fon hesabından tahsilat yapılması halinde bu ödemenin davacı tarafından «müteselsil kefil» olan davalı ve diğer kefillerden talep edilebileceği, bu şekilde oluşan «fon alacağının» «ihtara» gerek kalmadan «muaccel» olacağı, «ipoteklerin» asıl borçlunun davacıya olan borçlarının «teminatı» olmak üzere asıl borçlu yararına verildiği, ipoteklerin kefaletin teminatı olmadığı, davalı kefil hakkında icra takibi yapılabileceği gerekçesiyle davanın kabulüne …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:dava konusunun devri · fon alacağı · müteselsil kefalet · itirazın iptali davası · ilamsız icra takibi · rehin · muacceliyet · ipotek
Benzer bu karardaBölge adliye mahkemesince, İİK 45. maddesi «rehin» ile «teminat» altına alınan alacağın borçlusuna ilişkin düzenlemeyi içerdiği, İİK'nın 45. madde hükmü «ipotek» «kefilin» «kefalet» borcunun da teminatını oluşturmuyor ise kefil hakkında uygulanamayacağı, ipotek belgeleri incelendiğinde ise; ipoteğin ...i'nin taşınmazları üzerinde dava dışı asıl borçlu şirketin KGF'na olan doğmuş ve doğacak borçlarının teminatı olarak tesis edildiği ipotek resmi senetlerinde, ipoteklerin davalı kefilin kefalet borcunun da teminatı olduğuna ilişkin bir hüküm bulunmadığı, taraflar arasında akdedilen kefalet «taahhütnamesinin» teminatlar başlıklı 8. maddesi «müteselsil kefil» sıfatı ile imzası bulunan şahıslar ile birlikte belirtilen menkul ve gayrı menkuller ile kıymetli evrakların teminat olarak verildiği belirtildiği, anılan hükmünde sadece kefalet teminatı yanında ipotek vs. teminatının da verildiği yazılı olup, ipoteklerin kefillerin kefalet borcunu teminat altına aldığına ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığı, bu durumda davalı kefilin kefaletini teminat altına alan herhangi bir ipotek bulunmadığından İİK'nın 45. madde hükmü davalı kefil hakkında uygulanamayacağı ve davalı kefil hakkında davacı tarafından doğrudan «ilamsız icra takibi» başlatılmasında usul ve yasaya aykırılık görülmediği, davacı alacaklının kefilin aleyhine teminatları azalttığı, kefaletin şartlarını ağırlaştırdığı yönünden ise, dava dışı kefilin ipotek verdiği 8 adet taşınmazdan üçü üzerinde bulunan 1.200.000,00 TL limitli ipotek halen devam ettiğinden alacaklı davacının kefilin durumunu ağırlaştırdığından söz edilemeyeceği, asıl borçluya kredi veren banka ile KGF arasındaki sözleşme ile KGF alacaklı bankaya karşı kefilin değil asıl borçlunun borcunu teminat altına aldığı, KGF ile asıl borçlu ve kefiller arasında akdedilen kefalet taahhütnamesi ile ise, KGF bankaya kredi borcunu ödemesi durumunda kendi alacağını teminat altına aldığı nazara alındığında TBK'nın 588. maddesinde düzenlenen ve adi kefalet niteliğindeki kefile kefil ve «rücua» kefil değil «müteselsil kefalet» söz konusu olacağı bu nedenle alacaklının asıl borçlu ile birlikte aynı anda kefile müracaat etmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, dava konusu icra takip dosyasında borçlu olan diğer kefiller ve asıl borçlu şirket, dava tarihinden sonra 19.10.2017 tarihinde icra taahhüdünde bulunmasının borcu sona ermesini yada «yenilenmesini» sonucunu doğurmayacağı, taahhütnamenin 5. madde hükmü gözetilerek akdi ve «temerrüt faiz» oranlarının hesaplamasında aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
… e yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporu ile davacının davalıdan olan alacak miktarının tespit edildiği, davaya dayanak gösterilen sözleşme uyarınca davalının «kefaletine» ilişkin yasal koşulların oluştuğu, asıl kredi borcunun ödenmemesi ve davacının dava dışı banka nezdindeki fon hesabından tahsilat yapılması halinde bu ödemenin davacı tarafından «müteselsil kefil» olan davalı ve diğer kefillerden talep edilebileceği, bu şekilde oluşan «fon alacağının» «ihtara» gerek kalmadan «muaccel» olacağı, «ipoteklerin» asıl borçlunun davacıya olan borçlarının «teminatı» olmak üzere asıl borçlu yararına verildiği, ipoteklerin kefaletin teminatı olmadığı, davalı kefil hakkında icra takibi yapılabileceği gerekçesiyle davanın kabulüne …
Dava «konusunun devri» HUMK’un 186 ve HMK’nın 125’inci maddelerinde düzenlenmiş olup, bu durumda uygulanacak usul anılan kanun hükümlerinde düzenlenmiştir.
İşbu dosyada «itirazın iptali davası» bakımından davacı taraf sıfatı sona ermiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/1395 E. 2024/4761 K.
