Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/12054 E. 2014/3113 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
satış vaadi sözleşmesi↗ tapu iptali ve tescil↗ rücuen tahsil↗ usuli kazanılmış hak↗ sözleşmenin feshi↗ sözleşmeye aykırılık↗ cezai şart↗ iş bölümü↗ kazanılmış hak↗ rücu↗ muvafakat↗ sebepsiz zenginleşme↗ iflas↗ taahhütname↗ kusur↗ eksik inceleme↗ dahili dava↗ teminat↗ teslim↗ kesin hüküm↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, Dairemize ait 25.05.2006 tarihli ilama dayanılarak, 21/04/1989 tarih ve 35979 no'lu satış vaadi sözleşmesinin içeriği itibariyle teminat sözleşmesi niteliğinde olup, bu sözleşmeye göre taahhüt altına giren tarafların davacı ile dava dışı […] İnşaat A.Ş. olduğu, davalı şirketin ise taşınmaz inşasına ve teslimine ilişkin bağımsız bir taahhütte bulunmayıp, dava dışı E. İnşaat A.Ş.'nin bu edimine muvafakat eden konumunda olduğu, taraflar arasındaki sözleşmelere bakıldığında cezai şart dahil olmak üzere davacı bankaya mali sorumluluk gerektiren bütün taahhütlerin dava dışı müflis E. İnş. A.Ş. tarafından bizatihi verilmiş bulunduğu, davalı şirketin inşaatın yapılmamasından dolayı meydana gelen davacı zararı yönünden hiçbir kusurunun ve hukuki bir sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışından kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Ancak,davalı ile dava dışı E. İnş. A.Ş. arasındaki 21.09.1988 tarihli gayrimenkul satış vaadi ve inşaat sözleşmesi ile davalının arsa maliki bulunduğu yerde inşa edilecek bağımsız bölümlerin %50 oranına göre paylaşılması kararlaştırılmış, davacı ile dava dışı E. İnş. A.Ş. arasında imzalanan 21.04.1989 tarihli sözleşme ile E. A.Ş., ilk sözleşmede kendisine isabet edecek bağımsız bölümlerden 39 adedini davacıya devretmeyi taahhüt etmiş, davalı da bu sözleşmede E. A.Ş.'nin edimine muvafakat eden sıfatıyla yer almıştır. Daha sonra davacı, davalı ve E. İnş. A.Ş. arasında, bahse konu tüm bağımsız bölümlerin satışı ve pazarlanması için 24.10.1989 tarihli sözleşme imzalanmış, davacı da bu sözleşmeye dayanarak proje üzerinden bağımsız bölümleri müşterilere satmaya başlamış, yüklenicinin iflas etmesi ve davalı tarafından açılan sözleşmenin feshi ve tapu iptali ve tescil davalarının kabulle sonuçlanmasının ardından, müşterilerce davacı aleyhine açılan tazminat davaları kabul edilerek kesinleşmiş, davacı da anılan davalarda ödediği bedelleri sözleşmeye aykırılık iddiasına dayanarak, işbu davada davalı arsa malikinden rücuen tahsilini istemiştir. Mahkemece davalının sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca zarardan sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne dair tesis edilen hüküm, Dairemizce böyle bir davada kusurun kimde olduğunun, üçüncü kişilerin davacıyı tazminata mahkum ettirdikleri satışa konu bağımsız bölümlerin kime bırakıldığının araştırılması suretiyle tespit edilmesi ve rücu sorumlusunun satışa konu iş yeri bazında ferden belirlenmesi için bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyulduktan sonra bozma ilamında istenen araştırma yapılmadan, sadece İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22.03.2007 gün ve 1999/645 E.-2007/99 K. sayılı ilamı ile İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03.05.2010 gün ve 2004/297 E.-2010/149 K. sayılı ilamına dayanılarak, yukarıda özet kısmında yazılı gerekçeler ile davanın reddine karar verilmiştir. Oysa bozmaya uyulmakla taraflar yararına meydana gelen usulü kazanılmış hak gereği, bozma ilamında belirtilen araştırma ve değerlendirmenin yapılması zorunlu olduğu gibi, mahkemenin dayandığı İstanbul 9. ve 1. Asliye Ticaret Mahkemesi kararlarından anlaşılabildiği kadarıyla, her iki davanın konusunu da 21.04.1989 tarihli sözleşmede belirtilen 39 adet bağımsız bölüm arasında yer alan taşınmazlar oluşturmaktadır. Bu durumda anılan ilamlarda yazılı gerekçeler, bu bağımsız bölümler için taraflar arasında kesin hüküm teşkil ederse de, 21.04.1989 tarihli sözleşmenin konusunu oluşturmayan ve mülkiyeti davalıya ve dava dışı E. İnş. A.Ş.'ye bırakılan bağımsız bölümler için ayrıca bir değerlendirmenin yapılması gerektiği tabiidir.
Bu durum karşısında mahkemece, özellikle taraflar arasındaki 24.10.1989 tarihli üçlü sözleşme hükümleri değerlendirilerek, bozma ilamının gereğinin yerine getirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/5782 E. 2023/6580 K.
Ortak:satış vaadi sözleşmesi · usuli kazanılmış hak · sözleşmenin feshi · sözleşmeye aykırılık · cezai şart · iş bölümü · kazanılmış hak · rücu · dava şartı
İncelediğiniz kararda… lanması için 24.10.1989 tarihli sözleşme imzalanmış, davacı da bu sözleşmeye dayanarak proje üzerinden bağımsız bölümleri müşterilere satmaya başlamış, yüklenicinin «iflas» etmesi ve davalı tarafından açılan «sözleşmenin feshi» ve tapu iptali ve tescil davalarının kabulle sonuçlanmasının ardından, müşterilerce davacı aleyhine açılan tazminat davaları kabul edilerek kesinleşmiş, davacı da anılan davalarda ödediği bedelleri «sözleşmeye aykırılık» iddiasına dayanarak, işbu davada davalı arsa malikinden «rücuen tahsilini» istemiştir.
Oysa bozmaya uyulmakla taraflar yararına meydana gelen «usulü kazanılmış hak» gereği, bozma ilamında belirtilen araştırma ve değerlendirmenin yapılması zorunlu olduğu gibi, mahkemenin dayandığı İstanbul 9. ve 1.
Mahkemece, Dairemize ait 25.05.2006 tarihli ilama dayanılarak, 21/04/1989 tarih ve 35979 no'lu «satış vaadi sözleşmesinin» içeriği itibariyle «teminat» sözleşmesi niteliğinde olup, bu sözleşmeye göre «taahhüt» altına giren tarafların davacı ile dava dışı Müflis E.
Benzer bu kararda… kurulduğunu, üçüncü kişilerin davacıyı tazminata mahkum ettirdikleri satışa konu bağımsız bölümlerin kime bırakıldığının araştırılması suretiyle tespit edilmesi ve «rücu» sorumlusunun satışa konu iş yeri bazında ferden belirlenmesi gerektiğini, Mahkemece taraflar arasındaki satış ve pazarlama sözleşmesi görmezden gelindiğini, davanın «sebepsiz zenginleşmeden» kaynaklandığı belirtilerek, taraflar arasındaki sözleşmeler, uygulamalar ve vakanın bütünlüğü dikkate alınmadığını, davacı alacağının sözleşmeye dayalı olduğunu, 24.10.1989 tarihli satış ve pazarlama sözleşmesi gereğince davalının davacıya karşı sorumluluğu bulunduğunu, sözleşme ile davacı tarafından pazarlaması üstlenilen taşınmazların bir kısmının davalıya ait olduğunu, bu sözleşme ile davacının bağımsız «bölüm» malikleri adına vekâleten hareket etmesi, ancak satış işleminin sonuçlarının, bağımsız bölüm malikleri nezdinde doğacağı kararlaştırıldığını, sözleşmenin 2 ve 3 üncü maddesindeki düzenlemelerin, davacının bağımsız bölüm maliki/satıcı taraflar adına, bağımsız bölüm alıcılarına karşı vekâleten hareket ettiğini açıkça düzenlediğini, satılan bağımsız bölümün «teslim» edilememesinden kaynaklanan zararın öncelikle malike ait olduğu, vekilin bu nedenle uğradığı zararları malike «rücu hakkının» bulunduğunun kabulü için düzenlemeye ihtiyaç bulunmadığını, kaldı ki sözleşmede bu hususun “Taraflar (davalı) kendilerine ait bağımsız bölümlerle hissedarı bulundukları ortak yerlerin satış işlemlerinin gerektirdiği tüm Bankacılık hizmetleri «satış sözleşmelerinin» akdi, tapudaki işlemlerin tekemmülü, gerekli sözleşmelerin yapılması, satış hasılatının proje hesabında toplanması, izharat ve «istihkakların» tetkiki ve onayı Banka tarafından gerçekleştirilecektir.
Akit tarafa karşı sorumluluğu da bu sözleşme hükümleri ile sınırlıdır." şeklinde düzenlendiğini, dolayısıyla müşterilere karşı satış ve «taahhütler» hakkındaki tüm sorumluluğun, (müşterilerle kurulacak dış ilişkide Banka adına olsa da) davalı, ... ve Banka arasındaki iç ilişkide bağımsız «bölüm» maliklerine ait olacağını, davalıya ait bağımsız bölüm satışları nedeniyle uğranılan zarardan sorumluluğun davalıya ait olduğunu ve davacının uğradığı zarar nedeniyle «rücu hakkı» bulunduğunu, Mahkemece, davalının maliki olduğu, satılan ancak «teslim» edilemeyen bağımsız bölümlere ilişkin tüm sorumluluğuna ilişkin tüm sözleşme hükümleri göz ardı edildiğini, bilirkişi raporlarıyla davalının sorumsuzluğuna ve «kusura» dayalı sorumsuzluk nedenlerine dair soyut tartışmalar yapılmak suretiyle, dosya kapsamındaki delillere aykırı hüküm kurulmasının zemini hazırlandığını, davalının, kendisine ait bağımsız bölüm nedeniyle müşteriye verilen taahhütten kendisi sorumlu olacağını bu sorumluluğun kusur şartına bağlı olmadığını, dava dışı ...'nın «eser sözleşmesi» ile üstlendiği yükümlülüğünü yerine getirmemesi, davalıya uğradığı zarar nedeniyle ...'ya rücu hakkı vereceğini ancak bu durum davalının, pazarlama ve «satış sözleşmesi» nedeniyle davacıya karşı sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını, davalının, davacının zararından sorumlu tutulabilmesi için bir sözleşme hükmüne de ihtiyaç bulunma …
… ile somut olayda davacı bankanın tazminat ödemiş olduğu dava dışı gerçek ve tüzel kişilere karşı aralarındaki sözleşme gereği borç altına girdiği, davacının edimini «ifa» edememesi sebebiyle de bu kişilere tazminat ödemeye mahkum edildiği, 1989 tarihli sözleşmede bankanın müşterilere karşı yapılan satış ve «taahhütlerden» dolayı sorumluluğunun bulunmayacağına dair düzenleme mevcutsa da bu düzenlemenin sözleşmenin taraflarını bağlayacağı yani «üçüncü kişi» konumunda olan müşterileri bağlamayacağı, davacı banka, davasını arsa malikine yönelterek «rücu» talep ettiği, davalının üçüncü kişilere karşı «eser sözleşmesi» uyarınca inşaatı tamamlama ve «teslim» etme gibi bir yükümlülüğü bulunmadığı, dava konusu edilen bağımsız bölümlerin yapımını taahhüt edenin yüklenici ...
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:istihkak · ifa imkansızlığı · rücuen alacak · rücu hakkı · malvarlığına ilişkin dava · satış sözleşmesi · eser sözleşmesi · üçüncü kişi
Benzer bu kararda… kurulduğunu, üçüncü kişilerin davacıyı tazminata mahkum ettirdikleri satışa konu bağımsız bölümlerin kime bırakıldığının araştırılması suretiyle tespit edilmesi ve «rücu» sorumlusunun satışa konu iş yeri bazında ferden belirlenmesi gerektiğini, Mahkemece taraflar arasındaki satış ve pazarlama sözleşmesi görmezden gelindiğini, davanın «sebepsiz zenginleşmeden» kaynaklandığı belirtilerek, taraflar arasındaki sözleşmeler, uygulamalar ve vakanın bütünlüğü dikkate alınmadığını, davacı alacağının sözleşmeye dayalı olduğunu, 24.10.1989 tarihli satış ve pazarlama sözleşmesi gereğince davalının davacıya karşı sorumluluğu bulunduğunu, sözleşme ile davacı tarafından pazarlaması üstlenilen taşınmazların bir kısmının davalıya ait olduğunu, bu sözleşme ile davacının bağımsız «bölüm» malikleri adına vekâleten hareket etmesi, ancak satış işleminin sonuçlarının, bağımsız bölüm malikleri nezdinde doğacağı kararlaştırıldığını, sözleşmenin 2 ve 3 üncü maddesindeki düzenlemelerin, davacının bağımsız bölüm maliki/satıcı taraflar adına, bağımsız bölüm alıcılarına karşı vekâleten hareket ettiğini açıkça düzenlediğini, satılan bağımsız bölümün «teslim» edilememesinden kaynaklanan zararın öncelikle malike ait olduğu, vekilin bu nedenle uğradığı zararları malike «rücu hakkının» bulunduğunun kabulü için düzenlemeye ihtiyaç bulunmadığını, kaldı ki sözleşmede bu hususun “Taraflar (davalı) kendilerine ait bağımsız bölümlerle hissedarı bulundukları ortak yerlerin satış işlemlerinin gerektirdiği tüm Bankacılık hizmetleri «satış sözleşmelerinin» akdi, tapudaki işlemlerin tekemmülü, gerekli sözleşmelerin yapılması, satış hasılatının proje hesabında toplanması, izharat ve «istihkakların» tetkiki ve onayı Banka tarafından gerçekleştirilecektir.
Akit tarafa karşı sorumluluğu da bu sözleşme hükümleri ile sınırlıdır." şeklinde düzenlendiğini, dolayısıyla müşterilere karşı satış ve «taahhütler» hakkındaki tüm sorumluluğun, (müşterilerle kurulacak dış ilişkide Banka adına olsa da) davalı, ... ve Banka arasındaki iç ilişkide bağımsız «bölüm» maliklerine ait olacağını, davalıya ait bağımsız bölüm satışları nedeniyle uğranılan zarardan sorumluluğun davalıya ait olduğunu ve davacının uğradığı zarar nedeniyle «rücu hakkı» bulunduğunu, Mahkemece, davalının maliki olduğu, satılan ancak «teslim» edilemeyen bağımsız bölümlere ilişkin tüm sorumluluğuna ilişkin tüm sözleşme hükümleri göz ardı edildiğini, bilirkişi raporlarıyla davalının sorumsuzluğuna ve «kusura» dayalı sorumsuzluk nedenlerine dair soyut tartışmalar yapılmak suretiyle, dosya kapsamındaki delillere aykırı hüküm kurulmasının zemini hazırlandığını, davalının, kendisine ait bağımsız bölüm nedeniyle müşteriye verilen taahhütten kendisi sorumlu olacağını bu sorumluluğun kusur şartına bağlı olmadığını, dava dışı ...'nın «eser sözleşmesi» ile üstlendiği yükümlülüğünü yerine getirmemesi, davalıya uğradığı zarar nedeniyle ...'ya rücu hakkı vereceğini ancak bu durum davalının, pazarlama ve «satış sözleşmesi» nedeniyle davacıya karşı sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını, davalının, davacının zararından sorumlu tutulabilmesi için bir sözleşme hükmüne de ihtiyaç bulunma …
… ile somut olayda davacı bankanın tazminat ödemiş olduğu dava dışı gerçek ve tüzel kişilere karşı aralarındaki sözleşme gereği borç altına girdiği, davacının edimini «ifa» edememesi sebebiyle de bu kişilere tazminat ödemeye mahkum edildiği, 1989 tarihli sözleşmede bankanın müşterilere karşı yapılan satış ve «taahhütlerden» dolayı sorumluluğunun bulunmayacağına dair düzenleme mevcutsa da bu düzenlemenin sözleşmenin taraflarını bağlayacağı yani «üçüncü kişi» konumunda olan müşterileri bağlamayacağı, davacı banka, davasını arsa malikine yönelterek «rücu» talep ettiği, davalının üçüncü kişilere karşı «eser sözleşmesi» uyarınca inşaatı tamamlama ve «teslim» etme gibi bir yükümlülüğü bulunmadığı, dava konusu edilen bağımsız bölümlerin yapımını taahhüt edenin yüklenici ...
İnşaat A.Ş.'nin ise inşaata başlamadığının tespit edildiği, tespitten kısa süre sonra da «iflasına» karar verildiği, bu nedenle de «eser sözleşmesinin» ediminin imkânsızlaştığı, taraflar arasındaki sözleşme gereği davalı arsa sahibinin sözleşmeye aykırı bir davranışından söz etmenin mümkün olmadığı, sözleşmeye aykırı davranışları bulunmayan ve «kusuru» bulunmayan ve yine borcu davacı tarafından ödenip borçtan kısmen veya tamamen kurtulma yoluyla «malvarlığının» iyileştiğinden söz edilemeyecek olan davalının «sebepsiz zenginleştiğinden» bahsedilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/4075 E. 2017/7598 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kira sözleşmesi · davanın açılmamış sayılması · açılmamış sayılma · karar verilmesine yer olmadığına · temsil
Benzer bu karardaMahkemece asıl dava yönünden davalı ... hakkındaki dava konusuz kaldığından bu davalı hakkında karar «verilmesine yer olmadığına», davalı şirket hakkındaki davanın reddine, birleşen «davanın açılmamış sayılmasına» dair verilen kararın asıl dava yönünden davacılar vekili, birleşen dava yönünden davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizce bozulmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere ve 01.02.1989 tarihli «kira sözleşmesinin» hükümsüzlüğü talep edilen markaların maliki olan davalı şirket «temsilcileri» tarafından imzalanmış olup, şirketi bağlayacak olmasına göre, asıl davada davalı şirket vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/12054 E. , 2014/3113 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İSTANBUL 32. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 27/09/2011
NUMARASI 2011/72-2011/10
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 32. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 27/09/2011 tarih ve 2011/72-2011/10 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 18.02.2014 günü hazır bulunan davacı vekili Av. H. K. ile davalı vekili Av. P. Ü. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının arsa maliki bulunduğu yerde dava dışı yüklenicinin inşa edeceği iş merkezindeki bağımsız bölümlerin satışı ve pazarlaması konusunda 24.10.1989 tarihli sözleşme imzalandığını ve müvekkilinin proje üzerinden bağımsız bölümleri müşterilere satmaya başladığını, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi ve yüklenicinin iflası sonrasında müşterilerce davacı aleyhine açılan davaların sonunda müvekkilinin ödemek zorunda kaldığı (30.589,27) TL zarardan ve işlemiş faizinden davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek, 55.428,36 TL'nin reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, zamanaşımı ve derdestlik savunmalarında bulunmuş, esas yönünden de davacı ile akdedilen sözleşmenin edimin imkansızlığı nedeniyle hükümsüz kaldığını, zira inşaatı yapma borcunun dava dışı yükleniciye ait olduğunu, müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, Dairemize ait 25.05.2006 tarihli ilama dayanılarak, 21/04/1989 tarih ve 35979 no'lu satış vaadi sözleşmesinin içeriği itibariyle teminat sözleşmesi niteliğinde olup, bu sözleşmeye göre taahhüt altına giren tarafların davacı ile dava dışı […] İnşaat A.Ş. olduğu, davalı şirketin ise taşınmaz inşasına ve teslimine ilişkin bağımsız bir taahhütte bulunmayıp, dava dışı E. İnşaat A.Ş.'nin bu edimine muvafakat eden konumunda olduğu, taraflar arasındaki sözleşmelere bakıldığında cezai şart dahil olmak üzere davacı bankaya mali sorumluluk gerektiren bütün taahhütlerin dava dışı müflis E. İnş. A.Ş. tarafından bizatihi verilmiş bulunduğu, davalı şirketin inşaatın yapılmamasından dolayı meydana gelen davacı zararı yönünden hiçbir kusurunun ve hukuki bir sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışından kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Ancak,davalı ile dava dışı E. İnş. A.Ş. arasındaki 21.09.1988 tarihli gayrimenkul satış vaadi ve inşaat sözleşmesi ile davalının arsa maliki bulunduğu yerde inşa edilecek bağımsız bölümlerin %50 oranına göre paylaşılması kararlaştırılmış, davacı ile dava dışı E. İnş. A.Ş. arasında imzalanan 21.04.1989 tarihli sözleşme ile E. A.Ş., ilk sözleşmede kendisine isabet edecek bağımsız bölümlerden 39 adedini davacıya devretmeyi taahhüt etmiş, davalı da bu sözleşmede E. A.Ş.'nin edimine muvafakat eden sıfatıyla yer almıştır. Daha sonra davacı, davalı ve E. İnş. A.Ş. arasında, bahse konu tüm bağımsız bölümlerin satışı ve pazarlanması için 24.10.1989 tarihli sözleşme imzalanmış, davacı da bu sözleşmeye dayanarak proje üzerinden bağımsız bölümleri müşterilere satmaya başlamış, yüklenicinin iflas etmesi ve davalı tarafından açılan sözleşmenin feshi ve tapu iptali ve tescil davalarının kabulle sonuçlanmasının ardından, müşterilerce davacı aleyhine açılan tazminat davaları kabul edilerek kesinleşmiş, davacı da anılan davalarda ödediği bedelleri sözleşmeye aykırılık iddiasına dayanarak, işbu davada davalı arsa malikinden rücuen tahsilini istemiştir.
Mahkemece davalının sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca zarardan sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne dair tesis edilen hüküm, Dairemizce böyle bir davada kusurun kimde olduğunun, üçüncü kişilerin davacıyı tazminata mahkum ettirdikleri satışa konu bağımsız bölümlerin kime bırakıldığının araştırılması suretiyle tespit edilmesi ve rücu sorumlusunun satışa konu iş yeri bazında ferden belirlenmesi için bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyulduktan sonra bozma ilamında istenen araştırma yapılmadan, sadece İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22.03.2007 gün ve 1999/645 E.-2007/99 K. sayılı ilamı ile İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03.05.2010 gün ve 2004/297 E.-2010/149 K. sayılı ilamına dayanılarak, yukarıda özet kısmında yazılı gerekçeler ile davanın reddine karar verilmiştir. Oysa bozmaya uyulmakla taraflar yararına meydana gelen usulü kazanılmış hak gereği, bozma ilamında belirtilen araştırma ve değerlendirmenin yapılması zorunlu olduğu gibi, mahkemenin dayandığı İstanbul 9. ve 1. Asliye Ticaret Mahkemesi kararlarından anlaşılabildiği kadarıyla, her iki davanın konusunu da 21.04.1989 tarihli sözleşmede belirtilen 39 adet bağımsız bölüm arasında yer alan taşınmazlar oluşturmaktadır.
Bu durumda anılan ilamlarda yazılı gerekçeler, bu bağımsız bölümler için taraflar arasında kesin hüküm teşkil ederse de, 21.04.1989 tarihli sözleşmenin konusunu oluşturmayan ve mülkiyeti davalıya ve dava dışı E. İnş. A.Ş.'ye bırakılan bağımsız bölümler için ayrıca bir değerlendirmenin yapılması gerektiği tabiidir.
Bu durum karşısında mahkemece, özellikle taraflar arasındaki 24.10.1989 tarihli üçlü sözleşme hükümleri değerlendirilerek, bozma ilamının gereğinin yerine getirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 20.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/101767100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz