6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Yönetici sorumluluğunda zarar ve illiyet bağının ispatı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi 2023/982 E. 2026/1027 K. · 03.06.2026 · istinaf başvurusunun esastan reddi · temyiz yolu açık

Kural

Yönetici sorumluluğu davasında (TTK 553) sorumluluğun doğması için kusur, zarar ve uygun illiyet bağının birlikte bulunması gerekir ve ispat yükü davacıdadır; yöneticiler borca batıklık tespiti, ara bilanço çıkarma ve mahkemeye bildirim yükümlülüklerini (TTK 375/1-g, 376) ihlal etmiş olsa dahi, sonradan yapılan sermaye artırımıyla borca batıklık izale edilip ortada bir zarar doğmamışsa sorumluluk doğmaz. Şirket ortağı sorumluluk davasında kendi adına ancak doğrudan zararı için istemde bulunabilir; sermaye artırımı şirketi içinde bulunduğu durumdan kurtarmak amacıyla yapılmış ve yöneticilerin zarar verme kastı kanıtlanamamışsa, iki kez davet edilmesine rağmen rüçhan hakkını kullanmayarak artırıma iştirak etmeyen pay sahibinin sermaye artırımı sonucunda doğrudan zarara uğradığı kabul edilemez.

Ele alınan meseleler

Yönetici sorumluluğunda zarar ve illiyet bağı; borca batıklık bildirimi yükümlülüğünün ihlali

TTK 553 uyarınca yöneticiler yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettiklerinde oluşan zararlardan ortaklığa, ortaklara ve alacaklılara karşı sorumludur; ortaklığın mal varlığını azaltan aykırı davranışlar ortakların dolaylı zararına yol açar, ortaklığın doğrudan zararı ortaklar bakımından dolaylı zarar sonucu doğurur. Sorumluluğun doğması için kusur, zarar ve kusur ile zarar arasında uygun illiyet bağının birlikte bulunması gerekir; ispat yükü, yöneticilerin yükümlülüklerini ihlal ettiğini ve buna bağlı olarak zarar doğduğunu ileri süren davacıdadır. Davalı yöneticilerin, şirketin yıllık bilançoları borca batıklığa işaret ettiği halde aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden ara bilanço çıkarmadıkları ve borca batıklığı mahkemeye bildirmedikleri, böylece TTK 375/1-g ve 376/3'te düzenlenen yükümlülükleri yerine getirmedikleri sabittir. Ancak sorumluluğa hükmedilebilmesi için ortada bir zararın bulunması zorunludur; bilirkişi kök ve ek raporlarına göre 2020 yılında yapılan sermaye artırımıyla şirketin mali durumu düzeltilerek sermaye kaybı önlenmiş ve borca batıklık izale edilmiş, ortaklara ve bankalara olan borçlar sıfırlanmıştır. Şirketin iflası halinde pay sahiplerine bir artı değer kalmayacağından, gelinen aşamada şirketin ya da davacının doğrudan zararından söz edilemez; şirketin zarar etmesi kendi iç dinamiklerinden ve sektörel dalgalanmalardan kaynaklanmış olup, yükümlülük ihlali ile şirketin zararı arasında illiyet bağı da kurulamamıştır. Yöneticilerin bu eylemleri dışında yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal ettiğine dair başkaca iddia ve delil ileri sürülmemiştir.

Sonuç: ret

Davacının doğrudan zararı; usulsüz sermaye artırımı ve rüçhan hakkının kullandırılmaması

Şirket ortağı veya alacaklısı konumundaki üçüncü kişilerin sorumluluk davası yoluyla kendi adlarına istemde bulunabilmelerinin koşulu, oluştuğu ileri sürülen zararın doğrudan zarar niteliğinde olmasıdır; dolaylı zarar niteliğindeki hususlarda ortak ancak tazminatın şirkete verilmesini isteyebilir. Davacının doğrudan zarar iddiası, usulsüz sermaye artırımıyla rüçhan hakkının kullandırılmaması olgusuna dayandırılmıştır. 05.09.2016 tarihli genel kurulda alınan sermaye artırım kararı, sermayenin teknik iflastan çıkış için gereken tutara ulaşmaması nedeniyle Ticaret Sicil Müdürlüğünce tescil edilmemiş; 14.07.2020 tarihli genel kurulda sermayenin 4.000.000-TL'den 33.000.000-TL'ye çıkarılmasına karar verilmiş, davacı iki ayrı ihtarnameyle davet edilmesine rağmen rüçhan hakkını kullanmamış ve genel kurul kararına karşı iptal davası da açmamıştır. Sermaye artırımı kararı şirketin içinde bulunduğu durumdan çıkarılması amacıyla yapılmış olup, davalı yöneticilerin davacı ortağa zarar verme kastıyla hareket ettikleri kanıtlanamamıştır. Bu halde rüçhan hakkını kullanmayarak sermaye artırımına iştirak etmeyen davacının, sermaye artırımı sonucunda zarara uğradığının kabulü mümkün değildir.

Sonuç: ret

Bilirkişi raporlarının ayrı ayrı düzenlenmiş olmasına ve denetime elverişliliğine yönelik itiraz

Bilirkişi kök ve ek raporları birbirini doğrular niteliktedir; kök rapora itiraz üzerine bilirkişilerce ayrı ayrı ek rapor düzenlenmiş olması, mahkemece yerinde inceleme yetkisi verilen mali müşavir bilirkişinin mali değerlendirmeleri ile diğer bilirkişilerin hukuki ve teknik değerlendirmelerinin görev alanları itibariyle ayrı ayrı sunulmasından kaynaklanmakta olup, sunulan görüşler çelişki teşkil etmemekte, raporlar dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli bulunmaktadır.

Sonuç: ret

Pay sahibinin açtığı sorumluluk davasında yargılama gideri ve vekâlet ücretinin paylaştırılması (TTK 555/2)

TTK 555/2, pay sahibinin açtığı davayı hukuki ve maddi sebepler haklı gösterdiği takdirde mahkemenin dava giderleriyle avukatlık ücretini, bu giderler davalıya yükletilemediği hâllerde davacı pay sahibiyle şirket arasında hakkaniyete göre paylaştıracağını düzenler; hüküm, uğradığı zarar karşısında hareketsiz kalan şirketin yerine dava açan pay sahibinin dava masrafları nedeniyle davadan vazgeçmesini önlemeyi amaçlar. Somut olayda davacı haksız bulunduğundan, davacı aleyhine avukatlık ücretine hükmedilmesi yerindedir.

Sonuç: ret

Kavramlar: yönetici sorumluluğu, doğrudan zarar, dolaylı zarar, uygun illiyet bağı, ispat yükü, borca batıklık, ara bilanço, sermaye artırımı, rüçhan hakkı, tedbirli yönetici özeni, ibra

Emsal değeri: Yöneticilerin TTK 375/1-g ve 376 kapsamındaki borca batıklık bildirimi yükümlülüğünü ihlal etmesinin, sonradan sermaye artırımıyla borca batıklık izale edilip zarar doğmadığında tek başına sorumluluk doğurmayacağı; ve rüçhan hakkını kullanmayarak sermaye artırımına iştirak etmeyen pay sahibinin doğrudan zarara uğradığının kabul edilemeyeceği yönünden bölgesel ve ikna edici emsal değeri taşır.

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2023/982

KARAR NO 2026/1027 TÜRK MİLLETİ ADINA — İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 28/04/2022

NUMARASI 2021/59 Esas - 2022/288 Karar

DAVA

Tazminat(Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)

DAVA TARİHİ 28/01/2021

İSTİNAF KARAR TARİHİ 03/06/2026

Davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; davalıların dava dışı ... AŞ'nin 2015-2020 yılları arasında görev yapan yönetim kurulu üyeleri olduğunu, yönetim kurulu üyesi davalı ... ile ...'ın aynı zamanda şirketi doğrudan ya kontrol eden pay sahipleri olduğunu, davalı ... ile ...'nın ise pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyeleri olduğunu, davacı ...'ın dava konusu faaliyet dönemlerinde azlık pay sahibi olduğunu, davalı ... ve ...'ın 14.12.2014-14.07.2020 arasında, davalı ...'nün 14.12.2014-18.02.2016 arasında, davalı ...'nın ise 18.02.2016-14.07.2020 arasında yönetim kurulu üyeliklerinden kaynaklanan kusurlu eylem ve işlemleri ile şirkete ve davacıya doğrudan verdikleri zarardan dolayı sorumlu olduklarını, dava dışı ...şirketinin davacının babası İbrahim ...

tarafından kurulmuş olan... ... iştiraki olduğunu, şirketin kurucusu İbrahim ...'ın 18.11.2014 tarihinden vefat ettiği 02.02.2016 tarihine kadar vasi olarak davalı ... tarafından temsil edildiğini, yönetim kurulu başkan yardımcısı davalı ...'ın 18.12.2014 tarihi itibarıyla vasi olarak atanmasından sonra diğer davalı ... ile birlikte tüm grup şirketlerinin pay çoğunluğunun getirdiği hakimiyet gücü ile kontrolü eline aldığını, şirket varlıklarının tamamını kendi şahsi malvarlığı gibi kullandığını, şirketi sebepsiz harcamalar ve fiktif işlemlerle borçlandırarak aktiflerini ve sermayelerini davacıya zarar vermek amacıyla erittiklerini, bu süreçte davalı ... ile ...'ın tüm grup şirketlerinde olduğu gibi davalı şirkette de gerek şahsi payları, gerekse kontrol ettikleri grup şirketi ve büyük pay sahibi tüzel kişi olarak...

... AŞ'deki pay ve yönetimdeki kontrol güçleri nedeniyle yönetimi belirleme ve genel kurulda karar alabilme gücüne sahip olup, hakim ortak durumunda olduklarını, davacının rüçhan hakkını engelleyerek usulsüz sermaye artırımı yapan ve davacının payını cüzi mertebelere indiren davalıların bu haksız teşebbüslerinin davacı tarafından açılan iptal davaları ile mahkemelerce iptal edildiğini, bu kapsamda İstanbul 4. ATM'nin 2016/1167 esas, İstanbul 8. ATM'nin 2016/1164 esas, İstanbul 16. ATM'nin 2021/8 esas, İstanbul 6. ATM'nin 2015/401 esas, İstanbul 3. ATM'nin 2015/404 esas, İstanbul 13. ATM'nin 2015/1006 esas, İstanbul 1. ATM'nin 2019/465 esas, İstanbul 9. ATM'nin 2015/1247 esas, İstanbul 9. ATM'nin 2016/591 esas, İstanbul 6.

ATM'nin 2019/248 esas, İstanbul 2. ATM'nin 2017/846 esas sayılı dosyasında davalar bulunduğunu, dava dışı ...şirketinin 14.07.2020 tarihinde yapılan sermaye artırımından önce davacının şirketin toplam 4.000.000-TL sermayesinin 666.686,70-TL tutar karşılığı 66.668,67 adet hissesiyle azlık sahip pay sahibi olduğunu, davalıların şirketi borçlandırıp aktiflerini ve sermayesini yok ettiklerini, şirketin karlılığının düştüğünü, son iki yılda ise lojistik hizmetlerinin maliyetini bile karşılayamadığını, nakit krizinin grup içi şirketlerden finansman sağlanarak aşılmaya çalışıldığını, bu şirketlere olan borçların belirgin bir şekilde arttığını, 31.12.2015 tarihli bilançoya göre şirketin öz varlıklarının eksiye düştüğünü, ancak davalıların TTK'nın 376.

maddesi gereği alınması gereken tedbirleri almayarak şirketin iflas durumuna sokulduğunu, bu kapsamda davalıların genel kurulu toplantıya çağırma, sermayenin üçte bir ile yetinme ya da sermayeyi tamamlama yükümlülüklerini yerine getirmediklerini, bu şekilde şirketin sermayesinin tamamen yitirildiğini, 05.09.2016 tarihli genel kurulda sermaye artırım kararı alındığını, ancak kararın gereklerinin yerine getirilmediğini, bu nedenle sonraki yıllarda da şirketin zararının arttığını, davalıların TTK'nın 375. maddesi gereğince borca batıklık durumunu mahkemeye bildirmeyerek yükümlülüklerini kasten ihlal ettiklerini, bu nedenle şirketin zarar gördüğü gibi sermayesini kaybeden müvekkilinin de zarar gördüğünü, oluşan zarardan davalı yöneticilerin sorumlu olduğunu belirterek, HMK'nın 107/I maddesi uyarınca belirsiz alacak davası kapsamında şirketin uğradığı zarar bakımından 50.000-TL'nin avans faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsili ile şirkete ödenmesine, müvekkilinin doğrudan zararı bakımından 50.000-TL tazminatın avans faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalılar vekili; olayda belirsiz alacak davası koşullarının bulunmadığını, davanın zamanaşımına uğradığını, TTK'nın 558/2 maddesi gereğince olumlu oy kullanmış pay sahibi dışında kalanların ibra tarihinden itibaren 6 ay içerisinde dava hakkını kullanabileceğini, somut olayda dava dilekçesinde işaret edilen dönemler bakımından hak düşürücü sürenin dolduğunu,davacının 10.12.2014 tarihine kadar şirkette yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığını, 10.12.2014 ve sonraki yıllarda yönetim kurulu üyelerinin genel kurullarda ibra edildiğini, bu nedenle ibra konusu hesap dönemi için tazminat talep edilemeyeceğini, davacının şirketin 10.12.2014, 29.09.2015, 30.03.2016, 15.05.2018, 03.04.2019 ve 14.07.2020 tarihli genel kurul toplantılarına katıldığını, bu genel kurullarda müvekkillerinin ibra edildiğini, müvekkillerinin 2015 yılı faaliyet dönemine ilişkin olarak davacının da olumlu oyuyla ibra edildiğini, 2016, 2017 ve 2018 yılı faaliyet dönemleri bakımından da müvekkilleri ibra edilmiş olup, davacının iptal davası açmadığını, bu nedenle davacının 2015, 2016, 2017 ve 2018 faaliyet yılları bakımından sorumluluk davası açmasının mümkün olmadığını, 2019 faaliyet dönemi bakımından müvekkillerinin 14.07.2020 tarihinde yapılan genel kurulda ibra edildiğini, davacının bu döneme ilişkin olarak 6 aylık hak düşürücü süre içinde dava açmadığını, ispat yükü davacı üzerinde olup, dava dilekçesinde bu hususta bir açıklama bulunmadığını ve iddia edilen işlemlerin hukuka aykırılığı ile zarar arasındaki illiyet bağının ortaya konulmadığını, dava dilekçesinde şirketin sermaye ve karlılık oranları dışında hiç bir zarar verici işleme işaret edilmediğini, şirketin verilerindeki iyileşme veya kötüleşmenin yöneticilerin verdiği zararla bağlantılı bir olgu olmadığını, sermaye artırımı kararının pay sahibine doğrudan zarar veremeyeceğini, davacı rüçhan hakkını kullanmayıp sermaye artırımına katılmamış olsa dahi işlemin davacının mal varlığını azaltmayıp artırdığını, müvekkilleri ...

ve ...'nın şirketin mali ve idari konularında herhangi bir kararı veya eyleminin olmadığını, davacının rüçhan hakkının engellenmediğini ve kısıtlanmadığını, şirketin sermayesi 4.000.000-TL iken 30.09.2017 tarihli bilançosuna göre öz kaynakları 5.125.000-TL sermaye avansı dahil 8.283.592-TL ekside olduğunu, öncesinde şirketin sermaye artışı yapması gerekliliğinin davacı tarafından bilindiğini, 05.09.2016 tarihli genel kurulda rüçhan hakkı kullandırılmasına muhalif kaldığını, ancak sermaye artırımı kararının ticaret sicilince tescil edilmediğini, ancak davacının genel kurul kararına karşı iptal davası açmadığını, 14.07.2020 tarihli genel kurulda şirketin 4.000.000-TL sermayesinin 33.000.000-TL'ye çıkarıldığını, davacının yapılan sermaye artırımı akabinde usulü dairesinde rüçhan hakkını kullanmaya davet edildiğini, ancak bildirilen sürede rüçhan hakkını kullanmadığını, davacının bilgi edinme hakkının engellenmediğini, davacının yönetim kurulunda görev yaptığı 2014 yılı itibarıyla şirketin net işletme sermayesinin eksi 4.8 milyon TL olduğunu, ekonomideki yaşanan olumsuzluklar sebebiyle Türkiye ekonomisindeki büyüme hızının da yine davacı tarafın belirttiği gibi 2019 yılına gelinceye kadar düştüğünün doğru olduğunu, uluslararası ticaretin yoğun yaşandığı birçok ülkede çoğu sektörün krizden olumsuz yönde etkilendiğini, krizden etkilenen sektörlerden birinin de lojistik sektörü olduğunu, lojistik sektöründe yaşanan ve süregelen olumsuzlukların derinleştiğini, sektörde tanınmış birçok şirketin ya konkordato yoluna gittiğini ya da iflas ettiklerini, şirketler topluluğunda grup içi borçlanmaların hukuka uygun bir finansman aracı olduğunu, bu kapsamda şirketin grup şirketlerine ve...

...'e borçlanmasının şirkete zarar verildiğinin değil, yarar sağlandığının göstergesi olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin TTK'nın 376 maddesi uyarınca üzerine düşen görevi vaktinde yerine getirdiklerini, müvekkillerinin 2016 ve 2020 yılındaki genel kurul toplantı çağrılarının bu görevin ifası niteliğinde olduğunu, 2020 yılında yapılan sermaye artırımının da pay sahibi... ...'in şirketten olan alacaklarının esas sermayeye eklenmesi yoluyla yapıldığını, şirketin net işletme sermayesinin 2015 öncesinde de ekside olduğunu, şirketin karlılığının 2018 yılına kadar istikrarlı şekilde arttığını, 2018 yılında ülkemizde yaşanan siyasi ve ekonomik dalgalanmalar nedeniyle şirketin zarara döndüğünü, şirketin davacının yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı 30.09.2014 ve öncesinde de borca batık durumda olduğunu belirterek, davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI

Mahkemece; düzenlenen bilirkişi kök ve ek raporlarında da belirtildiği üzere, şirketin davalıların henüz yönetimde olmadığı 2014 yılından itibaren zarar etmeye başladığı, 2014 yılından itibaren şirketin kurucusu ve hakim ortağı İbrahim ...'ın hastalanması, vasi atanması ve sonra vefatı ile birlikte şirketin duraklama ve gerileme sürecine girdiği, şirketin 2014-2020 yılları arasında geçen 7 yıl boyunca zarar ettiği, öz sermayesinin ekside olduğu, son yıllarda banka borçlarını sıfırladığı, satıcılara borçları radikal şekilde azalttığı, ortaklara borçları ise yapılan sermaye artırımıyla şirketin teknik iflas/borca batıklık durumunun izale edildiği, şirketin zarar etmesinin ve mali durumunun bozulmasının şirketin kendi dinamiklerinden ve 2014-2020 dönemindeki sektörel dalgalanmalardan kaynaklandığı, şirketin genel kurul toplantı tutanaklarının incelenmesinden, 2014 yılından itibaren şirketin zarar gösteren bilanço ve gelir tabloları her yıl genel kurul toplantılarında müzakere edildiği ve davacının muhalefetiyle kabul edildiği ve davalı yöneticilerin de oy çokluğuyla ibra edildiği, bu durumun, şirketin sürekli zarar ettiğinin, yıllık bilançoya göre borca batık olduğunun genel kurullarda tartışıldığını ve gerek davacı gerekse davalılar tarafından bilindiğini gösterdiği, nitekim 05.09.2016 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurulda iyileştirici önlem olarak, sermaye artırımı kararı alınmış ise de bu sermaye artışı ticaret siciline tescil edilmediği için geçerlilik kazanmadığı, davalı yönetim kurulu üyelerinin 2015'tarihinden itibaren şirketin yıllık bilançoları borca batıklığa işaret ettiği halde aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkarmadıkları ve ara bilançonun borca batıklık göstermesi halinde mahkemeden şirketin iflasını istemedikleri için kusurları bulunsa da, bununla birlikte davalı yönetim kurulu üyelerinin dava konusu edilen 2015-2020 döneminde sermaye kaybını veya borca batıklığı izale etmeye yönelik önlemler aldıkları, özellikle de sermaye artırımı yaparak şirketin teknik iflas/borca batılık durumundan kurtarmak için çaba harcadıkları, dava tarihinden önce 2020 yılı sonu itibariyle sermaye artırımı yaparak şirketin sermayesini 4.000.000-TL'den 33.000.000-TL'ye yükselttikleri, ortaklara borçlar hesabını ve banka kredi borçlarını kapattıkları, 320 satıcılar hesabı borçlarını ise radikal şekilde azalttıkları, düzenlenen gerek bilirkişi heyet kök raporuna gerekse mali bilirkişi tarafından düzenlenen rapora yönelik davacı taraf itirazda bulunmuş olup, şirket kayıtları üzerindeki incelemenin ara karar doğrultusunda mali bilirkişi tarafından yapılması bu nedenle bilirkişi kök raporu ile mali bilirkişi tarafından yapılan inceleme neticesinde düzenlenen ayrık rapor ve bilirkişiler tarafından düzenlenen raporların birbiriyle uyumlu, dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli bulunması nedeniyle, davacı tarafın rapora itirazlarının ve yeni rapor alınması talebinin reddine karar verildiği, davacı tarafça davalıların kusurlu ve ihmali eylemleri nedeniyle hem şirketi hem de şirket hissedarı olan kendisini zarara uğrattıkları iddia edilmiş ise de, bilirkişi raporlarındaki tespitler karşısında, davalıların yöneticisi olduğu 2015 ila 2020 yıllarını kapsayan dönemde davalı yönetim kurulu üyelerinin, şirketi ve davacıyı zarara uğrattıklarına dair somut bir olgu bulunmadığı, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun birlikte bulunması gereken koşullarından kusur ve kusur ile zarar arasında uygun illiyet bağının ispat edilemediği, şirketin zararı olsa dahi, bu zararın davalıların kusurundan doğduğuna ve yönetim kurulu üyelerinin TTK 369 anlamında tedbirli bir yöneticinin özeniyle davranmadıklarına, dürüstlük kuralına ve şirket menfaatlerine uygun hareket etmediklerine dair dosya kapsamına yansıyan somut bir delilin bulunmadığı, aksine şirketin zararının kendi dinamiklerinden ve sektörel nedenlerden kaynaklı olduğu, davacının şahsi zararına yönelik davalıların şirketi yönetirken yönetim yetkisi ve güçlerini kötüye kullandıklarına, şirket varlıklarının tamamını kendi şahsi malvarlıklarıymış gibi kullanıp yararlandıklarına, şirketi sebepsiz harcamalar ve fiktif işlemlerle borçlandırarak aktiflerini ve sermayesini davacıya zarar vermek amacıyla erittiklerine ve davacıyı dışlayarak ona zarar verdiklerine dair iddialarında ispata elverişli somut delillerle ortaya konulmadığından, davacının doğrudan zararları yönünden kusur ve uygun illiyet bağı dışında, zararın doğduğuna ilişkin ispatın sağlanmadığı sabit olup, sonuç olarak davalı yönetim kurulu üyelerinin dava konusu şirketi yönettikleri esnada kanuna veya esas sözleşmeye aykırı davrandıklarına ve böylece şirketi ve davacıyı zarara uğrattıklarına yönelik iddialar ve zararın varlığının somut delillerle ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

Davacı vekili; hükme esas alınan bilirkişi raporunun kurul halinde hazırlanmadığını, bilirkişiler bir araya gelmediğinden ayrı ayrı rapor düzenlendiğini, raporların soyut ve denetlenemez nitelikte olduğunu, bu nedenle bilirkişi raporu dikkate alınarak hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, davalı yönetim kurulu üyelerinin şirketin sermaye kaybı yaşamaya başladığı 2015 yılından itibaren işletmesel ve mali tedbirler alması halinde şirketin zararının artmayacağını ve öz varlıklarını kaybetmeyeceğini, şirketin 14.07.2020 tarihli genel kurulunda alınan sermaye artırım kararının İstanbul 15. ATMnin 2022/336 esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda batıl olduğunun tespit edildiğini, davalılar tarafından şirketin öz kaynak kaybına rağmen hiç bir iyileştirici tedbir alınmadığını, bu nedenle 2015-2019 yılları arası dönemde şirketin öz kaynağının eksi 979.286,60-TL'den eksi 34.644.760,64-TL'ye düştüğünü ve farkın zarar olarak dikkate alınması gerektiğini, bu zararın tamamen davalıların işlemlerinden kaynaklandığını, davalıların TTK'nın 376.

maddesindeki yükümlülüklerini yerine getirmediklerinin kök bilirkişi raporunda kabul edildiğini, davalıların içini boşalttıkları şirketin değersiz hisselerini davacının rüçhan haklarını ihlal ederek sermaye artırımı ile kayıt üzerinde alacaklı hale getirdikleri... ... ve Yurtiçi İnşaat şirketine geçirerek, hem şirketleri hem de davacıyı zarara uğrattıklarını, bu sermaye artırımı sonucunda müvekkilinin şirketteki %16,67 olan pay oranının %0,02020'ye düşürülmesinin davacının zararı olduğunu gösterdiğini, davalıların kusurunun kanıtlandığını, ancak davalıların zarar doğurucu işlemlerde kendilerinden beklenen özeni gösterdiklerini ispatlayamadıklarını, muvazaalı şekilde... ... hesaplarından Yurtiçi İnşaat hesabına aktarılan 24.168.600-TL'nin de zararı kapatmaya yetmediğini, bu transferin amacının...

...'de hissesi bulunan müvekkiline kar dağıtmamak olduğunu, somut olayda yönetici sorumluluğunun tüm şartlarının mevcut olduğunu, yine dava konusu edilen zararın büyük kısmı şirkete ilişkin olmasına rağmen mahkemece TTK'nın 55/2 maddesi gözardı edilerek davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava, yönetici sorumluluğuna dayalı olarak dava dışı şirketin ve davacı pay sahibinin uğradığı iddia edilen zararın şirket yöneticisi davalılardan tahsili istemine ilişkindir. TTK'nın 553. maddesi uyarınca; şirket yöneticileri yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Yöneticinin ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların da dolaylı zarar görmesine yol açar. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların ve alacaklıların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur.

TTK'nın 553. maddesi uyarınca şirket alacaklıları, şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açabilir. Söz konusu davanın açılıp görülebilmesi için oluştuğu iddia olunan zararın doğrudan ya da dolaylı zarar niteliğinde olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Şirket ortağı veya alacaklısı konumunda olan üçüncü şahısların sorumluluk davası yolu ile kendileri adına istemde bulunabilmelerinin koşulu, oluştuğu ileri sürülen zararın, doğrudan zarar niteliğinde olmasıdır. Şirket yöneticilerinin, şirketin almış olduğu borcu ya da başkaca edim yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla şirketi atıl kılarak acz içine düşürmeleri hali, üçüncü kişiler yönünden doğrudan zarar niteliğinde olup, bunun dışında kalan ve dolaylı zarar olarak nitelendirilebilecek hususlarda ortakların veya alacaklıların, ancak yöneticilerin ödeyeceği tazminatın şirkete verilmesi yönünde istemde bulunmaları mümkündür.

Bu dava durumuna göre, 6098 sayılı TBK'nın 49. madde hükmündeki haksız fiilden doğan genel hükümlere veya şirketler hukukundaki özel hükümlere dayanılabilir. Davacı tarafça; dava dışı şirketin öz varlığının eksiye düşmesine ve zararının artmasına rağmen yönetim kurulu üyesi olan davalıların gerekli önlemleri almayarak şirketi zarara uğrattıkları, ayrıca usulsüz sermaye artırımı yapıp davacıya rüçhan hakkını kullandırmayarak davacının da doğrudan zarara uğratıldığı ileri sürülmüştür. Mahkemece dava dışı ... AŞ'nin ticari defterleri üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 02.08.2021 tarihli bilirkişi kurulu raporunda; şirketin 31.12.2014 tarihli bilançosunda öz kaynakları eksi 979.286,60-TL olup dönem net zararının 3.350.451,02-TL olduğu, 31.12.2015 tarihli bilançosunda öz kaynakları eksi 9.402.173,52-TL olup dönem net zararının 8.422.886,92-TL olduğu, 31.12.2016 tarihli bilançosunda öz kaynakları eksi 9.315.828,07-TL olup dönem net zararının 5.038.654,55-TL olduğu, 31.12.2017 tarihli bilançosunda öz kaynakları eksi 9.914.195,15-TL olup dönem net zararının 598.367,08-TL olduğu, 31.12.2018 tarihli bilançosunda öz kaynakları eksi 20.246.948,30-TL olup dönem net zararının 10.332.753,15-TL olduğu, 31.12.2019 tarihli bilançosunda öz kaynakları eksi 34.644.760,64-TL olup dönem net zararının 14.397.812,34-TL olduğu, 31.12.2020 tarihli bilançosunda öz kaynakları eksi 7.972.152,39-TL olup dönem net zararının 3.454.437,36-TL olduğu, şirketin 2014-2020 arası tüm yıllarda zarar ettiği, ilgili yıllarda satışların azalışı, maliyet artışı ve borçlanma giderlerinin zararın oluşmasına neden olduğu, incelenen ortaklardan alacaklar hesabına göre şirket varlıklarının ortaklara kullandırılmasının söz konusu olmadığı, şirketin ticari alacaklarının yıllar itibariyle azaldığı, hesaplarda ve grup şirketleri ile olan işlemlerde fiktif bir işlem tespit edilmediği, 31.12.2020 itibariyle şirketin ortaklarına borcunun bulunmadığı, 14.07.2020 tarihli genel kurulda şirketin sermayesinin 4.000.000-TL'den 33.000.000-TL'ye çıkarılmasına karar verildiği, ...

... dışındaki ortakların rüçhan haklarını kullanmaktan feragat ettiği, ... ...'in sermaye artış taahhüdü olan 24.168.600-TL'nin ortaklar cari hesabındaki alacağından karşılanmasına karar verildiği, yapılan ihtarlara rağmen davacının rüçhan hakkını kullanmadığı, bunun üzerine artan sermaye tutarı olan 29.000.000-TL'nin tamamının şirket ortağı... ... tarafından karşılandığı, davalı yönetim kurulu üyelerinin 2020 sonu itibariyle şirketin ortaklara borçlar hesabını ve banka kredi borçlarını sıfırladıkları, satıcılar hesabı borçlarını ise azalttıkları, davalı yönetim kurulu üyelerinin görev yaptıkları 2014-2020 dönemine ilişkin şirketin ticari defter ve kayıtlar üzerinde yapıları inceleme sonuçlarına göre, davalıların şirketi yönetirken tedbirli bir yöneticinin özeniyle davranmadıklarına ve şirketin menfaatlerini gözetmediklerine, böylece kanuna ve esas sözleşmeye aykırı davranarak kusurlarıyla şirkete zarar verdiklerine dair bir tespitin bulunmadığı, şirketin 2014-2020 döneminde zarar etmesinin, şirketin kendi iç dinamiklerinden ve sektörel dalgalanmalardan kaynaklandığı, davalı yönetim kurulu üyelerinin 2015-2020 yılları genel kurullarında davacının muhalefeti ve oy çokluğu ile ibra edildikleri, şirketin sürekli zarar ettiğinin ve bilançoya göre borca batık olduğunun genel kurullarda tartışıldığı ve taraflarca bilindiği, şirketin 2015-2020 dönemindeki yıllık bilançosu TTK 376/3'de düzenlenen borca batıklığa işaret ettiği halde aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden bilanço çıkarılması ile gerçek anlamda bir borca batıklık tespiti yapılmadığı, bu durumun TTK 375/1/g ve 376/3 maddelerinde düzenlenen görevin ihmali olarak değerlendirilebileceği, bununla birlikte davalıların borca batıklığı izale etmeye yönelik önlemler aldıkları, sermaye artırımı yaparak şirketi teknik iflastan kurtarmaya çalıştıkları, nihayet dava tarihi öncesinde 2020 yılında sermaye artışı yaparak şirketin ortaklara ve bankalara olan borçlarını sıfırladıkları, bu nedenle bir zarar doğmadığı, şirketin iflası halinde pay sahiplerine bir artı değer kalmayacağından, dava tarihi itibariyle gelinen aşamada şirketin ya da davacının doğrudan zararından söz edilemeyeceği, davalıların davacıyı zarara uğratacak işlem ve eylemlerinin tespit edilemediği görüşü bildirilmiştir.

Davacı tarafın itirazı üzerine yapılan yerinde inceleme sonucunda bilirkişi kurulunda bulunan mali müşavir bilirkişi tarafından düzenlenen 31.01.2022 tarihli bilirkişi ek raporunda; yapılan yerinde inceleme sonucunda kök raporda ulaşılan mali hususlardaki görüş ve kanaatlerinde bir değişiklik bulunmadığı bildirilmiştir. Bilirkişi kurulundaki diğer iki bilirkişi tarafından düzenlenen 16.03.2022 tarihli ek raporda ise; mahkemece mali bilirkişiye yerinde inceleme yetkisi verilmesi nedeniyle yerinde incelemeye iştirak edilmediği, yönetim kurulu üyelerinin TTK 376. maddesinden kaynaklanan borca batıklık bildirimini ihmal etmesinin, geçen sürede şirketin mali durumu düzeltilerek borca batıklıktan kurtulması halinde, şirketin veya davacının doğrudan bu sebeple bir zarar gördüğü ispat edilmedikçe, sorumluluk doğurmayacağı, dava tarihi itibariyle şirketin sermaye kaybı ve borca batıklığının izale edildiğinin tespit edildiği, tarafların tek tek değerlendirilen beyan ve itirazları sebebiyle kök rapordaki tespit, değerlendirme ve kanaatlerinde bir değişiklik olmadığı görüşü bildirilmiştir.

TTK'nın 376. maddesinde; " (1) Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu, genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar. (2) Son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhâl toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer. (3) Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim kurulu, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır.

Bu bilançodan aktiflerin, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde, yönetim kurulu, bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirir ve şirketin iflasını ister. Meğer ki, iflas kararının verilmesinden önce, şirketin açığını karşılayacak ve borca batık durumunu ortadan kaldıracak tutardaki şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklıların sırasından sonraki sıraya konulmasını yazılı olarak kabul etmiş ve bu beyanın veya sözleşmenin yerindeliği, gerçekliği ve geçerliliği, yönetim kurulu tarafından iflas isteminin bildirileceği mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanmış olsun. Aksi hâlde mahkemeye bilirkişi incelemesi için yapılmış başvuru, iflas bildirimi olarak kabul olunur." hükmü düzenlenmiştir.

Bu hükme göre; son yıllık bilançodan sermaye ve kanuni yedek akçelerin yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığının anlaşılması halinde yönetim kurulu genel kurulu toplantıya çağırmak ve genel kurulda iyileştirici önlemleri sunmakla yükümlüdür. Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının 2/3’ünün karşılıksız kaldığının anlaşılması halinde ise, derhal toplantıya çağrılması gereken genel kurul sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erecektir. Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretlerin bulunması halinde de, yönetim kurulunca ara bilanço çıkarılması, bu bilançodan aktiflerin şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde, yönetim kurulunca durumun şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirilerek şirketin iflasının istenilmesi gerekmektedir.

TTK'nın 375/1-g bendinde de yönetim kurulunun görev ve yetkileri arasında, borca batıklık durumunun varlığında mahkemeye bildirimde bulunulması da sayılmıştır. Somut olayda ispat yükü, davalı yöneticilerin kusuru nedeniyle şirketin ve doğrudan kendisinin zarara uğradığını iddia eden davacı üzerinde olup, davalı yöneticilerin yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal ettiğinin ve buna bağlı olarak davacının ve dava dışı şirketin zarara uğradığının davacı tarafça ispatlanması gerekmektedir. Dava dışı şirketin bilirkişilerce incelenen ticari defterleri sonucunda; şirketin 31.12.2014 tarihli bilançosunda öz kaynakları eksi 979.286,60-TL olup dönem net zararının 3.350.451,02-TL olduğu, devam eden tüm yıllarda da şirketin zarar etmeye devam ettiği, zararın oluşumunda ilgili yıllarda satışların azalması, maliyet artışı ve borçlanma giderlerinin etken olduğu, ortaklardan alacaklar hesabına göre şirket varlıklarının ortaklara kullandırılmasının söz konusu olmadığı, şirketin hesaplarında ve grup şirketleri ile olan işlemlerde fiktif bir işlem tespit edilmediği, 31.12.2020 itibariyle şirketin ortaklarına borcunun bulunmadığı, 14.07.2020 tarihli genel kurulda şirketin sermayesinin 4.000.000-TL'den 33.000.000-TL'ye çıkarılmasına karar verildiği, sermaye artışı sonucunda 2020 sonu itibariyle şirketin ortaklara borçlar hesabını ve banka kredi borçlarını sıfırladığı, satıcılar hesabı borçlarının azaldığı, şirketin 2014-2020 döneminde zarar etmesinin, ekonomik koşullardan kaynaklandığı, davalı yönetim kurulu üyelerinin 2015-2020 yılları genel kurullarında davacının muhalefeti ve oy çokluğu ile ibra edildikleri, şirketin sürekli zarar ettiğinin ve bilançoya göre borca batık olduğunun genel kurullarda tartışıldığı ve taraflarca bilindiği, şirketin 2015-2020 dönemindeki yıllık bilançosu TTK 376/3'de düzenlenen borca batıklığa işaret ettiği halde aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden bilanço çıkarılması ile gerçek anlamda bir borca batıklık tespiti yapılmadığı, bu durumun TTK 375/1/g ve 376/3 maddelerinde düzenlenen görevin ihmali olarak değerlendirilebileceği, ancak davalıların borca batıklığı izale etmeye yönelik önlemler aldıkları, sermaye artırımı yaparak şirketi teknik iflastan kurtarmaya çalıştıkları, nihayet dava tarihi öncesinde 2020 yılında sermaye artışı yaparak şirketin ortaklara ve bankalara olan borçlarını sıfırladıkları, bu nedenle bir zarar doğmadığı, şirketin iflası halinde pay sahiplerine bir artı değer kalmayacağından, dava tarihi itibariyle gelinen aşamada şirketin ya da davacının doğrudan zararından söz edilemeyeceği tespitleri yapılmıştır.

Bu haliyle şirketin mevcut bilançolarının borca batıklık durumunu işaret ettiği, ancak davalı yönetim kurulu üyelerince TTK'nın 375 ve 376. maddelerinde düzenlenen borca batıklık tespiti, ara bilanço çıkarılması ve mahkemeye başvuru yükümlülüklerini yerine getirmedikleri sabittir. Ancak davalı yöneticilerin sorumluluğuna hükmedilebilmesi için, ortada bir zarar bulunması gerekmekte olup, bilirkişi kök ve ek raporlarında da tespit edildiği üzere, yapılan sermaye artırımı sonucunda şirketin mali durumu düzeltilerek sermaye kaybının önlendiği ve borca batıklıkdan kurtarıldığı sabittir. Şirketin zararda olması ile davalı yöneticilerin işlemleri arasında illiyet bağı kurulması zorunludur.Davalı yöneticilerin açıklanan eylemleri dışında, yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal ettiğine yönelik başkaca bir iddia ve delil de ileri sürülmemiştir.

Davacının doğrudan zarar iddiası ise; usulsüz sermaye artırımı yapılarak davacıya rüçhan hakkının kullandırılmaması olgusuna dayandırılmıştır. Şirketin 05.09.2016 tarihli genel kurulda 4.000.000-TL olan sermayenin 5.000.000-TL artırılarak 9.000.000-TL'ye çıkarılmasına dair davacının muhalefetiyle oy çokluğuyla karar alındığı, ancak kararın Ticaret Sicil Müdürlüğünce şirketin teknik iflastan çıkabilmesi için sermayenin en az 14.704.250-TL olması gerektiği gerekçesiyle tescil edilmediği, şirketin 14.07.2020 tarihli genel kurulunda bu kez 4.000.000-TL olan sermayenin 33.000.000-TL'ye çıkarılması bakımından davacının muhalefeti ve oy çokluğu ile karar alındığı, davacının sermaye artırımına iştirak için rüçhan hakkını kullanmaya iki ayrı ihtarname ile davet edilmesine rağmen rüçhan hakkını kullanmadığı anlaşılmaktadır.

Davacı tarafça söz konusu genel kurul kararına karşı bir iptal davası da açılmamıştır. Sermaye artırımı kararının şirketin içinde bulunduğu durumdan çıkarılması amacıyla yapıldığı sabit olup, davalı yöneticilerin davacı ortağa zarar verme kastıyla hareket ettikleri kanıtlanamamıştır.Bu halde sermaye artırımına rüçhan hakkını kullanmayarak iştirak etmeyen davacının, sermaye artırımı sonucunda zarara uğradığının kabulü mümkün değildir. Bilirkişi kök ve ek raporları birbirini doğrular nitelikte olup, kök rapora itiraz üzerine bilirkişilerce ayrı ayrı ek rapor düzenlenmiş olsa da, bilirkişilerin görev alanları itibariyle mali değerlendirmeler ile hukuki ve teknik değerlendirmelerin ayrı ayrı ek rapor halinde sunulduğu ancak görüşlerin çelişki teşkil etmediği belirlenmiştir.

Yine TTK'nın 555/2 maddesi; "Pay sahibinin açtığı davayı hukuki ve maddi sebepler haklı gösterdiği takdirde, mahkeme, dava giderleriyle avukatlık ücretini, bu giderler davalıya yükletilemediği hâllerde, davacı pay sahibiyle şirket arasında, hakkaniyete göre paylaştırır." hükmünü haizdir. Bu hüküm ile pay sahibi uğradığı zarar karşısında hareketsiz kalan şirketin yerine davayı açacağı için, dava masrafları nedeniyle davadan vazgeçmesinin önlenmesi amaçlanmıştır. Somut olayda ise davacı haksız bulunmakla, davacı aleyhine avukatlık ücretine hükmedilmesi yerindedir. Açıklanan nedenlerle, karara ilişkin istinaf sebebleri yerinde olmayan davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 732-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 179,90-TL harcın mahsubu ile kalan 552,10-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davacı tarafından yapılan giderlerin kendisi üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yasa yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 03/06/2026

İlişkili maddeler

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/istanbul-bam-12-hukuk-dairesi-2023-982-2026-1027 — erişim: 20.07.2026

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.