Ortak:müşterek borçlu müteselsil kefil · müteselsil kefil · kefalet · genel kredi sözleşmesi · garantörlük · ihtiyati haciz · kefil · haciz
İncelediğiniz karardaŞti.'nin ortağı olduğunu, 19.09.2011 tarihli «genel kredi sözleşmesi» kapsamında kullanılan krediye «kefil» olduğunu ve aynı tarihli boş bonoyu «müşterek borçlu müteselsil kefil» sıfatıyla imzaladığını, sonra şirket ortaklığından ayrılarak hissesini devrettiğini, borçlu şirketçe kredinin ödendiğini, hatta kredinin «son» ödemesinin Kredi Garanti Fonu (KGF) «kefaletiyle» kullanılan kredi ile kapatıldığını, KGF desteği ile alınan kredinin 12 taksitte geri ödeneceği konusunda anlaşılarak ödemelerin yapılmaya başlandığını, banka ile borçlu şirket arasında müvekkilinin kefili olduğu ve «teminat» bonosunun verdiği genel kredi sözleşmesi kapsamındaki borç sona ermesine rağmen, teminat olarak alınan «bononun» iade edilmediğini, bonoda "bedeli nakden alınmıştır" «kaydı» bulunmasına rağmen, bononun genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak alındığını, 2011 yılında düzenlenen ve diğer unsurları boş olan bononun vadesinin 10.08.2017 olarak yazılması nedeniyle bono vasfını yitirdiğini, «bedelsiz» kalan senedin icra takibine konu edildiğini ileri sürerek, İstanbul Anadolu 4.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde, müvekkili banka ile borçlu şirket arasında imzalanan «genel kredi sözleşmeleri» uyarınca kredi kullandırıldığını, davacının anılan sözleşmelerin «kefili» olduğunu, kredi borcunun eksik ödenmesi nedeniyle 11.08.2017 tarihli ihtarla hesabın kat edildiğini, borcun ödenmemesi üzerine bankaya verilen «bonoya» dayalı olarak «ihtiyati haciz» kararı alınarak takip başlatıldığını, borcun ödendiğinin yazılı belge ile kanıtlanması gerektiğini, ortaklıktan ayrılma ile borcun sona ermediğini, bononun «teminat» niteliğinde olduğunun «yazılı delille ispatı» gerektiğini, takip konusu bononun kredi borcuna karşılık verildiğini ve teminat niteliğinde olmadığını, KGF’den kredi kullanarak bu kapsamda ödemelerin yapıldığı i …
Taşımacılık Ltd.Şti. arasında 19.09.2011 tarihinde 500.000,00 TL tutarında «genel kredi sözleşmesi» imzalandığı, davacı ...'nın bu sözleşmede 500.000,00 TL üzerinden «müteselsil kefil» olarak «kefalet» imzasının bulunduğu,. dava dışı şirkete 12.04.2017 tarihinde 168.000,00 TL tutarında 12 ayda aylık ödemeleri 15.295,93 TL taksitler halinde toplam 183.551,20 TL olarak geri ödenmek şartıyla KGF fonunun kefaletiyle eşit taksitli kredi kullanıldırıldığı, bu kredinin kullanılması ve geri ödeme planında davacı ...'nın imzasının bulunmadığı, ilgili kredinin 151.505,00 TL'sinin KGF tarafından ödendiği, davacının ortaklıktan ayrıldığı tarihten sonraki bir tarihte KGF kefaletiyle kullandırılan ve bu «taahhütnamede» imzası olmayan 168.000,00 TL krediden sorumlu tutulamayacağı gibi 2011 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında da bu borcun değerlendirilemeyeceği, davacının bankacılık uygulamasında alınan munzam (ek) «teminat» olarak alınan senetten dolayı borcunun bulunmadığı, davacının borcunun bulunmadığı yargılamayla tespit edildiğinden «kötü niyet tazminat» talebinin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne davacının İstanbul Anadolu 4.
Benzer bu karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirket ile müvekkili arasında 07.09.2019 tarihinde 1.500.000,00 TL limitli «genel kredi sözleşmesi» akdedilerek davalı asıl borçluya nakdi ve gayri nakdi «ticari kredi» kullandırıldığını, davalı gerçek kişilerin sözleşmeyi «müşterek borçlu müteselsil kefil» olarak imzaladıklarını, kredinin Kredi Garanti Fonu A.Ş. (KGF) «kefaleti» ile alındığını, kullandırılan kredilerin ödenmemesi üzerine hesabın 18.07.2018 tarihinde katedilip Eşkişehir 7.
İş esas sayılı «ihtiyati haciz» kararına dayalı olarak Eskişehir 5.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ile davalılar arasında genel kredi ile «kefalet sözleşmeleri» imzalandığı, bu sözleşme kapsamında davacının davalı asıl borçluya nakdi ve «gayri nakdi kredi» kullandırdığı, kredilerin ödenmemesi üzerine kredi hesabının 18.07.2018 tarihinde katedildiği, davalı «temerrütlerinin» 28.07.2018 tarihinde oluştuğu, kat ihtarında belirtilen alacak miktarlarının taraflar arasında yapılan sözleşme hükümlerine uygun olarak hesap edildiği, kat ihtarında alacağın ödenmemesi üzerine söz konusu alacağın takibe konu edildiği, takipten sonra nakdi kredilerin 389.137,75 TL'sinin KGF tarafından ödendiği, davacının bununla ilgili bir talebinin bulunmadığı, bu ödemeden sonra kalan nakdi alacak kısmı ile gayri nakdi alacakların dava konusu edildiği, davacının davalıdan 78.960,24 TL bakiye nakdi asıl alacağının bulunduğu gibi gayri nakdi alacaklardan 30.750,00 TL'lik «teminat» mektuplarının davacı bankaya iade edildiği, bunlar yönünden davanın konusunun kalmadığı, 108.557,18 TL'lik «teminat mektubunun» ise tazmin edildiği, bakiye 115.026,31 TL gayri nakit alacağın ise davalılar tarafından bankaya «depo» edilmesi gerektiği gerekçeleriyle davanın kısmen kabulü ile Eskişehir 5.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:nakit alacak · gayri nakdi kredi · hesap kat ihtarı · ilamsız takip · kat ihtarı · kefalet sözleşmesi · hesap kat · ticari kredi
Benzer bu kararda… Davalılar vekili cevap dilekçesinde; itirazın iptali davalarında haklılık durumunun takip tarihine göre belirleneceğini, bu kapsamda takipten sonraki tazmin olunan «teminat» mektuplarının yargılamada dikkate alınması gerektiğini, tazmin yolu ile istenen bedel ile «işlemiş faiz» ve vergi alacağı yönünden davanın reddi gerektiğini, «hesap kat ihtarına» müvekkilerince itiraz edildiğini, «ihtarnamedeki» tutar ve faiz oranlarının kesinleşmediğini, taraflar arasındaki ticari ilişkinin ve hesap hareketlerinin «bilirkişi incelemesi» ile ortaya çıkacağını, KGF ödemelerinin göz önüne alınması gerektiğini, davalı gerçek kişi kefillerin, kefilliğe ilişkin yasal şartların oluşmadığını, faiz oranının sözleşmeye uygun olmayıp fahiş olduğunu, takip öncesi faizin oluşmadığını, «icra inkar tazminat» koşullarının da oluşmadığını savunarak davanın reddi ile %20'den aşağı olmamak üzere tazminatın davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ile davalılar arasında genel kredi ile «kefalet sözleşmeleri» imzalandığı, bu sözleşme kapsamında davacının davalı asıl borçluya nakdi ve «gayri nakdi kredi» kullandırdığı, kredilerin ödenmemesi üzerine kredi hesabının 18.07.2018 tarihinde katedildiği, davalı «temerrütlerinin» 28.07.2018 tarihinde oluştuğu, kat ihtarında belirtilen alacak miktarlarının taraflar arasında yapılan sözleşme hükümlerine uygun olarak hesap edildiği, kat ihtarında alacağın ödenmemesi üzerine söz konusu alacağın takibe konu edildiği, takipten sonra nakdi kredilerin 389.137,75 TL'sinin KGF tarafından ödendiği, davacının bununla ilgili bir talebinin bulunmadığı, bu ödemeden sonra kalan nakdi alacak kısmı ile gayri nakdi alacakların dava konusu edildiği, davacının davalıdan 78.960,24 TL bakiye nakdi asıl alacağının bulunduğu gibi gayri nakdi alacaklardan 30.750,00 TL'lik «teminat» mektuplarının davacı bankaya iade edildiği, bunlar yönünden davanın konusunun kalmadığı, 108.557,18 TL'lik «teminat mektubunun» ise tazmin edildiği, bakiye 115.026,31 TL gayri nakit alacağın ise davalılar tarafından bankaya «depo» edilmesi gerektiği gerekçeleriyle davanın kısmen kabulü ile Eskişehir 5.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirket ile müvekkili arasında 07.09.2019 tarihinde 1.500.000,00 TL limitli «genel kredi sözleşmesi» akdedilerek davalı asıl borçluya nakdi ve gayri nakdi «ticari kredi» kullandırıldığını, davalı gerçek kişilerin sözleşmeyi «müşterek borçlu müteselsil kefil» olarak imzaladıklarını, kredinin Kredi Garanti Fonu A.Ş. (KGF) «kefaleti» ile alındığını, kullandırılan kredilerin ödenmemesi üzerine hesabın 18.07.2018 tarihinde katedilip Eşkişehir 7.
İcra Müdürlüğünün 2018/7767 E. sayılı dosyası ile «ilamsız takip» yapıldığını, ödeme emrine borçluların haksız itirazı üzerine takibin durduğunu, takipten sonra takip konusu «teminat» mektuplarından 108.557,18 TL'lik kısmının tazmin olunduğunu, 07.03.2019 tarihinde Kredi Garanti Fonu A.Ş. tarafından 389.137,75 TL ödeme yapıldığını, bu ödeme düşüldüğünde davacının 86.639,58 TL «asıl alacak», 108.557,18 TL tazmin olunan teminat mektup bedeli, 130.708,47 TL «işlemiş faiz», BSMV ve takip «masrafları» olmak üzere toplamda 325.945,23 TL alacağı bulunduğunu ileri sürerek borçluların takibe yaptıkların iptali ile takibin devamına, %20'den az olmamak üzere «icra inkar tazminatının» davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/1938 E. 2024/4670 K.
Ortak:müşterek borçlu müteselsil kefil · müteselsil kefil · genel kredi sözleşmesi · garantörlük · kefil · kredi sözleşmesi · teminat
İncelediğiniz karardaŞti.'nin ortağı olduğunu, 19.09.2011 tarihli «genel kredi sözleşmesi» kapsamında kullanılan krediye «kefil» olduğunu ve aynı tarihli boş bonoyu «müşterek borçlu müteselsil kefil» sıfatıyla imzaladığını, sonra şirket ortaklığından ayrılarak hissesini devrettiğini, borçlu şirketçe kredinin ödendiğini, hatta kredinin «son» ödemesinin Kredi Garanti Fonu (KGF) «kefaletiyle» kullanılan kredi ile kapatıldığını, KGF desteği ile alınan kredinin 12 taksitte geri ödeneceği konusunda anlaşılarak ödemelerin yapılmaya başlandığını, banka ile borçlu şirket arasında müvekkilinin kefili olduğu ve «teminat» bonosunun verdiği genel kredi sözleşmesi kapsamındaki borç sona ermesine rağmen, teminat olarak alınan «bononun» iade edilmediğini, bonoda "bedeli nakden alınmıştır" «kaydı» bulunmasına rağmen, bononun genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak alındığını, 2011 yılında düzenlenen ve diğer unsurları boş olan bononun vadesinin 10.08.2017 olarak yazılması nedeniyle bono vasfını yitirdiğini, «bedelsiz» kalan senedin icra takibine konu edildiğini ileri sürerek, İstanbul Anadolu 4.
Taşımacılık Ltd.Şti. arasında 19.09.2011 tarihinde 500.000,00 TL tutarında «genel kredi sözleşmesi» imzalandığı, davacı ...'nın bu sözleşmede 500.000,00 TL üzerinden «müteselsil kefil» olarak «kefalet» imzasının bulunduğu,. dava dışı şirkete 12.04.2017 tarihinde 168.000,00 TL tutarında 12 ayda aylık ödemeleri 15.295,93 TL taksitler halinde toplam 183.551,20 TL olarak geri ödenmek şartıyla KGF fonunun kefaletiyle eşit taksitli kredi kullanıldırıldığı, bu kredinin kullanılması ve geri ödeme planında davacı ...'nın imzasının bulunmadığı, ilgili kredinin 151.505,00 TL'sinin KGF tarafından ödendiği, davacının ortaklıktan ayrıldığı tarihten sonraki bir tarihte KGF kefaletiyle kullandırılan ve bu «taahhütnamede» imzası olmayan 168.000,00 TL krediden sorumlu tutulamayacağı gibi 2011 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında da bu borcun değerlendirilemeyeceği, davacının bankacılık uygulamasında alınan munzam (ek) «teminat» olarak alınan senetten dolayı borcunun bulunmadığı, davacının borcunun bulunmadığı yargılamayla tespit edildiğinden «kötü niyet tazminat» talebinin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne davacının İstanbul Anadolu 4.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, davalı ile dava dışı şirket arasında 19.09.2011 tarihinde «genel kredi sözleşmesi» imzalandığı, davacının 500.000,00 TL limitle «kefil» olduğu, genel kredi sözleşmesiyle aynı tarihte düzenlenen 10.08.2017 ödeme tarihli 250.000,00 TL bedelli «bonoda» davacı ve diğer kefilin «aval» veren sıfatıyla imzasının bulunduğu, dava konusu bono metninde ve sözleşmede bononun «teminat bonosu» olduğuna ilişkin bir açıklama bulunmadığı, ancak, bononun genel kredi sözleşmesiyle aynı tarihte düzenlenmiş olması nedeniyle kredi borcuna ilişkin olarak verildiği ve kredi borcunun teminatını oluşturduğuna ilişkin İlk Derece Mahkemesi kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı, davalı tarafın da bononun genel kredi sözleşmesindeki «kefalet» borcu nedeniyle verildiğini kabul ettiği, davacının şirket ortaklığından ayrılmış olmasının başlı başına kefaleti sonlandırıcı bir işlem olmadığı, davacı, kefil olduğu kredi borcunun «son» taksitinin KGF kefaletiyle 2016 yılında kullanılan krediyle kapatıldığını, anılan sözleşmede kefil sıfatıyla imzasının bulunmadığını, kefil olduğu genel kredi sözleşmesindeki borcun sona ermiş olması nedeniyle bononun «bedelsiz» kaldığını ileri sürdüğü, davalının ise genel kredi sözleşmesi kapsamındaki borcun ödenmediğini, KGF kefaleti ile verilen kredinin ... bir kredi olmayıp, önceki kredinin yapılandırılması niteliğinde olduğunu savunduğu, KGF kefaletiyle alınan krediye belgelerine göre, şirketçe 04.04.2017 tarihinde kredi «garanti» fonu kefaletiyle 168.000,00 TL kredinin kullandırılmasının talep edildiği, talep yazısı ve geri ödeme planında davacının imzasının bulunmadığı, dosya kapsamındaki belgelere ve bilirkişi raporuna göre KGF kefaletiyle alınan kredinin ... bir kredi olduğu, bu durumda, davacının kefaleti bulunan genel kredi sözleşmesindeki borcun sona erdiği, ... borç için kefaleti alınmadığından davacının kefil olarak sorumlu olmadığı, dava konusu bononun davacının kefil olduğu 2011 yılında kullanılan genel kredi sözleşmesinin teminatı için verildiği ve bu kapsamında kullanılan kredinin ödenmesi nedeniyle bononun bedelsiz kaldığı, 29.03.2020 tarihli 2325 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının 5 ... maddesinde "Teminat sonrası takip süreçleri Kurum tarafından yapılan tazmin ödemesi «dahil» olmak üzere kredi alacağının tümü üzerinden kredi verenlerce yürütülür.
Benzer bu karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili banka ile davalı Şirket arasında «genel kredi sözleşmesi» imzalandığını, diğer davalının genel kredi sözleşmesini «müteselsil kefil» sıfatıyla imzalandığını, davalıların genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcunu ödememesi üzerine müvekkilince davalılar aleyhine «ilamsız icra takibine» girişildiğini, takibin davalıların itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek itirazın iptaline ve icra inkâr tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmesini ta …
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dışı «üçüncü kişinin», davacı banka ile davalı asıl borçlu arasında imzalanan «genel kredi sözleşmesinin» «teminatı» olmak üzere adına tescilli taşınmazı davacı banka lehine 400.00,00 TL bedelle «ipotek» ettirdiği, davacı bankanın işbu davaya da konu olan aynı alacak için asıl borçlu lehine «ipoteğin paraya çevrilmesi» yoluyla takip başlattığı, hükme esas alınan bilirkişi raporu uyarınca iş bu davaya konu borcun ipotek tutarından daha az olduğu, alacağın ipotek ile karşılanmasının mümkün olduğunun açıkça belli olduğu, bu nedenle davacının davalı asıl borçlu Şirket hakkında başlattığı «ilamsız icra takibinin» 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 45 inci maddesi uyarınca haksız olduğu, davacının davalı «kefil» hakkında takip yapmasında ise bir usulsüzlük bulunmadığı gerekçesiyle davalı Şirket hakkındaki davanın reddine, davalı Şahıs hakkındaki davanın ise kısmen kabulü ile davalı Şahsın takibe vaki itirazının kısmen iptali ile takibin 121.707,92 TL «asıl alacak», 7.052,57 TL «işlemiş faiz», 83,27 TL BSMV ve 288,91 TL «masraf» olmak üzere toplam 129.132,67 TL üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin ve koşulları oluşmayan «icra inkar tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
Şti. nin kullandığı KGF «teminatlı» «ticari kredi» olup, diğer davalı ...'un da, müşterek borçlu ve «müteselsil kefil» olduğunu, dava konusu kredinin süresinde ödenmemesi nedeniyle 330.968,17 TL bedelli «hesap kat ihtarnamesi» gönderildiği ve tebliğ edildiğini, borçluların ihtarnameye, faize ve borç bakiyesine itiraz etmediklerini, davalı ... yönünden verilen kararın, bilirkişinin hesaplama hatasından kaynaklanan fark dışında, hukuka uygun olduğunu, takip talebinde ve ihtarnamede yer alan «asıl alacak» 122.002,53 TL iken, yerel mahkemece bilirkişi raporuna göre 121.707,92 TL hesaplama yapıldığını, bu farkın mahkemece düzeltilebileceğini, davalı şirket yönünden 2004 sayılı Kanun'un 45 inci maddesine aykırılık bulunmadığını, yasanın tanıdığı bir istisna söz konusu olduğunu, borçlu şirketin ihatarnamede yer alan diğer riskleri dikkate alındığında alacağın tahsili için teminat yeterli olmayıp, ilamsız takibe ihtiyaç bulunduğunu, kaldı ki, itirazın iptali istenen ve diğer risklerden bağımsız olarak icra takibine konulan kredinin KGF (=Kredi Garanti Fonu) teminatlı olduğunu, KGF teminatlı kredilerin kamusal yönü de söz konusu olup, (Başbakanlık Hazine Müşteşarlığı yönetiminde) alacaklı Bankanın inisiyatifinde bir durum bulunmadığını, borçlular (asıl borçlu ve kefili) hakkında takip başlatılması, «takip talebi» ve «ödeme emrinin» onaylı örneklerinin KGF'na «teslim» edilmesi gerektiğini, dosyaya sunulan Yargıtay kararlarının da açıklamaları desteklediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hesap kat ihtarnamesi · takip talebi · mükerrer tahsilat · kat ihtarnamesi · ödeme emri · ipoteğin paraya çevrilmesi · hesap kat · ticari kredi
Benzer bu karardaŞti. nin kullandığı KGF «teminatlı» «ticari kredi» olup, diğer davalı ...'un da, müşterek borçlu ve «müteselsil kefil» olduğunu, dava konusu kredinin süresinde ödenmemesi nedeniyle 330.968,17 TL bedelli «hesap kat ihtarnamesi» gönderildiği ve tebliğ edildiğini, borçluların ihtarnameye, faize ve borç bakiyesine itiraz etmediklerini, davalı ... yönünden verilen kararın, bilirkişinin hesaplama hatasından kaynaklanan fark dışında, hukuka uygun olduğunu, takip talebinde ve ihtarnamede yer alan «asıl alacak» 122.002,53 TL iken, yerel mahkemece bilirkişi raporuna göre 121.707,92 TL hesaplama yapıldığını, bu farkın mahkemece düzeltilebileceğini, davalı şirket yönünden 2004 sayılı Kanun'un 45 inci maddesine aykırılık bulunmadığını, yasanın tanıdığı bir istisna söz konusu olduğunu, borçlu şirketin ihatarnamede yer alan diğer riskleri dikkate alındığında alacağın tahsili için teminat yeterli olmayıp, ilamsız takibe ihtiyaç bulunduğunu, kaldı ki, itirazın iptali istenen ve diğer risklerden bağımsız olarak icra takibine konulan kredinin KGF (=Kredi Garanti Fonu) teminatlı olduğunu, KGF teminatlı kredilerin kamusal yönü de söz konusu olup, (Başbakanlık Hazine Müşteşarlığı yönetiminde) alacaklı Bankanın inisiyatifinde bir durum bulunmadığını, borçlular (asıl borçlu ve kefili) hakkında takip başlatılması, «takip talebi» ve «ödeme emrinin» onaylı örneklerinin KGF'na «teslim» edilmesi gerektiğini, dosyaya sunulan Yargıtay kararlarının da açıklamaları desteklediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
… e; müvekkillerinin davaya konu kredi borçlarını yaşamış oldukları ekonomik sıkıntılar nedeniyle ödeyemediklerini, davacı bankanın bunun üzerine müvekkillerine karşı «ipoteğin paraya çevrilmesi» yoluyla takip yapıp «ipotekli» taşınmazı alacağına mahsuben satın aldığını ve böylece tüm alacağını tahsil ettiğini, davacının kötü niyetli olarak «mükerrer tahsilat» yapmak amacıyla davaya konu takibi başlattığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dışı «üçüncü kişinin», davacı banka ile davalı asıl borçlu arasında imzalanan «genel kredi sözleşmesinin» «teminatı» olmak üzere adına tescilli taşınmazı davacı banka lehine 400.00,00 TL bedelle «ipotek» ettirdiği, davacı bankanın işbu davaya da konu olan aynı alacak için asıl borçlu lehine «ipoteğin paraya çevrilmesi» yoluyla takip başlattığı, hükme esas alınan bilirkişi raporu uyarınca iş bu davaya konu borcun ipotek tutarından daha az olduğu, alacağın ipotek ile karşılanmasının mümkün olduğunun açıkça belli olduğu, bu nedenle davacının davalı asıl borçlu Şirket hakkında başlattığı «ilamsız icra takibinin» 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 45 inci maddesi uyarınca haksız olduğu, davacının davalı «kefil» hakkında takip yapmasında ise bir usulsüzlük bulunmadığı gerekçesiyle davalı Şirket hakkındaki davanın reddine, davalı Şahıs hakkındaki davanın ise kısmen kabulü ile davalı Şahsın takibe vaki itirazının kısmen iptali ile takibin 121.707,92 TL «asıl alacak», 7.052,57 TL «işlemiş faiz», 83,27 TL BSMV ve 288,91 TL «masraf» olmak üzere toplam 129.132,67 TL üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin ve koşulları oluşmayan «icra inkar tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/5111 E. , 2024/1488 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI 2019/2170 Esas, 2022/577 Karar
DAVA TARİHİ
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2017/1046 E., 2019/666 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 27.12.2007-25.07.2014 tarihleri arasında dava dışı ... Taşımacılık İnş. Oto. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin ortağı olduğunu, 19.09.2011 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullanılan krediye kefil olduğunu ve aynı tarihli boş bonoyu müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, sonra şirket ortaklığından ayrılarak hissesini devrettiğini, borçlu şirketçe kredinin ödendiğini, hatta kredinin son ödemesinin Kredi Garanti Fonu (KGF) kefaletiyle kullanılan kredi ile kapatıldığını, KGF desteği ile alınan kredinin 12 taksitte geri ödeneceği konusunda anlaşılarak ödemelerin yapılmaya başlandığını, banka ile borçlu şirket arasında müvekkilinin kefili olduğu ve teminat bonosunun verdiği genel kredi sözleşmesi kapsamındaki borç sona ermesine rağmen, teminat olarak alınan bononun iade edilmediğini, bonoda "bedeli nakden alınmıştır" kaydı bulunmasına rağmen, bononun genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak alındığını, 2011 yılında düzenlenen ve diğer unsurları boş olan bononun vadesinin 10.08.2017 olarak yazılması nedeniyle bono vasfını yitirdiğini, bedelsiz kalan senedin icra takibine konu edildiğini ileri sürerek, İstanbul Anadolu 4.
İcra Müdürlüğünün 2017/20914 sayılı icra takibinin durdurulmasına, icra takibine yatırılan paranın davalı tarafa ödenmemesine, takip nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde, müvekkili banka ile borçlu şirket arasında imzalanan genel kredi sözleşmeleri uyarınca kredi kullandırıldığını, davacının anılan sözleşmelerin kefili olduğunu, kredi borcunun eksik ödenmesi nedeniyle 11.08.2017 tarihli ihtarla hesabın kat edildiğini, borcun ödenmemesi üzerine bankaya verilen bonoya dayalı olarak ihtiyati haciz kararı alınarak takip başlatıldığını, borcun ödendiğinin yazılı belge ile kanıtlanması gerektiğini, ortaklıktan ayrılma ile borcun sona ermediğini, bononun teminat niteliğinde olduğunun yazılı delille ispatı gerektiğini, takip konusu bononun kredi borcuna karşılık verildiğini ve teminat niteliğinde olmadığını, KGF’den kredi kullanarak bu kapsamda ödemelerin yapıldığı iddiasının doğru olmadığını, KGF’nin kredi kullandıran bir kurum olmayıp, teminat yetersizliği nedeniyle kredi alamayan KOBİ’lere kefil olduğunu, KGF'den kredi kullanılarak genel kredi sözleşmesinin sonlandırılması gibi bir durumun söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ... ile dava dışı asıl borçlu ... Taşımacılık Ltd.Şti. arasında 19.09.2011 tarihinde 500.000,00 TL tutarında genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davacı ...'nın bu sözleşmede 500.000,00 TL üzerinden müteselsil kefil olarak kefalet imzasının bulunduğu,. dava dışı şirkete 12.04.2017 tarihinde 168.000,00 TL tutarında 12 ayda aylık ödemeleri 15.295,93 TL taksitler halinde toplam 183.551,20 TL olarak geri ödenmek şartıyla KGF fonunun kefaletiyle eşit taksitli kredi kullanıldırıldığı, bu kredinin kullanılması ve geri ödeme planında davacı ...'nın imzasının bulunmadığı, ilgili kredinin 151.505,00 TL'sinin KGF tarafından ödendiği, davacının ortaklıktan ayrıldığı tarihten sonraki bir tarihte KGF kefaletiyle kullandırılan ve bu taahhütnamede imzası olmayan 168.000,00 TL krediden sorumlu tutulamayacağı gibi 2011 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında da bu borcun değerlendirilemeyeceği, davacının bankacılık uygulamasında alınan munzam (ek) teminat olarak alınan senetten dolayı borcunun bulunmadığı, davacının borcunun bulunmadığı yargılamayla tespit edildiğinden kötü niyet tazminat talebinin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne davacının İstanbul Anadolu 4.
İcra Müdürlüğünün 2017/20914 sayılı takip dosyasında davalıya borcunun olmadığının tespitine davacı tarafın kötü niyet tazminatının reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf başvru dilekçesinde özetle, bedelsiz bononun takibe konulmasından dolayı davalı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilmesi gerektiğin belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; KGF mevzuatına aykırı düzenlenen ve denetime elverişli olmayan bilirkişi raporuna yönelik itirazlarının değerlendirilmeden ve ek rapor alınmadan verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, takip konusu bononun teminat bonosu olmadığını, borca karşılık alındığını, teminat senedi iddiasının yazılı delille kanıtlanmadığını, bilirkişi raporundaki, “12.04.2017 tarihinde KGF kefaleti ile kullandırılan kredinin ... bir kredi olarak değerlendirilmesi ve bu kredinin kullandırılması ve geri ödeme planında davacının imzasının bulunmadığı, ilgili kredinin KGF tarafından ödendiği, davacının ortaklıktan ayrıldığı tarihten sonraki bir tarihte KGF kefaletiyle kullandırılan krediden sorumlu tutulamayacağı“ görüşünün mevzuata aykırı olduğunu, bu kredinin ...
bir kredi olmayıp 19.09.2011 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılmış kredinin yapılandırılması niteliğinde olduğunu, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi gereği yapıldığını, Kararnamede kefillerin imzası yönünden bir zorunluluk getirilmediğini, Kararname gereği yapılan ödeme takviminde borçlu ve kefillerin sorumluluğunun artırılmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, davalı ile dava dışı şirket arasında 19.09.2011 tarihinde genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davacının 500.000,00 TL limitle kefil olduğu, genel kredi sözleşmesiyle aynı tarihte düzenlenen 10.08.2017 ödeme tarihli 250.000,00 TL bedelli bonoda davacı ve diğer kefilin aval veren sıfatıyla imzasının bulunduğu, dava konusu bono metninde ve sözleşmede bononun teminat bonosu olduğuna ilişkin bir açıklama bulunmadığı, ancak, bononun genel kredi sözleşmesiyle aynı tarihte düzenlenmiş olması nedeniyle kredi borcuna ilişkin olarak verildiği ve kredi borcunun teminatını oluşturduğuna ilişkin İlk Derece Mahkemesi kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı, davalı tarafın da bononun genel kredi sözleşmesindeki kefalet borcu nedeniyle verildiğini kabul ettiği, davacının şirket ortaklığından ayrılmış olmasının başlı başına kefaleti sonlandırıcı bir işlem olmadığı, davacı, kefil olduğu kredi borcunun son taksitinin KGF kefaletiyle 2016 yılında kullanılan krediyle kapatıldığını, anılan sözleşmede kefil sıfatıyla imzasının bulunmadığını, kefil olduğu genel kredi sözleşmesindeki borcun sona ermiş olması nedeniyle bononun bedelsiz kaldığını ileri sürdüğü, davalının ise genel kredi sözleşmesi kapsamındaki borcun ödenmediğini, KGF kefaleti ile verilen kredinin ...
bir kredi olmayıp, önceki kredinin yapılandırılması niteliğinde olduğunu savunduğu, KGF kefaletiyle alınan krediye belgelerine göre, şirketçe 04.04.2017 tarihinde kredi garanti fonu kefaletiyle 168.000,00 TL kredinin kullandırılmasının talep edildiği, talep yazısı ve geri ödeme planında davacının imzasının bulunmadığı, dosya kapsamındaki belgelere ve bilirkişi raporuna göre KGF kefaletiyle alınan kredinin ... bir kredi olduğu, bu durumda, davacının kefaleti bulunan genel kredi sözleşmesindeki borcun sona erdiği, ... borç için kefaleti alınmadığından davacının kefil olarak sorumlu olmadığı, dava konusu bononun davacının kefil olduğu 2011 yılında kullanılan genel kredi sözleşmesinin teminatı için verildiği ve bu kapsamında kullanılan kredinin ödenmesi nedeniyle bononun bedelsiz kaldığı, 29.03.2020 tarihli 2325 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının 5 ...
maddesinde "Teminat sonrası takip süreçleri Kurum tarafından yapılan tazmin ödemesi dahil olmak üzere kredi alacağının tümü üzerinden kredi verenlerce yürütülür. Kurum tarafından yapılan tazmin ödemeleri, kredi verenlerce alacağın tümü üzerinden yürütülen takip işlemlerinde takibe konu alacak miktarını düşürmez" hükmü uyarınca kredi borçlusunun, KGF tarafından yapılan ödemenin takip borcundan düşülmesini isteyemeyeceği, bu nedenle KGF'nin yaptığı ödemeler dikkate alınmadan karar verilmesi gerektiği, ancak bunun uygulanabilmesi için davacının borçtan sorumlu olması gerektiği, bononun teminatını oluşturduğu genel kredi sözleşmesi borcu ödendiğinden, 168.000,00 TL'lik KGF kefaletiyle kullandırılan kredinin ...
bir kredi sözleşmesi olması ve davalının 168.000,00 TL'lik kredinin önceki kredinin yapılandırılmasına ilişkin olduğuna dair sözleşme veya kanıt sunulmaması nedeniyle, İlk Derece Mahkemesi kararında bir isabetsizlik bulunmadığı, davalı vekilinin bilirkişi raporuna yönelik itirazların somut bir nedene dayanmadığı, genel olarak bononun teminat bonosu olmadığı kayıtsız şartsız borç ikrarı içerdiği, KGF kefaleti ile kullanılan kredinin ... bir kredi olmayıp 19.09.2011 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan kredinin yapılandırılması niteliğinde olması nedeniyle kefalet borcunun devam ettiğine, KGF kefaletiyle kullandırılan kredinin önceki kredinin yapılandırılmasına ilişkin olduğunun ileri sürüldüğü, ancak davalı tarafından, sonraki tarihli kredinin yapılandırma niteliğinde olduğuna ilişkin hiçbir kanıt sunulmadığı, kullandırılan bu krediyle önceki kredi borcunun ödenerek sonlandırılmış olmasının, yapılandırma anlamına gelmediği, takip haksız olmasına rağmen davalının kötü niyetli olmadığı, taraflar arasında genel kredi sözleşmesi ve kambiyo hukuku ilişkisi bulunması nedeniyle borcun varlığı ve miktarının yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde istinaf aşamasındaki itirazını yineleyerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, istinaf aşamasındaki itirazlarını yineleyerek, dava dışı şirkete KGF kredisi kullandırıldıktan sonra, borçluya nakit kredi kullandırılmaksızın cari kredi hesaplarına aktarım yapıldığını, borç ödemeleri için kullandırıldığını, ... bir kredi olmadığını, ... bir kredi olduğu varsayılsa dahi 2011 tarihli genel kredi sözleşmesine istinaden kullandırıldığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, genel kredi sözleşmesi kapsamında alınan bonodan dolayı başlatılan icra takibinden dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri.
2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1020286800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz