Iadesi | Alacak | Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/3967 E. 2024/119 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Görevli mahkeme
- görev/görevsizlik
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': None, 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
süre hesabı↗ zamanaşımının kesilmesi↗ para alacağı↗ uzamış ceza zamanaşımı↗ zamanaşımı başlangıcı↗ kusur sorumluluğu↗ haksız fiil sorumluluğu↗ zamanaşımı defi↗ ceza zamanaşımı↗ i̇i̇k 265↗ malvarlığına ilişkin dava↗ ihbar olunan↗ haksız eylem↗ usuli kazanılmış hak↗ mevduat hesabı↗ feri müdahil↗ davanın açılmamış sayılması↗ rehin↗ maddi hata↗ hakem kararı↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ ikrar↗ eş rızası↗ tazminat davası↗ muacceliyet↗ hisse devir sözleşmesi↗ açılmamış sayılma↗ infaz↗ kazanılmış hak↗ dolandırıcılık↗ muvafakat↗ tmsf↗ sebepsiz zenginleşme↗ hak düşürücü süre↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ kefil↗ içtihadı birleştirme kararı↗ fer'i müdahil↗ ihbar↗ haksız fiil↗ iş mahkemesi görev alanı↗ geçersizlik↗ iflas↗ sulh↗ harç↗ taşıyan↗ yetkisizlik kararı↗ kusur↗ dava sebebi↗ zamanaşımı↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ husumet↗ i̇i̇k 72/son↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2. Tüketici Mahkemesi
TARİH :
SAYISI : 2018/272 E., 2019/601 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili, feri müdahiller TMSF ve ... vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 424.390,00 DEM parasını ... Bakırköy Şubesine 03.12.1999 tarihinde yatırdığını, bu paranın 324.000,00 DEM’i ile ilgili olarak açmış olduğu davada haklı görüldüğü, kararın kesinleştiğini ve infaz edildiğini, bakiye 100.000,00 DEM için daha önce açmış olduğu davada ise açılmamış sayılmasına dair karar verildiğini, söz konusu kararın temyiz edilmesi üzerine görev yönünden bozulduğunu, bozma ilamına uygun olarak görevli mahkemede iş bu davanın açıldığını ileri sürerek müvekkilinin alacağı olan 100.390,00 DEM’in 03.12.1999 tarihinden itibaren en yüksek döviz mevduat faiziyle birlikte davalı bankadan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; hisse devir tarihinden önceki işlemlerden kaynaklanabilecek olan her türlü borcun TMSF tarafından üstlenilmesi sebebiyle müvekkili bankanın sorumlu olmadığını, dava süresi içerisinde açılmadığından zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin dolduğunu, davacının aynı alacağına ilişkin olarak 4. davasını açtığını, ilk davanın onanmasından itibaren 7 yıllık süre geçtiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Fer'i müdahil TMSF vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı itirazı bulunduğunu, davacının bankada kayıtlı mevduatı bulunmadığını, davacının ... iradesiyle daha fazla faiz getirisi sağlayan bir yatırım alternatifi olarak kıyı bankacılığını tercih ettiğini, banka tarafından bilgisi dışında işlem yapılması ve iradesinin yanıltılmasının söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
3.Feri müdahil ... vekili cevap dilekçesinde; davada husumetin asıl muhatap olan TMSF'ye yöneltilmesi gerektiğini, zamanaşımı süresinin geçtiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 424.390,00 USD parasını ... Bakırköy şubesine 03.12.1999 tarihinde yatıdığı, davacının ING Bank ve TMSF aleyhine İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinde 2009/847 E. sayılı dosyası ile bu paranın 324.000,00 USD kısmının tahsilini talep etmiş olduğu, davanın kabulü ile alacağın TMSF'den tahsiline karar verilmiş olduğu, kesinleşen kararın davacı tarafça icraya konularak tahsil edildiği, ayrıca davacı bakiye kalan 100.390,00 USD para alacağı için yine davalılar aleyhine İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açtığı, fakat açılan dava davacı tarafça takip edilmediğinden müracata kaldığı, davacının bunun üzerine tekrar bakiye alacak için İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde 2014/1452 E. sayılı dosya ile bir dava daha açtığı, anılan davanın da davacı tarafça takip edilmemesi nedeniyle açılmamış sayılmasına karar verildiği, davacının şimdi huzurdaki iş bu dava ile aynı bakiye alacağın tahsili için dava açtığı, davacı tarafça ilk açılmış olan davanın tarihi 2009, 2. davanın tarihi 2011, 3. davanın tarihi 2014, eldeki davanın açılış tarihinin ise 2018 olduğu, davacı için zamanaşımı süresinin en azından zikredilen İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi kararının 27.09.2013 tarihinde Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2011/13012 Esas 2013/16976 onama kararıyla başladığının kabulü gerektiği, davacının bu tarihten (27.09.2013) itibaren bakiye alacakları için davasını açabileceği, zira davacının zararını, zararın tanzimi için davanın kime yöneltilmesi gerektiğini bildiğini, her ne kadar davacı belirtilen tarihten sonra bakiye alacak için dava açmış ise de açılmış davalar takip edilmediğinden açılmamış sayılmasına karar verildiği, eldeki davanı ise 02.05.2018 tarihinde açıldığı, sebepsiz zenginleşmeye ilişkin olarak 27.09.2013 tarihinde başlayan zamanaşımı süresinin 27.09.2015 tarihinde tamamlandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davadaki hukuki sebebin sebepsiz zenginleşmeye dayalı olmadığını, Yargıtay onama kararında da sebepsiz zenginleşmeden söz edilmediğini, onama tarihi baz alınıp 10 yıllık zamanaşımı süresine göre hesap edilse bile sürenin 2023 yılında dolacağını, kararın hatalı olduğunu belirterek hükmün kaldırılmasını ve davanın kabulünü istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının Off Shore bankasına daha önce takip yapmadığı gibi dava da açmadığı, davacının zararı Off Shore bankası aleyhine girişilen yasal işlemlerin yapılmasından sonra doğacağından, davacının birikiminin bir kısmını daha önce dava konusu ... tahsil etmiş olmasının veya dava konusu edilen bakiye kısmı daha önce dava konusu etmiş olmasının zamanaşımı süresine bir etkisi bulunmadığı, ayrıca dava tarihi itibariyle uzamış ceza zamanaşımı süresinin de dolmamış olması nedeniyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, davacının iş bu davasını DEM para birimi üzerinden açmış ise de davacının bu davadan daha önce açtığı davada verilen kararda, davacının 424.390,00 USD yatırdığı, bunun 324.000,00 USD’lik kısmını dava konusu ettiğinin belirtildiği ve USD para birimi üzerinden hüküm kurulduğu, söz konusu kararın Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 27.09.2013 tarih 2011/13012 E., 2013/16976 K. sayılı kararı ile onandığı, davacı vekilinin mahkemeye sunduğu dilekçesinde de maddi hata yapıldığının belirtildiği, bu nedenle davanın USD üzerinden açıldığının kabul edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına ve davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili ve feri müdahiller TMSF ve ... vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; hisse devir sözleşmesi uyarınca borçtan TMSF ve ... 'ın sorumlu olduğunu, müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, davanın zamanaşımına uğradığını, hak düşürücü sürenin geçtiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Feri Müdahil TMSF vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımına uğradığını, hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacının kendi iradesi ile parasının off shore hesabına aktarıldığını, davacının müterafik kusurunun ve iyi niyetinin tartışılmadığını, davanın husumet yönünden reddi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
3.Feri müdahil ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; borçtan TMSF'nin sorumlu olduğunu, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının bankaya yatırdığı ve off shore hesabına aktarılan mevduatının iadesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı Kanun) 41 ..., 55 ... ve 60 ıncı maddeleri, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı Kanun) 321 ... ve 336 ıncı maddeleri.
2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., 2022/2 K. sayılı kararı.
3. Değerlendirme
1. Dairemizin 29.01.2020 tarih ve 2020/108 sayılı yazısı ile Dairemizin görev alanı itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin rızası veya bilgisi dışında veyahut banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü dolandırıcılık teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının mevduat hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve malvarlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı ve aktarma işleminin yapıldığı Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının ve yöneticilerinin 818 sayılı Kanun'un 41 ... ve 55 ... maddeleri ile 6762 sayılı Kanun'un 321 ... ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda zamanaşımıyla ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle zamanaşımı definin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği; ancak son zamanlarda bu tür davalarda zamanaşımının başlangıcı konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15 ... maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda içtihadın birleştirilmesi talep edilmiştir. YİBHGK, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., ve 2022/2 K. sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
2. Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Kanun'da düzenlenen ve 41 ... maddesinde ifadesini bulan haksız fiil sorumluluğu, kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır. Kusur sorumluluğuna dayanan haksız fiil 818 sayılı Kanun'un 41 ... maddesinde, “Mesuliyet Şartı” başlığı altında; “Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur. Ahlâka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.” şeklinde ifade edilmiştir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 49 uncu maddesinde de benzer bir düzenlemeye gidilerek kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Gerek 818 sayılı Kanun'un 41 ... maddesi gerekse 6098 sayılı Kanun'un 49 uncu maddesi, hukuka aykırı kusurlu bir fiille başkasına zarar veren kimsenin bu zararı tazmine mecbur olduğunu belirtmektedir. Böylece haksız fiilden sorumluluk, tazminat borcunun kaynağını oluşturmaktadır. Haksız fiil nedeniyle zarar gören kişinin alacak hakkı kanunda belirtilen süreler içinde talep ve takip edilmediği taktirde zamanaşımına uğrar. Bu durumda zarardan dolayı sorumlu tutulan kişilerin borçları zamanaşımı nedeniyle son bulur. 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde, “Müruru zaman” başlığı altında; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblâğ tediyesine müteallik dâva, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan dâvası, ceza kanunları mucibince müddeti daha ... müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsî dâvaya da o müruru zaman tatbik olunur. Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sâkıt olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir” şeklinde düzenlenmiş olan zamanaşımı, 6098 sayılı Kanun'un 72 nci maddesinde düzenlenmiş ve kısa olan bir yıllık zamanaşımı süresi iki yıla çıkarılmıştır. Haksız fiilden ... gerek maddi gerekse manevi tazminat davaları, zarar gören tarafın zararı ve haksız fiil sorumlusunun kim olduğunu öğrenmesinden itibaren başlar. Her ne kadar Kanun “zarar ve failine ıttıla” demişse de “fail” sözcüğünden “sorumlu kişi” anlaşılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek de zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartları öğrenmiş olması demektir. Tazminat hesabına yarayacak bütün ayrıntıların bilinmesi gerekmez (Akman, Sermet/Burcuoğlu, Halûk/Altop, Atillâ/ Tekinay, Selâhattin Sulhi: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Bası, İstanbul 1993, s.717-718). Zamanaşımı süresi konusunda ayrık hüküm bulunsa da zamanaşımını durduran, kesen sebepler, zamanaşımı sürelerinin hesabına ilişkin konularda kanunun zamanaşımına ilişkin genel hükümleri uygulanmaktadır (Kılıçoğlu, ... Mithat: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2005, s. 345). 818 sayılı Kanun’un 128 ... maddesine göre zamanaşımı süresi, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Ancak bazı alacakların nitelikleri ya da alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkinin ... niteliği zamanaşımı süresinin işlemesini haklı göstermeyebilir. Bu mantıktan hareket eden Borçlar Kanunumuz, zamanaşımını durduran ve kesen sebeplere yer vermiştir (Kılıçoğlu, s. 651). Zamanaşımının durması demek, o ana kadar işlemiş olan zamanaşımı süresinin işlediği noktada durması, buna yol açan sebebin ortadan kalktığı andan itibaren kaldığı yerden işlemeye devam etmesi demektir. Zamanaşımının kesilmesi (kat'ı) ise borçlunun veya alacaklının ya da hâkimin belli fiillerinin sonucu olarak işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin yanması ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren ... bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasıdır. Zamanaşımının kesilmesi için zamanaşımının işlemekte olması gerekir. Zamanaşımı süresi dolmuşsa zamanaşımının kesilmesi söz konusu olmaz. Zamanaşımını kesen sebepler 818 sayılı Kanun'un 133 üncü (6098 sayılı Kanun'un 154 üncü maddesi) maddesinde gösterilmiştir. 818 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinde “... sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1-Borçlu borcu ikrar ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya rehin yahut kefil verdiği takdirde. 2-Alacaklı dava veya defi zımnında mahkemeye veya hakeme müracaatla veya icrai takibat yahut iflas masasına müdahale ile hakkını talep eylediği halde” şeklinde düzenleme mevcuttur. İlgili maddeye göre zamanaşımı: borçlunun bir fiili, alacaklının bir fiili, yargılama ve takibe ilişkin bir işlemle veya yargıcın ... ve hükmüyle kesilebilir. Alacaklının fiilleri ise dava açması, defi, dava zımnında mahkemeye müracaat etmesi, hakeme başvurması, icra takibine başvurması veya iflas masasına başvurması şeklinde gerçekleşmektedir. Alacaklının bir mahkemede alacağıyla ilgili dava açması zamanaşımının kesilmesi için yeterli olup davanın niteliği önem arz etmemektedir. Ayrıca dava açıldıktan sonra hâkimin duruşma esnasında veya dosyada yaptığı her işlem ve hüküm ile tarafların her işlem ve eylemi sonunda zamanaşımı yeniden kesilir, süre tekrar işlemeye başlar.
3. Mülga 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde ise haksız fiilden zarar görenin zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir. 6098 sayılı Kanun'un konuya ilişkin 49 uncu ve 72 nci maddeleri de aynı yönde düzenleme içermektedir. Anılan maddeler ile haksız fiillere uygulanacak üç zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar; zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren başlayacak bir yıllık zamanaşımı, fiilin vukuundan itibaren işleyecek on yıllık zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda ceza kanunlarında düzenlenmiş olması hâlinde uygulanacak olan ceza davası zamanaşımı süreleridir. Haksız fiillerin bir kısmı sadece hukuk açısından değil, ceza yasaları bakımından da sorumluluğu gerektirir. Haksız fiilin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece zarar görenin haklarını yitirmesinin kabul edilmesi mümkün değildir. Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanunları gereğince bir suç teşkil ediyorsa ve ceza kanunları ya da ceza hükümlerini ihtiva eden sair kanunlar bu eylem için daha ... bir zamanaşımı süresi tayin etmişse tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur. Nitekim bu husus YİBHGK'nın 07.12.1955 tarihli ve 1955/17 E., 1955/26 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır. Buna göre anılan mevzuat uyarınca ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için öncelikle zarar veren eylemin ceza kanunu veya ceza hükmü taşıyan ... kanunlarda suç olarak düzenlenmesi gerekli olup ... kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça haksız eylemden ... maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı (6098 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi) maddesinde öngörülen zamanaşımının uygulanması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (YHGK), 09.10.2013 tarihli ve 2013/4-36 E., 2013/1457 K. sayılı kararı). Bu itibarla şayet zarar doğuran eylem aynı zamanda cezayı gerektirir nitelikte ise eğer ceza kanunundaki ya da ceza hükümlerini taşıyan ... kanunlardaki bu eylem için kabul edilen zamanaşımı süresi, 818 sayılı Kanun'daki bir yıllık süreden daha kısa ise o zaman yine 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin birinci paragrafındaki süre (6098 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi) olaya uygulanacaktır. Ceza kanunundaki zamanaşımı süresi 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin birinci paragrafındaki süreden daha ... ise o zaman bu ... süre tazminat davaları için de uygulama yeri bulacaktır. Böyle bir durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi ise fiilin gerçekleştiği tarihe göre uygulama alanı bulacak olan ve hâlen yürürlükteki 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 66 ncı maddesine (mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102 nci maddesine) göre belirlenecektir.
4. Yeri gelmişken usulî kazanılmış hak kurumuna kısaca değinilmesi gerekmektedir. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibarıyla bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmekte olup bu noktada bir mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğacağı gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulî kazanılmış hak gerçekleşebilir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar yönünden yeniden inceleme yaparak aksine karar veremez. Bir başka anlatımla kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hak oluşturur (YİBHGK'nın 04.02.1959 tarihli 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı kararı). Ancak mahkemenin bozmaya uymasından sonra ... bir içtihadı birleştirme kararı çıkması, uygulanması gereken kanun hükmünün karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi, görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ile bozma kararının maddi hataya dayanması hâllerinde usuli kazanılmış hak oluşması mümkün değildir.
5. Yine yargılamada davalının yanında ferî müdahil sıfatıyla yer ... TMSF ve ihbar olunan ...’ın durumundan bahsetmekte de yarar bulunmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 68 ... maddesinde (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 57 nci maddesi) ferî müdahilin, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia ve savunma vasıtalarını ileri sürebileceği, onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usûl işlemleri yapabileceği düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 68 ... maddesinde de belirtildiği üzere ferî müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket eder, yani onun yardımcısıdır. Hüküm, lehine müdahale edilen taraf hakkında verildiğinden, bu hükme karşı temyiz yoluna başvurma yetkisi de doğal olarak bu tarafa aittir. Nitekim Yargıtay ancak asıl taraf temyiz etmişse müdahilin de kararı temyiz edebileceği yönünden kararlar vermektedir. (YHGK'nın 26.11.2014 tarihli ve 1329 E., ve 985 K. sayılı kararı). Ferî müdahilin asıl tarafla birlikte hareket etmesi, onun yaptığı usul işlemlerinin asıl tarafın işlemlerine aykırı olmamasını gerektirir. Buna karşılık ferî müdahil, yanında katıldığı tarafın lehine olan işlemleri yaparken her defasında onun ön onayını almak zorunda değildir. Bilâkis o, yanında katıldığı tarafından dava takip yetkisini kullanarak usul işlemlerini yapar, yanında katıldığı taraf ise bu işlemi geçersiz kılabilir. Aksi takdirde ferî müdahilin yaptığı işlemler asıl taraf için sonuç doğurur. Asıl tarafın yararına aykırı işlemler ile dava üzerinde tasarruf sonucunu doğurabilecek işlemler ferî müdahil tarafından yapılamaz (6100 sayılı Kanun'un 68 ... maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi). (Pekcanıtez, .../Özekes, .../..., Mine/..., ... Taş: Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, Cilt I, İstanbul 2017, s. 732). Ferî müdahil lehine katıldığı tarafında da hazır olduğu duruşmada davayı veya savunmayı değiştirir ya da genişletir şekilde beyanlarda bulunur ve lehine müdahalede bulunulan taraf buna itiraz etmezse bu beyanlar lehine müdahale edilen tarafça yapılmış sayılır. Karşı taraf, müdahilin yaptığı ve lehine müdahale edilen tarafın da zımnen benimsediği bu davayı değiştirmeye veya savunmayı genişletmeye zımnen veya açıkça muvafakat ederse bununla dava değiştirilmiş veya savunma genişletilmiş olur. (..., ...: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C. IV, s. 3470). Nitekim Dairemizin 28.01.1975 tarihli ve 3828 E. ve 482 K. sayılı kararında da müdahilin iltihak ettiği tarafın yardımcısı olarak davalının savunma sebeplerini izah ederek kanıtlayabileceği gibi hasmın muvafakati halinde müşterek amaç ve yarar için genişletebileceği veya değiştirebileceği, cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen zamanaşımı savunması için de durumun müdahil yönünden aynı nitelikte olduğu, müdahilin müşterek amaca uygun olarak davaya iltihak ettikten sonra, zamanaşımı savunmasını ileri sürebileceği ve hasmın zımnen kabulü ifade edecek bir zaman geçtikten sonra tevsi itirazında bulunursa bu itirazın mahkemece nazara alınmayarak zamanaşımı itirazının (savunmasının) incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.
6. Özetle YİBHGK'nın, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararı gereğince, mûdilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihi esas alınarak, daha önceden temyiz incelemesinden geçmiş dosyalar bakımından içtihadı birleştirme kararının, usuli kazanılmış hakkın istisnalarından biri olduğu gözetilerek, zamanaşımına ilişkin temyiz itirazları konusunda bir değerlendirme yapılması ve davalı tarafça zamanaşımı hususunda bir temyiz sebebi ileri sürülmemiş olsa dahi ferî müdahil tarafından temyiz nedeni olarak getirilmek kaydıyla davalı yönünden zamanaşımı incelemesinin yapılması, dava konusu olay bakımından ceza mahkemesince banka yöneticilerinin eyleminin dolandırıcılık olarak nitelendirildiği gözetilerek uzamış ceza zamanaşımı süresinin bu suça göre belirlenmesi ve uzamış ceza zamanaşımı süresinin 10 yıllık zamanaşımı süresinden kısa olması halinde her halükarda 10 yıllık zamanaşımı süresinin esas alınması, zamanaşımı durduran ve kesen sebeplerden davacı tarafça daha önce açılmış olan bir dava bulunması halinde zamanaşımı süresinin, o davanın kesinleşme tarihinden itibaren 10 yıl olarak kabul edilmesi gerekmektedir.
7. Tüm bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlığa gelindiğinde, davacının bankaya 1999 yılında para yatırdığı ve aynı yıl paranın off shore hesabına aktarıldığı, işbu davanın ise 2018 yılında 10 yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığı, bu itibarla davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisinin doğru olmadığı anlaşıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/9186 E. 2023/4481 K.
Ortak:süre hesabı · uzamış ceza zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · zamanaşımı defi · ceza zamanaşımı · ihbar olunan · mevduat hesabı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaDairemizin 29.01.2020 tarih ve 2020/108 sayılı yazısı ile Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve «malvarlığı» bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı ve aktarma işleminin yapıldığı Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının ve yöneticilerinin 818 sayılı Kanun'un 41 ... ve 55 ... maddeleri ile 6762 sayılı Kanun'un 321 ... ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı definin» reddedilmesi gerektiğine karar verildiği; ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15 ... maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
… ından, davacının birikiminin bir kısmını daha önce dava konusu ... tahsil etmiş olmasının veya dava konusu edilen bakiye kısmı daha önce dava konusu etmiş olmasının «zamanaşımı» süresine bir etkisi bulunmadığı, ayrıca dava tarihi itibariyle «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de dolmamış olması nedeniyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, davacının iş bu davasını DEM para birimi üzerinden açmış ise de davacının bu davadan daha önce açtığı davada verilen kararda, davacının 424.390,00 USD yatırdığı, bunun 324.000,00 USD’lik kısmını dava konusu ettiğinin belirtildiği ve USD para birimi üzerinden hüküm kurulduğu, söz konusu kararın Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 27.09.2013 tarih 2011/13012 E., 2013/16976 K. sayılı kararı ile onandığı, davacı vekilinin mahkemeye sunduğu dilekçesinde de «maddi hata» yapıldığının belirtildiği, bu nedenle davanın USD üzerinden açıldığının kabul edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına ve davanın kabulüne karar verilmiştir.
YİBHGK, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., ve 2022/2 K. sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 29.01.2020 tarih ve 2020/108 sayılı yazısı ile Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı ve aktarma işleminin yapıldığı Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının ve yöneticilerinin 818 sayılı Kanun'un 41 inci ve 55 inci maddeleri ile 6762 sayılı Kanun'un 321 inci ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı definin» reddedilmesi gerektiğine karar verildiği; ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Kararın taraf vekilleri, fer'i müdahil ve «ihbar olunan» tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin ve fer'i müdahilin başvurusunun esastan reddine, ihbar olunanın «istinaf başvurusunun usulden reddine» karar verilmiştir.
… e Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi «kamu düzenine aykırılık» da görülmediği, davacı vekili, davalı ...Ş. vekili ve fer'i müdahil TMSF vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, «ihbar olunan» OYAK vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 352 nci maddesi uyarınca «usulden reddine» karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:istinaf başvurusunun usulden reddi · kamu düzenine aykırılık · kamu düzeni · alacak davası · vade · usulden reddi · temerrüt faizi · vekalet ücreti
Benzer bu kararda… e Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi «kamu düzenine aykırılık» da görülmediği, davacı vekili, davalı ...Ş. vekili ve fer'i müdahil TMSF vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, «ihbar olunan» OYAK vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 352 nci maddesi uyarınca «usulden reddine» karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri, fer'i müdahil ve «ihbar olunan» tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin ve fer'i müdahilin başvurusunun esastan reddine, ihbar olunanın «istinaf başvurusunun usulden reddine» karar verilmiştir.
… ı, yatırılan mevduatın banka yöneticilerinin telkini ve talimatı ile off shore hesabına gönderildiğini, bugüne kadar herhangi bir ödeme yapılmadığını, henüz paranın «vadesi» gelmeden 21.12.1999 tarihinde BDDK tarafından banka yönetimine el konulması sonucunda paranın Efektifbank Off Shore Ltd. adlı paravan banka hesabına aktarıldığı ve sigorta güvencesinde olmadığı gerekçesi ile ödenmediğini belirterek, müvekkili tarafından davalı bankanın Antalya şubesine paranın bankaya yattığı tarihten itibaren itibaren 3095 sayılı 4/a maddesi gereğince fiili ödeme tarihine kadar «temerrüt faizi» ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece 16.549,26 TL «vekalet ücreti» hesaplanırken dava konusu euro alacağının davanın açıldığı tarihteki Merkez Bankası Döviz Alış Kuruna göre TL’ye çevrilerek hesaplandığını, oysa yabancı para «alacaklarında davanın» kabulü halinde ilam vekalet ücretinin karar tarihindeki Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden TL'ye çevrilerek bulunacak rakam üzerinden hesaplanması gerekti …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/564 E. 2023/1109 K.
Ortak:süre hesabı · zamanaşımının kesilmesi · uzamış ceza zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · zamanaşımı defi · ceza zamanaşımı · mevduat hesabı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaDairemizin 29.01.2020 tarih ve 2020/108 sayılı yazısı ile Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve «malvarlığı» bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı ve aktarma işleminin yapıldığı Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının ve yöneticilerinin 818 sayılı Kanun'un 41 ... ve 55 ... maddeleri ile 6762 sayılı Kanun'un 321 ... ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı definin» reddedilmesi gerektiğine karar verildiği; ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15 ... maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
… ından, davacının birikiminin bir kısmını daha önce dava konusu ... tahsil etmiş olmasının veya dava konusu edilen bakiye kısmı daha önce dava konusu etmiş olmasının «zamanaşımı» süresine bir etkisi bulunmadığı, ayrıca dava tarihi itibariyle «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de dolmamış olması nedeniyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, davacının iş bu davasını DEM para birimi üzerinden açmış ise de davacının bu davadan daha önce açtığı davada verilen kararda, davacının 424.390,00 USD yatırdığı, bunun 324.000,00 USD’lik kısmını dava konusu ettiğinin belirtildiği ve USD para birimi üzerinden hüküm kurulduğu, söz konusu kararın Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 27.09.2013 tarih 2011/13012 E., 2013/16976 K. sayılı kararı ile onandığı, davacı vekilinin mahkemeye sunduğu dilekçesinde de «maddi hata» yapıldığının belirtildiği, bu nedenle davanın USD üzerinden açıldığının kabul edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına ve davanın kabulüne karar verilmiştir.
YİBHGK, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., ve 2022/2 K. sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 29.01.2020 tarih ve 2020/108 sayılı yazısı ile Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı ve aktarma işleminin yapıldığı Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının ve yöneticilerinin 818 sayılı Kanun'un 41 inci ve 55 inci maddeleri ile 6762 sayılı Kanun'un 321 inci ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı definin» reddedilmesi gerektiğine karar verildiği; ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
YİBHGK, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., ve 2022/2 K. sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Kanun'da düzenlenen ve 41 inci maddesinde ifadesini bulan «haksız fiil sorumluluğu», kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bilirkişi incelemesi · asıl alacak · avans faizi
Benzer bu kararda… nın geri ödenmesinden davalı bankanın sorumlu olduğu, davacıya ödeme yapıldığına ilişkin bir belge de bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 3.356,00 TL «asıl alacak», 17.827,48 TL faiz olmak üzere toplam 21.183,43 TL'nin davalı bankadan alınarak davacıya verilmesine, 3.356,00 TL asıl alacağa dava tarihinden itibaren değişen oranlarda «avans faizi» uygulanmasına karar verilmiştir.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davada «husumetin» TMSF'ye yöneltilmesi gerektiğini, davalı bankanın sorumluluğunun bulunmadığını, mahkeme hükmünün maddi gerekçeler, hatalı «bilirkişi incelemeleri», faiz hesap hatası ve sorumlulukların tevcihinde ciddi hatalar bulunması nedeniyle bozulması gerektiğini belirterek hükmün bozulmasını istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/1510 E. 2024/7060 K.
Ortak:süre hesabı · uzamış ceza zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · zamanaşımı defi · ceza zamanaşımı · malvarlığına ilişkin dava · ihbar olunan · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaDairemizin 29.01.2020 tarih ve 2020/108 sayılı yazısı ile Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve «malvarlığı» bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı ve aktarma işleminin yapıldığı Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının ve yöneticilerinin 818 sayılı Kanun'un 41 ... ve 55 ... maddeleri ile 6762 sayılı Kanun'un 321 ... ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı definin» reddedilmesi gerektiğine karar verildiği; ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15 ... maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
… ından, davacının birikiminin bir kısmını daha önce dava konusu ... tahsil etmiş olmasının veya dava konusu edilen bakiye kısmı daha önce dava konusu etmiş olmasının «zamanaşımı» süresine bir etkisi bulunmadığı, ayrıca dava tarihi itibariyle «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de dolmamış olması nedeniyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, davacının iş bu davasını DEM para birimi üzerinden açmış ise de davacının bu davadan daha önce açtığı davada verilen kararda, davacının 424.390,00 USD yatırdığı, bunun 324.000,00 USD’lik kısmını dava konusu ettiğinin belirtildiği ve USD para birimi üzerinden hüküm kurulduğu, söz konusu kararın Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 27.09.2013 tarih 2011/13012 E., 2013/16976 K. sayılı kararı ile onandığı, davacı vekilinin mahkemeye sunduğu dilekçesinde de «maddi hata» yapıldığının belirtildiği, bu nedenle davanın USD üzerinden açıldığının kabul edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına ve davanın kabulüne karar verilmiştir.
YİBHGK, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., ve 2022/2 K. sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda2.Dairemizin 29.01.2020 tarih ve 2020/108 sayılı yazısı ile Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren ... bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak ... bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu ... bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve «malvarlığı» bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı ve aktarma işleminin yapıldığı Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının ve yöneticilerinin 818 sayılı Kanun'un 41 inci ve 55 inci maddeleri ile 6762 sayılı Kanun'un 321 inci ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda ... bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın ... bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın ... bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı definin» reddedilmesi gerektiğine karar verildiği; ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar, davalı vekili, fer'i müdahil vekili ve «ihbar olunan» vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I.
… kadar 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi gereğince faiz işletilmesi ile bu bedelin dava tarihi itibari ile TL karşılığı olan 184.540,71 TL'ye dava tarihinde itibaren «avans faizi» işletilmesi suretiyle davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 10.11.2023 tarihli bilirkişi raporunun kararın eki sayılmasına karar verilmiş, hüküm davalı vekili, fer'i müdahil vekili ve «ihbar olunan» vekilince temyiz edilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:borcun üstlenilmesi · hukuki yarar · avans faizi · temsil
Benzer bu kararda3.İhbar olunan OYAK vekili cevap dilekçesinde; TMSF'ye devrolunan bankaların off-shore hesapları nedeniyle zarara uğrayan mudilerin açmış olduğu davalarda TMSF'nin «borcu üstlendiğini», bu nedenle uyuşmazlığın asıl muhatabının TMSF olduğunu ve davanın TMSF'ye karşı açılması gerektiğini savunmuştur.
… kadar 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi gereğince faiz işletilmesi ile bu bedelin dava tarihi itibari ile TL karşılığı olan 184.540,71 TL'ye dava tarihinde itibaren «avans faizi» işletilmesi suretiyle davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 10.11.2023 tarihli bilirkişi raporunun kararın eki sayılmasına karar verilmiş, hüküm davalı vekili, fer'i müdahil vekili ve «ihbar olunan» vekilince temyiz edilmiştir.
İhbar eden tarafın «temsilcisi» olarak davaya katılmamıştır.
O halde, «ihbar olunan» OYAK vekilinin kararı temyiz etmede «hukuki yararı» bulunmadığından temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/2878 E. 2023/4001 K.
Ortak:süre hesabı · zamanaşımının kesilmesi · uzamış ceza zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · zamanaşımı defi · ceza zamanaşımı · mevduat hesabı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaDairemizin 29.01.2020 tarih ve 2020/108 sayılı yazısı ile Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve «malvarlığı» bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı ve aktarma işleminin yapıldığı Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının ve yöneticilerinin 818 sayılı Kanun'un 41 ... ve 55 ... maddeleri ile 6762 sayılı Kanun'un 321 ... ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı definin» reddedilmesi gerektiğine karar verildiği; ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15 ... maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
… ından, davacının birikiminin bir kısmını daha önce dava konusu ... tahsil etmiş olmasının veya dava konusu edilen bakiye kısmı daha önce dava konusu etmiş olmasının «zamanaşımı» süresine bir etkisi bulunmadığı, ayrıca dava tarihi itibariyle «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de dolmamış olması nedeniyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, davacının iş bu davasını DEM para birimi üzerinden açmış ise de davacının bu davadan daha önce açtığı davada verilen kararda, davacının 424.390,00 USD yatırdığı, bunun 324.000,00 USD’lik kısmını dava konusu ettiğinin belirtildiği ve USD para birimi üzerinden hüküm kurulduğu, söz konusu kararın Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 27.09.2013 tarih 2011/13012 E., 2013/16976 K. sayılı kararı ile onandığı, davacı vekilinin mahkemeye sunduğu dilekçesinde de «maddi hata» yapıldığının belirtildiği, bu nedenle davanın USD üzerinden açıldığının kabul edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına ve davanın kabulüne karar verilmiştir.
YİBHGK, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., ve 2022/2 K. sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda2.Dairemizin 29.01.2020 tarih ve 2020/108 sayılı yazısı ile Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı ve aktarma işleminin yapıldığı Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının ve yöneticilerinin 818 sayılı Kanun'un 41 inci ve 55 inci maddeleri ile 6762 sayılı Kanun'un 321 inci ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı definin» reddedilmesi gerektiğine karar verildiği; ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
YİBHGK, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., ve 2022/2 K. sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Kanun'da düzenlenen ve 41 inci maddesinde ifadesini bulan «haksız fiil sorumluluğu», kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pasif husumet ehliyeti · husumet ehliyeti · kesinlik sınırı · pasif husumet · taraf ehliyeti · bilirkişi incelemesi · havale · avans faizi
Benzer bu karardaŞti. hesabına «havale» edilmiş gösterilmesine rağmen davalı ...’ın külli halefi olduğu Yurtbank A.Ş. bünyesinde kaldığı, bu nedenle Yurtbank A.Ş.’nin davacının mevduatından sorumlu olduğu, külli halefi sıfatı ile davalı ...Ş.’nin «pasif husumet ehliyetinin» bulunduğu ve davacının mevduatından sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 4.200,00 TL’nin 01.12.1999 tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Temyiz Sebepleri 1.Davalı vekili asıl ve ek karara yönelik temyiz dilekçelerinde özetle; kararın «kesin» olmadığını, davada «husumetin» ...'ye yöneltilmesi gerektiğini, davalı bankanın sorumluluğunun bulunmadığını, mahkeme hükmünün maddi gerekçeler, hatalı «bilirkişi incelemeleri», faiz hesap hatası ve sorumlulukların tevcihinde ciddi hatalar bulunması nedeniyle bozulması gerektiğini belirterek hükmün bozulmasını istemiştir. asıl ve ek karar …
Mahkeme kararının temyiz edilmesi üzerine başvurunun kararın miktar itibariyle «kesin» olduğu gerekçesiyle 12.04.2019 tarihli ek karar ile davacı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiş ise de dava konusu 4.200,00 TL olup 15.03.2019 karar tarihi itibariyle temyiz «kesinlik sınırı» 3.200,00 TL'dir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/1885 E. 2023/5707 K.
Ortak:süre hesabı · uzamış ceza zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · zamanaşımı defi · ceza zamanaşımı · malvarlığına ilişkin dava · ihbar olunan · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaDairemizin 29.01.2020 tarih ve 2020/108 sayılı yazısı ile Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve «malvarlığı» bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı ve aktarma işleminin yapıldığı Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının ve yöneticilerinin 818 sayılı Kanun'un 41 ... ve 55 ... maddeleri ile 6762 sayılı Kanun'un 321 ... ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı definin» reddedilmesi gerektiğine karar verildiği; ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15 ... maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
… ından, davacının birikiminin bir kısmını daha önce dava konusu ... tahsil etmiş olmasının veya dava konusu edilen bakiye kısmı daha önce dava konusu etmiş olmasının «zamanaşımı» süresine bir etkisi bulunmadığı, ayrıca dava tarihi itibariyle «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de dolmamış olması nedeniyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, davacının iş bu davasını DEM para birimi üzerinden açmış ise de davacının bu davadan daha önce açtığı davada verilen kararda, davacının 424.390,00 USD yatırdığı, bunun 324.000,00 USD’lik kısmını dava konusu ettiğinin belirtildiği ve USD para birimi üzerinden hüküm kurulduğu, söz konusu kararın Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 27.09.2013 tarih 2011/13012 E., 2013/16976 K. sayılı kararı ile onandığı, davacı vekilinin mahkemeye sunduğu dilekçesinde de «maddi hata» yapıldığının belirtildiği, bu nedenle davanın USD üzerinden açıldığının kabul edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına ve davanın kabulüne karar verilmiştir.
YİBHGK, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., ve 2022/2 K. sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 29.01.2020 tarih ve 2020/108 sayılı yazısı ile Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve «malvarlığı» bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı ve aktarma işleminin yapıldığı Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının ve yöneticilerinin 818 sayılı Kanun'un 41 inci ve 55 inci maddeleri ile 6762 sayılı Kanun'un 321 inci ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı definin» reddedilmesi gerektiğine karar verildiği; ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili, davalı vekili, fer'i müdahil TMSF vekili ve «ihbar olunan» OYAK vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «ihbar olunan» OYAK'ın karara karşı istinaf başvurusunda bulunmasına olanak bulunmadığından «istinaf başvurusunun usulden reddine», mahkeme kararı esas itibarıyla usul ve yasaya uygun olmakla beraber davalı ...Ş.'nin 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 140 ıncı maddesine göre harçtan muaf olduğundan, harca yönelik olarak davacının, davalının ve fer'i müdahil TMSF'nin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kabulüne, davalı banka harçtan muaf olduğundan «harç» alınmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:istinaf başvurusunun usulden reddi · alacak davası · usulden reddi · vekalet ücreti
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu yabancı para «alacaklarında davanın» kabulü halinde Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hükmedilecek ilam «vekalet ücretinin» karar tarihindeki Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilerek bulunacak rakam üzerinden hesaplanması gerektiğini, davalı banka harçtan mua …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «ihbar olunan» OYAK'ın karara karşı istinaf başvurusunda bulunmasına olanak bulunmadığından «istinaf başvurusunun usulden reddine», mahkeme kararı esas itibarıyla usul ve yasaya uygun olmakla beraber davalı ...Ş.'nin 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 140 ıncı maddesine göre harçtan muaf olduğundan, harca yönelik olarak davacının, davalının ve fer'i müdahil TMSF'nin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kabulüne, davalı banka harçtan muaf olduğundan «harç» alınmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/8193 E. 2023/31 K.
Ortak:süre hesabı · zamanaşımının kesilmesi · uzamış ceza zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · zamanaşımı defi · ceza zamanaşımı · mevduat hesabı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaDairemizin 29.01.2020 tarih ve 2020/108 sayılı yazısı ile Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve «malvarlığı» bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı ve aktarma işleminin yapıldığı Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının ve yöneticilerinin 818 sayılı Kanun'un 41 ... ve 55 ... maddeleri ile 6762 sayılı Kanun'un 321 ... ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı definin» reddedilmesi gerektiğine karar verildiği; ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15 ... maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
… ından, davacının birikiminin bir kısmını daha önce dava konusu ... tahsil etmiş olmasının veya dava konusu edilen bakiye kısmı daha önce dava konusu etmiş olmasının «zamanaşımı» süresine bir etkisi bulunmadığı, ayrıca dava tarihi itibariyle «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de dolmamış olması nedeniyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, davacının iş bu davasını DEM para birimi üzerinden açmış ise de davacının bu davadan daha önce açtığı davada verilen kararda, davacının 424.390,00 USD yatırdığı, bunun 324.000,00 USD’lik kısmını dava konusu ettiğinin belirtildiği ve USD para birimi üzerinden hüküm kurulduğu, söz konusu kararın Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 27.09.2013 tarih 2011/13012 E., 2013/16976 K. sayılı kararı ile onandığı, davacı vekilinin mahkemeye sunduğu dilekçesinde de «maddi hata» yapıldığının belirtildiği, bu nedenle davanın USD üzerinden açıldığının kabul edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına ve davanın kabulüne karar verilmiştir.
YİBHGK, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., ve 2022/2 K. sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 29.01.2020 tarih ve 2020/108 sayılı yazısı ile Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı ve aktarma işleminin yapıldığı Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının ve yöneticilerinin 818 sayılı Kanun'un 41 inci ve 55 inci maddeleri ile 6762 sayılı Kanun'un 321 inci ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı definin» reddedilmesi gerektiğine karar verildiği; ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
YİBHGK, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., ve 2022/2 K. sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Kanun'da düzenlenen ve 41 inci maddesinde ifadesini bulan «haksız fiil sorumluluğu», kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:işlemiş faiz · bilirkişi incelemesi · asıl alacak · dosya masrafı · vekalet ücreti
Benzer bu kararda… kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının faiz yönünden hatalı olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın kısmen kabulü ile 17.070,00 USD «asıl alacak», 16.065,16 USD «işlemiş faiz» olmak üzere toplamda 33.135,16 USD’nin, asıl alacak tutarı olan 17.070,00 USD’ye dava tarihinden itibaren işletilecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıy …
Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; yargılama «masrafları» ve «vekalet ücretinin» hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davada «husumetin» TMSF'ye yöneltilmesi gerektiğini, davalı bankanın sorumluluğunun bulunmadığını, mahkeme hükmünün maddi gerekçeler, eksik ve hatalı «bilirkişi incelemeleri», faiz hesap hatası, sorumlulukların tevcihinde ciddi hatalar bulunması nedeniyle bozulması gerektiğini belirterek hükmün bozulmasını istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/3783 E. 2023/255 K.
Ortak:süre hesabı · zamanaşımının kesilmesi · uzamış ceza zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · zamanaşımı defi · ceza zamanaşımı · mevduat hesabı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaDairemizin 29.01.2020 tarih ve 2020/108 sayılı yazısı ile Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve «malvarlığı» bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı ve aktarma işleminin yapıldığı Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının ve yöneticilerinin 818 sayılı Kanun'un 41 ... ve 55 ... maddeleri ile 6762 sayılı Kanun'un 321 ... ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı definin» reddedilmesi gerektiğine karar verildiği; ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15 ... maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
… ından, davacının birikiminin bir kısmını daha önce dava konusu ... tahsil etmiş olmasının veya dava konusu edilen bakiye kısmı daha önce dava konusu etmiş olmasının «zamanaşımı» süresine bir etkisi bulunmadığı, ayrıca dava tarihi itibariyle «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de dolmamış olması nedeniyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, davacının iş bu davasını DEM para birimi üzerinden açmış ise de davacının bu davadan daha önce açtığı davada verilen kararda, davacının 424.390,00 USD yatırdığı, bunun 324.000,00 USD’lik kısmını dava konusu ettiğinin belirtildiği ve USD para birimi üzerinden hüküm kurulduğu, söz konusu kararın Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 27.09.2013 tarih 2011/13012 E., 2013/16976 K. sayılı kararı ile onandığı, davacı vekilinin mahkemeye sunduğu dilekçesinde de «maddi hata» yapıldığının belirtildiği, bu nedenle davanın USD üzerinden açıldığının kabul edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına ve davanın kabulüne karar verilmiştir.
YİBHGK, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., ve 2022/2 K. sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 29.01.2020 tarih ve 2020/108 sayılı yazısı ile Dairemizin «görev alanı» itibarıyla bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı ve aktarma işleminin yapıldığı Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının ve yöneticilerinin 818 sayılı Kanun'un 41 inci ve 55 inci maddeleri ile 6762 sayılı Kanun'un 321 inci ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı definin» reddedilmesi gerektiğine karar verildiği; ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
YİBHGK, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., ve 2022/2 K. sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Kanun'da düzenlenen ve 41 inci maddesinde ifadesini bulan «haksız fiil sorumluluğu», kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:temyiz yolu · bilirkişi incelemesi
Benzer bu karardaDavalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davada «husumetin» TMSF'ye yöneltilmesi gerektiğini, davanın «zamanaşımına» uğradığını, davalı bankanın sorumluluğunun bulunmadığını, mahkeme hükmünün maddi gerekçeler, eksik ve hatalı «bilirkişi incelemeleri», faiz hesap hatası, sorumlulukların tevcihinde ciddi hatalar bulunması nedeniyle bozulması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Davada kabulüne karar verilen 25.564,59 eorunun karşılığının 84.767,07 TL'ye tekâbül ettiği ve Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi olan 02.07.2020 itibarıyla temyiz sınırının 72.070,00 TL olduğu dikkate alındığında karara karşı «temyiz yolu» açık olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin 03.09.2020 tarihli ek kararının bozularak ortadan kaldırılıp davalı vekilinin ve ferî müdahil TMSF vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine geçilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/5611 E. 2024/3023 K.
Ortak:süre hesabı · zamanaşımının kesilmesi · uzamış ceza zamanaşımı · zamanaşımı başlangıcı · haksız fiil sorumluluğu · zamanaşımı defi · ceza zamanaşımı · mevduat hesabı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaDairemizin 29.01.2020 tarih ve 2020/108 sayılı yazısı ile Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve «malvarlığı» bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı ve aktarma işleminin yapıldığı Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının ve yöneticilerinin 818 sayılı Kanun'un 41 ... ve 55 ... maddeleri ile 6762 sayılı Kanun'un 321 ... ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı definin» reddedilmesi gerektiğine karar verildiği; ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15 ... maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
… ından, davacının birikiminin bir kısmını daha önce dava konusu ... tahsil etmiş olmasının veya dava konusu edilen bakiye kısmı daha önce dava konusu etmiş olmasının «zamanaşımı» süresine bir etkisi bulunmadığı, ayrıca dava tarihi itibariyle «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de dolmamış olması nedeniyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, davacının iş bu davasını DEM para birimi üzerinden açmış ise de davacının bu davadan daha önce açtığı davada verilen kararda, davacının 424.390,00 USD yatırdığı, bunun 324.000,00 USD’lik kısmını dava konusu ettiğinin belirtildiği ve USD para birimi üzerinden hüküm kurulduğu, söz konusu kararın Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 27.09.2013 tarih 2011/13012 E., 2013/16976 K. sayılı kararı ile onandığı, davacı vekilinin mahkemeye sunduğu dilekçesinde de «maddi hata» yapıldığının belirtildiği, bu nedenle davanın USD üzerinden açıldığının kabul edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına ve davanın kabulüne karar verilmiştir.
YİBHGK, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., ve 2022/2 K. sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 29.01.2020 tarih ve 2020/108 sayılı yazısı ile Dairemizin «görev alanı» itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin «rızası» veya bilgisi dışında veyahut banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü «dolandırıcılık» teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının «mevduat hesabı» açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı ve aktarma işleminin yapıldığı Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının ve yöneticilerinin 818 sayılı Kanun'un 41 inci ve 55 inci maddeleri ile 6762 sayılı Kanun'un 321 inci ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda «zamanaşımıyla» ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle «zamanaşımı definin» reddedilmesi gerektiğine karar verildiği; ancak «son» zamanlarda bu tür davalarda «zamanaşımının başlangıcı» konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda «içtihadın birleştirilmesi» talep edilmiştir.
YİBHGK, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., ve 2022/2 K. sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda «zamanaşımının başlangıcının» tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Kanun'da düzenlenen ve 41 inci maddesinde ifadesini bulan «haksız fiil sorumluluğu», kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:müterafik kusur · borcun üstlenilmesi · ara karar · avans faizi
Benzer bu kararda… , satış ve birleştirme işlemleri nedeniyle davalı ...'ın davacıların mevduat alacağından sorumlu olduğu, ceza mahkemesi kararının kesinleşmesi göz önüne alındığında «zamanaşımının» gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın kabulü ile, 1.000,00 TL'nin 21.12.1999 tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Yasanın 2. maddesine göre belirlenen «avans faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 22.000,00 TL'nin 22.03.2000 tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Yasanın 2. maddesine göre belirlenen av …
Bozma Kararı Dairemizin 16.09.2019 tarih, 2018/4126 E. ve 2019/5467 K. sayılı kararıyla, iade hükmü kurulurken banka tarafından davacıya yapılan «ara» ödemelerin, anaparadan düşülerek bakiye miktar üzerinden hüküm kurulması gerektiğine işaret edilerek bozulmuştur.
… ve sayısı belirtilen kararı ile, davanın kısmen kabulüne, 1.000,00 TL' nin 21.12.1999 tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Yasanın 2. maddesine göre belirlenen «avans faizi» ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, 18.750,97 TL' nin 22.03.2000 tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Yasanın 2. maddesine göre belirle …
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın «zamanaşımına» uğradığını, bankanın borçlarının TMSF'ye devredildiğini, bu nedenle müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, sorumlunun TMSF olduğunu, «borcu üstlenmiş» olan TMSF harçtan muaf olduğundan şekli olarak müvekkilinin de harçtan muaf olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/3967 E. , 2024/119 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/265 Esas, 2022/478 Karar
FERİ MÜDAHİLLER 1.Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF)
vekili Avukat ...
2. ... (...)
vekili Avukat ...
DAVA TARİHİ
HÜKÜM
Davanın kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 2. Tüketici Mahkemesi
TARİH
SAYISI 2018/272 E., 2019/601 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili, feri müdahiller TMSF ve ... vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 424.390,00 DEM parasını ... Bakırköy Şubesine 03.12.1999 tarihinde yatırdığını, bu paranın 324.000,00 DEM’i ile ilgili olarak açmış olduğu davada haklı görüldüğü, kararın kesinleştiğini ve infaz edildiğini, bakiye 100.000,00 DEM için daha önce açmış olduğu davada ise açılmamış sayılmasına dair karar verildiğini, söz konusu kararın temyiz edilmesi üzerine görev yönünden bozulduğunu, bozma ilamına uygun olarak görevli mahkemede iş bu davanın açıldığını ileri sürerek müvekkilinin alacağı olan 100.390,00 DEM’in 03.12.1999 tarihinden itibaren en yüksek döviz mevduat faiziyle birlikte davalı bankadan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; hisse devir tarihinden önceki işlemlerden kaynaklanabilecek olan her türlü borcun TMSF tarafından üstlenilmesi sebebiyle müvekkili bankanın sorumlu olmadığını, dava süresi içerisinde açılmadığından zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin dolduğunu, davacının aynı alacağına ilişkin olarak 4. davasını açtığını, ilk davanın onanmasından itibaren 7 yıllık süre geçtiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Fer'i müdahil TMSF vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı itirazı bulunduğunu, davacının bankada kayıtlı mevduatı bulunmadığını, davacının ... iradesiyle daha fazla faiz getirisi sağlayan bir yatırım alternatifi olarak kıyı bankacılığını tercih ettiğini, banka tarafından bilgisi dışında işlem yapılması ve iradesinin yanıltılmasının söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
3.Feri müdahil ... vekili cevap dilekçesinde; davada husumetin asıl muhatap olan TMSF'ye yöneltilmesi gerektiğini, zamanaşımı süresinin geçtiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 424.390,00 USD parasını ... Bakırköy şubesine 03.12.1999 tarihinde yatıdığı, davacının ING Bank ve TMSF aleyhine İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinde 2009/847 E. sayılı dosyası ile bu paranın 324.000,00 USD kısmının tahsilini talep etmiş olduğu, davanın kabulü ile alacağın TMSF'den tahsiline karar verilmiş olduğu, kesinleşen kararın davacı tarafça icraya konularak tahsil edildiği, ayrıca davacı bakiye kalan 100.390,00 USD para alacağı için yine davalılar aleyhine İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açtığı, fakat açılan dava davacı tarafça takip edilmediğinden müracata kaldığı, davacının bunun üzerine tekrar bakiye alacak için İstanbul 1.
Asliye Ticaret Mahkemesinde 2014/1452 E. sayılı dosya ile bir dava daha açtığı, anılan davanın da davacı tarafça takip edilmemesi nedeniyle açılmamış sayılmasına karar verildiği, davacının şimdi huzurdaki iş bu dava ile aynı bakiye alacağın tahsili için dava açtığı, davacı tarafça ilk açılmış olan davanın tarihi 2009, 2. davanın tarihi 2011, 3. davanın tarihi 2014, eldeki davanın açılış tarihinin ise 2018 olduğu, davacı için zamanaşımı süresinin en azından zikredilen İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi kararının 27.09.2013 tarihinde Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2011/13012 Esas 2013/16976 onama kararıyla başladığının kabulü gerektiği, davacının bu tarihten (27.09.2013) itibaren bakiye alacakları için davasını açabileceği, zira davacının zararını, zararın tanzimi için davanın kime yöneltilmesi gerektiğini bildiğini, her ne kadar davacı belirtilen tarihten sonra bakiye alacak için dava açmış ise de açılmış davalar takip edilmediğinden açılmamış sayılmasına karar verildiği, eldeki davanı ise 02.05.2018 tarihinde açıldığı, sebepsiz zenginleşmeye ilişkin olarak 27.09.2013 tarihinde başlayan zamanaşımı süresinin 27.09.2015 tarihinde tamamlandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davadaki hukuki sebebin sebepsiz zenginleşmeye dayalı olmadığını, Yargıtay onama kararında da sebepsiz zenginleşmeden söz edilmediğini, onama tarihi baz alınıp 10 yıllık zamanaşımı süresine göre hesap edilse bile sürenin 2023 yılında dolacağını, kararın hatalı olduğunu belirterek hükmün kaldırılmasını ve davanın kabulünü istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının Off Shore bankasına daha önce takip yapmadığı gibi dava da açmadığı, davacının zararı Off Shore bankası aleyhine girişilen yasal işlemlerin yapılmasından sonra doğacağından, davacının birikiminin bir kısmını daha önce dava konusu ... tahsil etmiş olmasının veya dava konusu edilen bakiye kısmı daha önce dava konusu etmiş olmasının zamanaşımı süresine bir etkisi bulunmadığı, ayrıca dava tarihi itibariyle uzamış ceza zamanaşımı süresinin de dolmamış olması nedeniyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, davacının iş bu davasını DEM para birimi üzerinden açmış ise de davacının bu davadan daha önce açtığı davada verilen kararda, davacının 424.390,00 USD yatırdığı, bunun 324.000,00 USD’lik kısmını dava konusu ettiğinin belirtildiği ve USD para birimi üzerinden hüküm kurulduğu, söz konusu kararın Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 27.09.2013 tarih 2011/13012 E., 2013/16976 K.
sayılı kararı ile onandığı, davacı vekilinin mahkemeye sunduğu dilekçesinde de maddi hata yapıldığının belirtildiği, bu nedenle davanın USD üzerinden açıldığının kabul edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına ve davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili ve feri müdahiller TMSF ve ... vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; hisse devir sözleşmesi uyarınca borçtan TMSF ve ... 'ın sorumlu olduğunu, müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, davanın zamanaşımına uğradığını, hak düşürücü sürenin geçtiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Feri Müdahil TMSF vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımına uğradığını, hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacının kendi iradesi ile parasının off shore hesabına aktarıldığını, davacının müterafik kusurunun ve iyi niyetinin tartışılmadığını, davanın husumet yönünden reddi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
3.Feri müdahil ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; borçtan TMSF'nin sorumlu olduğunu, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının bankaya yatırdığı ve off shore hesabına aktarılan mevduatının iadesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı Kanun) 41 ..., 55 ... ve 60 ıncı maddeleri, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı Kanun) 321 ... ve 336 ıncı maddeleri.
2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., 2022/2 K. sayılı kararı.
3. Değerlendirme
1. Dairemizin 29.01.2020 tarih ve 2020/108 sayılı yazısı ile Dairemizin görev alanı itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin rızası veya bilgisi dışında veyahut banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü dolandırıcılık teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının mevduat hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve malvarlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı ve aktarma işleminin yapıldığı Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının ve yöneticilerinin 818 sayılı Kanun'un 41 ...
ve 55 ... maddeleri ile 6762 sayılı Kanun'un 321 ... ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda zamanaşımıyla ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle zamanaşımı definin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği;
ancak son zamanlarda bu tür davalarda zamanaşımının başlangıcı konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15 ... maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda içtihadın birleştirilmesi talep edilmiştir. YİBHGK, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., ve 2022/2 K. sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
2. Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Kanun'da düzenlenen ve 41 ... maddesinde ifadesini bulan haksız fiil sorumluluğu, kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır. Kusur sorumluluğuna dayanan haksız fiil 818 sayılı Kanun'un 41 ... maddesinde, “Mesuliyet Şartı” başlığı altında; “Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur. Ahlâka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.” şeklinde ifade edilmiştir.
01. 07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 49 uncu maddesinde de benzer bir düzenlemeye gidilerek kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Gerek 818 sayılı Kanun'un 41 ... maddesi gerekse 6098 sayılı Kanun'un 49 uncu maddesi, hukuka aykırı kusurlu bir fiille başkasına zarar veren kimsenin bu zararı tazmine mecbur olduğunu belirtmektedir. Böylece haksız fiilden sorumluluk, tazminat borcunun kaynağını oluşturmaktadır. Haksız fiil nedeniyle zarar gören kişinin alacak hakkı kanunda belirtilen süreler içinde talep ve takip edilmediği taktirde zamanaşımına uğrar. Bu durumda zarardan dolayı sorumlu tutulan kişilerin borçları zamanaşımı nedeniyle son bulur.
818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde, “Müruru zaman” başlığı altında; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblâğ tediyesine müteallik dâva, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan dâvası, ceza kanunları mucibince müddeti daha ... müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsî dâvaya da o müruru zaman tatbik olunur. Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sâkıt olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir” şeklinde düzenlenmiş olan zamanaşımı, 6098 sayılı Kanun'un 72 nci maddesinde düzenlenmiş ve kısa olan bir yıllık zamanaşımı süresi iki yıla çıkarılmıştır.
Haksız fiilden ... gerek maddi gerekse manevi tazminat davaları, zarar gören tarafın zararı ve haksız fiil sorumlusunun kim olduğunu öğrenmesinden itibaren başlar. Her ne kadar Kanun “zarar ve failine ıttıla” demişse de “fail” sözcüğünden “sorumlu kişi” anlaşılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek de zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartları öğrenmiş olması demektir. Tazminat hesabına yarayacak bütün ayrıntıların bilinmesi gerekmez (Akman, Sermet/Burcuoğlu, Halûk/Altop, Atillâ/ Tekinay, Selâhattin Sulhi: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Bası, İstanbul 1993, s.717-718). Zamanaşımı süresi konusunda ayrık hüküm bulunsa da zamanaşımını durduran, kesen sebepler, zamanaşımı sürelerinin hesabına ilişkin konularda kanunun zamanaşımına ilişkin genel hükümleri uygulanmaktadır (Kılıçoğlu, ...
Mithat: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2005, s. 345). 818 sayılı Kanun’un 128 ... maddesine göre zamanaşımı süresi, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Ancak bazı alacakların nitelikleri ya da alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkinin ... niteliği zamanaşımı süresinin işlemesini haklı göstermeyebilir. Bu mantıktan hareket eden Borçlar Kanunumuz, zamanaşımını durduran ve kesen sebeplere yer vermiştir (Kılıçoğlu, s. 651). Zamanaşımının durması demek, o ana kadar işlemiş olan zamanaşımı süresinin işlediği noktada durması, buna yol açan sebebin ortadan kalktığı andan itibaren kaldığı yerden işlemeye devam etmesi demektir. Zamanaşımının kesilmesi (kat'ı) ise borçlunun veya alacaklının ya da hâkimin belli fiillerinin sonucu olarak işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin yanması ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren ...
bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasıdır. Zamanaşımının kesilmesi için zamanaşımının işlemekte olması gerekir. Zamanaşımı süresi dolmuşsa zamanaşımının kesilmesi söz konusu olmaz. Zamanaşımını kesen sebepler 818 sayılı Kanun'un 133 üncü (6098 sayılı Kanun'un 154 üncü maddesi) maddesinde gösterilmiştir. 818 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinde “... sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur:
1- Borçlu borcu ikrar ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya rehin yahut kefil verdiği takdirde.
2- Alacaklı dava veya defi zımnında mahkemeye veya hakeme müracaatla veya icrai takibat yahut iflas masasına müdahale ile hakkını talep eylediği halde” şeklinde düzenleme mevcuttur. İlgili maddeye göre zamanaşımı: borçlunun bir fiili, alacaklının bir fiili, yargılama ve takibe ilişkin bir işlemle veya yargıcın ... ve hükmüyle kesilebilir. Alacaklının fiilleri ise dava açması, defi, dava zımnında mahkemeye müracaat etmesi, hakeme başvurması, icra takibine başvurması veya iflas masasına başvurması şeklinde gerçekleşmektedir. Alacaklının bir mahkemede alacağıyla ilgili dava açması zamanaşımının kesilmesi için yeterli olup davanın niteliği önem arz etmemektedir. Ayrıca dava açıldıktan sonra hâkimin duruşma esnasında veya dosyada yaptığı her işlem ve hüküm ile tarafların her işlem ve eylemi sonunda zamanaşımı yeniden kesilir, süre tekrar işlemeye başlar.
3. Mülga 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde ise haksız fiilden zarar görenin zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir. 6098 sayılı Kanun'un konuya ilişkin 49 uncu ve 72 nci maddeleri de aynı yönde düzenleme içermektedir. Anılan maddeler ile haksız fiillere uygulanacak üç zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar; zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren başlayacak bir yıllık zamanaşımı, fiilin vukuundan itibaren işleyecek on yıllık zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda ceza kanunlarında düzenlenmiş olması hâlinde uygulanacak olan ceza davası zamanaşımı süreleridir. Haksız fiillerin bir kısmı sadece hukuk açısından değil, ceza yasaları bakımından da sorumluluğu gerektirir.
Haksız fiilin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece zarar görenin haklarını yitirmesinin kabul edilmesi mümkün değildir. Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanunları gereğince bir suç teşkil ediyorsa ve ceza kanunları ya da ceza hükümlerini ihtiva eden sair kanunlar bu eylem için daha ... bir zamanaşımı süresi tayin etmişse tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur. Nitekim bu husus YİBHGK'nın 07.12.1955 tarihli ve 1955/17 E., 1955/26 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır. Buna göre anılan mevzuat uyarınca ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için öncelikle zarar veren eylemin ceza kanunu veya ceza hükmü taşıyan ...
kanunlarda suç olarak düzenlenmesi gerekli olup ... kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça haksız eylemden ... maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı (6098 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi) maddesinde öngörülen zamanaşımının uygulanması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (YHGK), 09.10.2013 tarihli ve 2013/4-36 E., 2013/1457 K. sayılı kararı). Bu itibarla şayet zarar doğuran eylem aynı zamanda cezayı gerektirir nitelikte ise eğer ceza kanunundaki ya da ceza hükümlerini taşıyan ... kanunlardaki bu eylem için kabul edilen zamanaşımı süresi, 818 sayılı Kanun'daki bir yıllık süreden daha kısa ise o zaman yine 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin birinci paragrafındaki süre (6098 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi) olaya uygulanacaktır.
Ceza kanunundaki zamanaşımı süresi 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin birinci paragrafındaki süreden daha ... ise o zaman bu ... süre tazminat davaları için de uygulama yeri bulacaktır. Böyle bir durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi ise fiilin gerçekleştiği tarihe göre uygulama alanı bulacak olan ve hâlen yürürlükteki 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 66 ncı maddesine (mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102 nci maddesine) göre belirlenecektir.
4. Yeri gelmişken usulî kazanılmış hak kurumuna kısaca değinilmesi gerekmektedir. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibarıyla bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmekte olup bu noktada bir mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğacağı gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulî kazanılmış hak gerçekleşebilir.
Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar yönünden yeniden inceleme yaparak aksine karar veremez. Bir başka anlatımla kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hak oluşturur (YİBHGK'nın 04.02.1959 tarihli 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı kararı). Ancak mahkemenin bozmaya uymasından sonra ... bir içtihadı birleştirme kararı çıkması, uygulanması gereken kanun hükmünün karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi, görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ile bozma kararının maddi hataya dayanması hâllerinde usuli kazanılmış hak oluşması mümkün değildir.
5. Yine yargılamada davalının yanında ferî müdahil sıfatıyla yer ... TMSF ve ihbar olunan ...’ın durumundan bahsetmekte de yarar bulunmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 68 ... maddesinde (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 57 nci maddesi) ferî müdahilin, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia ve savunma vasıtalarını ileri sürebileceği, onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usûl işlemleri yapabileceği düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 68 ... maddesinde de belirtildiği üzere ferî müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket eder, yani onun yardımcısıdır. Hüküm, lehine müdahale edilen taraf hakkında verildiğinden, bu hükme karşı temyiz yoluna başvurma yetkisi de doğal olarak bu tarafa aittir.
Nitekim Yargıtay ancak asıl taraf temyiz etmişse müdahilin de kararı temyiz edebileceği yönünden kararlar vermektedir. (YHGK'nın 26.11.2014 tarihli ve 1329 E., ve 985 K. sayılı kararı). Ferî müdahilin asıl tarafla birlikte hareket etmesi, onun yaptığı usul işlemlerinin asıl tarafın işlemlerine aykırı olmamasını gerektirir. Buna karşılık ferî müdahil, yanında katıldığı tarafın lehine olan işlemleri yaparken her defasında onun ön onayını almak zorunda değildir. Bilâkis o, yanında katıldığı tarafından dava takip yetkisini kullanarak usul işlemlerini yapar, yanında katıldığı taraf ise bu işlemi geçersiz kılabilir. Aksi takdirde ferî müdahilin yaptığı işlemler asıl taraf için sonuç doğurur. Asıl tarafın yararına aykırı işlemler ile dava üzerinde tasarruf sonucunu doğurabilecek işlemler ferî müdahil tarafından yapılamaz (6100 sayılı Kanun'un 68 ...
maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi). (Pekcanıtez, .../Özekes, .../..., Mine/..., ... Taş: Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, Cilt I, İstanbul 2017, s. 732). Ferî müdahil lehine katıldığı tarafında da hazır olduğu duruşmada davayı veya savunmayı değiştirir ya da genişletir şekilde beyanlarda bulunur ve lehine müdahalede bulunulan taraf buna itiraz etmezse bu beyanlar lehine müdahale edilen tarafça yapılmış sayılır. Karşı taraf, müdahilin yaptığı ve lehine müdahale edilen tarafın da zımnen benimsediği bu davayı değiştirmeye veya savunmayı genişletmeye zımnen veya açıkça muvafakat ederse bununla dava değiştirilmiş veya savunma genişletilmiş olur. (..., ...: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C.
IV, s. 3470). Nitekim Dairemizin 28.01.1975 tarihli ve 3828 E. ve 482 K. sayılı kararında da müdahilin iltihak ettiği tarafın yardımcısı olarak davalının savunma sebeplerini izah ederek kanıtlayabileceği gibi hasmın muvafakati halinde müşterek amaç ve yarar için genişletebileceği veya değiştirebileceği, cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen zamanaşımı savunması için de durumun müdahil yönünden aynı nitelikte olduğu, müdahilin müşterek amaca uygun olarak davaya iltihak ettikten sonra, zamanaşımı savunmasını ileri sürebileceği ve hasmın zımnen kabulü ifade edecek bir zaman geçtikten sonra tevsi itirazında bulunursa bu itirazın mahkemece nazara alınmayarak zamanaşımı itirazının (savunmasının) incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.
6. Özetle YİBHGK'nın, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararı gereğince, mûdilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihi esas alınarak, daha önceden temyiz incelemesinden geçmiş dosyalar bakımından içtihadı birleştirme kararının, usuli kazanılmış hakkın istisnalarından biri olduğu gözetilerek, zamanaşımına ilişkin temyiz itirazları konusunda bir değerlendirme yapılması ve davalı tarafça zamanaşımı hususunda bir temyiz sebebi ileri sürülmemiş olsa dahi ferî müdahil tarafından temyiz nedeni olarak getirilmek kaydıyla davalı yönünden zamanaşımı incelemesinin yapılması, dava konusu olay bakımından ceza mahkemesince banka yöneticilerinin eyleminin dolandırıcılık olarak nitelendirildiği gözetilerek uzamış ceza zamanaşımı süresinin bu suça göre belirlenmesi ve uzamış ceza zamanaşımı süresinin 10 yıllık zamanaşımı süresinden kısa olması halinde her halükarda 10 yıllık zamanaşımı süresinin esas alınması, zamanaşımı durduran ve kesen sebeplerden davacı tarafça daha önce açılmış olan bir dava bulunması halinde zamanaşımı süresinin, o davanın kesinleşme tarihinden itibaren 10 yıl olarak kabul edilmesi gerekmektedir.
7. Tüm bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlığa gelindiğinde, davacının bankaya 1999 yılında para yatırdığı ve aynı yıl paranın off shore hesabına aktarıldığı, işbu davanın ise 2018 yılında 10 yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığı, bu itibarla davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisinin doğru olmadığı anlaşıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davalı vekilinin, feri müdahiller TMSF ve ... vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalı Bankaya iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1016765300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz