6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Gerçek ve kamuyu ilgilendiren haberde kötüleme yoksa haksız rekabet doğmaz

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi 2023/1001 E. 2026/1028 K. · 03.06.2026 · istinaf başvurusunun esastan reddi · temyiz yolu açık

Kural

Kamuya mal olmuş bir şirketin faaliyetine ilişkin, gerçeğe uygun ve kamuyu ilgilendiren bir haber; hakaret, küçük düşürme veya kötüleme kastı taşımadığı, veriliş biçimi nesnel ölçütlere uygun olup özle biçim arasında ölçülülük korunduğu sürece, orta yetenekteki olağan muhatap ölçütüne göre TTK'nın 55/(1)-a-1 maddesi anlamında yanlış/yanıltıcı/gereksiz yere incitici (kötüleme) sayılmaz ve basın özgürlüğü kişilik haklarına üstün tutularak haksız rekabetin varlığından söz edilemez.

Ele alınan meseleler

Haber yazısının haksız rekabet (kötüleme) niteliği taşıyıp taşımadığı ve basın özgürlüğü karşısında kişilik haklarına saldırı oluşturup oluşturmadığı

TTK'nın 55/(1)-a-1 maddesindeki kötüleme yoluyla haksız rekabetin varlığı için, başkasının şahsı, malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya ticari işleri hakkında bir açıklamanın bulunması ve bu açıklamanın yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici olması gerekir. Yanlış açıklama gerçekle bağdaşmayan; yanıltıcı açıklama muhatabında olumsuz/değişik izlenim bırakan; gereksiz yere incitici açıklama ise içeriği doğru olsa bile amacını aşarak olumsuz intiba yaratan açıklamadır. Bir açıklamanın yanlışlığı gerçekle bağdaşıp bağdaşmadığına göre; yanıltıcı veya gereksiz yere incitici olup olmadığı ise belirli kişilerin değil, orta yetenekteki olağan muhatabın algısına göre belirlenir; gerçek dahi olsa teamülün tanıdığı tolerans sınırı aşılırsa açıklama haksız rekabet teşkil eder. Basın özgürlüğü (5187 sayılı Basın Kanunu m.3, Anayasa m.26-27-28, AİHS m.10) kapsamında basının temel görevi kamuoyunu aydınlatmaktır; ancak basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi için haberin gerçeğe uygun olması, haber niteliği taşıması, veriliş biçiminde nesnel ölçütlere uyulması ve özle biçim arasında ölçülülük bulunması gerekir; gereksiz/tahrik edici, husumet ve kuşku yaratıcı üslup kullanıldığında özle biçim dengesi bozulur ve hukuka aykırılık doğar (TBK m.58). Somut olayda dava konusu yazıda hakaret içeren, küçük düşürücü veya kötüleme kastı taşıyan bir unsur bulunmadığı; yazının yazıldığı dönemde davalı şirketin bankadan aldığı promosyonu çalışanlarına ödemediği yönündeki durumun ilgili havacılık sendikasınca eleştirildiği ve bir milletvekilince TBMM'de soru önergesiyle gündeme getirildiği, nihayetinde promosyon ödemesinin yapıldığı anlaşılmakla, yazının gerçeğe uygun ve kamuyu ilgilendirmesi nedeniyle haber niteliği taşıdığı, haberin veriliş şeklinin nesnel ölçütlere uygun ve özle biçim arasında dengenin bulunduğu, kötüleme niteliği taşımadığı dikkate alındığında haksız rekabetin varlığından söz edilemeyeceği sonucuna varılmış; davanın reddi kararında hukuka aykırılık görülmemiştir.

Sonuç: ret

Kavramlar: haksız rekabet, kötüleme (TTK 55/(1)-a-1, yanlış/yanıltıcı/gereksiz yere incitici açıklama, orta yetenekteki olağan muhatap ölçütü, basın özgürlüğü, özle biçim arasında ölçülülük, kişilik haklarına saldırı, haberin gerçeğe uygunluğu ve güncelliği, kamu yararı

Emsal değeri: Gerçeğe uygun, güncel ve kamuyu ilgilendiren bir haberde kötüleme kastı ve özle biçim dengesizliği bulunmadığında haksız rekabetin (TTK 55/(1)-a-1) doğmayacağı ve basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulacağı yönündeki değerlendirme, benzer basın/haksız rekabet uyuşmazlıkları bakımından bölgesel ve ikna edici emsal değeri taşır.

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2023/1001

KARAR NO 2026/1028 TÜRK MİLLETİ ADINA — İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 03/03/2023

DAVA

Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)

DAVA TARİHİ 28/10/2022

İSTİNAF KARAR TARİHİ 03/06/2026

Davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; davalı ...'ın diğer davalı ... ... Ltd. Şti. bünyesinde faaliyet gösteren ... isimli internet sitesinde genel yayın yönetmeni ve köşe yazarı olduğunu, davalı ... tarafından kaleme alınan ve işbu internet sitesinde 22.08.2022 tarihinde yayımlanan yazıda, müvekkilinin kişilik değerlerine ve ticari itibarına eleştiri sınırlarını aşan ve hiçbir gerçekliği bulunmayan asılsız ithamlarla saldırıda bulunulduğunu, davalılar tarafından yayımlanan gerçek dışı yazının TTK'nda düzenlenen haksız rekabet hükümlerini ihlal ettiğini, bu nedenle davalıların TTK'nın 56/1-e maddesi uyarınca meydana gelen manevi zarardan sorumlu olduklarını, yine TTK'nın 55/1-a-1 maddesinde kötülemenin haksız rekabet halleri arasında sayıldığını, davalıların yayımladığı "...'nin çöktüğü promosyon parası" başlıklı yazıda yer alan ifadelerle tamamen asılsız ve yanıltıcı isnatlarda bulunduğunu, müvekkilinin ticari itibarına hukuka aykırı şekilde saldırdığını, promosyon konusunda müvekkilinin ...

Bankası ile yapılmış bir ticari anlaşma bulunduğunu, bu kapsamda müvekkilinin promosyon parası alınsa bile bunu çalışanlara dağıtma yükümlülüğünün bulunmadığını, davalının beyanlarının müvekkilini kamuoyu ve hissedarlar nezdinde itibarsızlaştırmaya yönelik olduğunu, yazının müvekkilinin kişilik haklarını ağır şekilde zedelediğini, ifade ve basın özgürlüğünün kişilik haklarını zedelememesi ve haksız rekabet hükümlerine aykırılık teşkil etmemesi gerektiğini belirterek, 200.000-TL tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte müteselsilen davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalılar vekili; söz konusu yazının tamamında gerçek dışı bir şey ve davacı şirketin itibarını zedeleyecek kötü bir söz bulunmadığını, davacı şirketin müvekkilinin yazısı nedeniyle ticari faaliyetinin nasıl zarar gördüğünü, zararının olup olmadığını ya da rekabet ortamının hangi ifadeleri sebebiyle bozulduğunu ispat etmesi gerektiğini, davacının ifade ettiği gibi müvekkilinin gazeteci olup havacılık sektöründe yıllardır ... haber sitesinde yayınlar yaptığını, ülkedeki pek çok haber sitesinde 2022 yılı içerisinde ... çalışanlarının promosyon ödeme durumlarıyla ilgili haberler yapıldığını, ... Parti milletvekili ...'nin bu hususta TBMM'ye soru önergesi verdiğini, ... Çalışanları Sendikası'nın açıklamalarda bulunduğunu, dava konusu edilen yazının güncel, kamuyu ilgilendiren ve özellikle havayolu çalışanlarının haklarını haber konusu yapmaktan ibaret olduğunu, ...

tarafından da ...'nin personelin promosyonunu gecikmeli ödeyerek çalışanların emeklerine el koyduğu şeklinde basın açıklaması yapıldığını, müvekkilinin de ... çalışanlarının bu haktan neden mahrum edildiğini sorgulayarak güncel olan konuyu haber yaptığını, kamuyu ilgilendiren bir konuda davalının ağır eleştiriye katlanmasının demokratik toplum düzeninin bir gereği olduğunu, davacı müvekkilini yalan haber yapmakla suçlasa da, müvekkilinin yazıları sonrası 14.09.2022 tarihinde tüm çalışanlarına promosyon ödemelerinin yapılacağını açıklayarak kendi içerisinde çelişkiye düştüğünü ve müvekkilinin konuyu haber yapmasındaki haklılığının ortaya çıktığını, ilgili yazıda eleştiri bulunmakla birlikte, kişilik haklarına saldırı niteliğinde ifade bulunmadığını, yazının gerçek, nesnel ve ölçülü olduğunu, yayımlanmasında kamu yararı bulunan gerçek ve güncel bir haberin ya da eleştirinin özle biçim arasında denge kurularak verildiği durumlarda, hukuka aykırılık bulunmadığını belirterek, davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI

Mahkemece; dava konusu haber davacının bünyesinde çalışan kişilerin promosyon ücretlerine ilişkin olup, bu kapsamda davacının kamuya mal olmuş bir şirket olduğu, konunun güncel olması nedeniyle kamu yararı bulunduğu, haberin güncel ve görünür gerçeğe uygun olduğu, öz ile biçim arasındaki dengenin bozulmadığı, davacının kamuya mal olmuş kişi olması nedeniyle ortalama bir vatandaşa göre daha ağır nitelikteki eleştirilere katlanması gerektiği, hukuka aykırılığın gerçekleşmediği, davacının kişilik haklarına yönelik bir saldırı bulunmadığından davalıların tazminat sorumluluğu bulunmadığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

Davacı vekili; davalı tarafından ... adlı haber sitesinde müvekkili şirkete yönelik olarak, müvekkilinin kişilik haklarını zedeler biçimde haber yapıldığını, haber içerisine serpiştirilmiş ifadeler ile atfedilen bu eylemin şirket içerisinde hep var olduğu, her zaman şirket çalışanlarının mağdur edildiği algısının oluşturulmak istenildiğini, davalı tarafça müvekkiline karşı herhangi bir hakarette bulunulmadığı beyan edilse de, açıkça müvekkilinin personelinin paraları üzerine çökmekle suçlandığını, bu nedenle haberin kişilik haklarını ihlal edecek, küçük düşürecek nitelikte olduğunu, müvekkilinin halka açık olmasının, ticari sırra haiz olamayacağı anlamına gelmediğini, müvekkili şirketin bu promosyonları daha sonrasında kendi takdiri doğrultusunda personeline dağıttığını, kişilerin şahsiyetlerine hakaret ve iftira niteliği barındıran, kamuoyunu aldatan ifadelerin gazetecilik faaliyeti kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, eylemin icra şekli ve zamanı göz önünde bulundurulduğunda, eleştiri maksadından ziyade kişilik haklarına saldırı ve iftira amacı olduğunun açıkça görüldüğünü, haber ve eleştiri doğru olsa ve bu haber yazısında kamu yararı bulunsa bile haberin yazılış şeklinin, üslup ve tarzının kişilik haklarını ihlal etmemesi gerektiğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava, haksız rekabet nedeniyle uğranılan manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. Haksız rekabet, 6102 sayılı TTK'nın 54 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Haksız rekabetin amacı, TTK'nın 54/1. maddesinde "bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması" olarak ifade edilmiş, 2. fıkrada ise haksız rekabet tarif edilerek "rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır" şeklinde belirtilmiştir. Buna göre genel ilke belirlenirken haksız rekabetin varlığı için taraflar arasında rekabet ilişkisinin mevcudiyeti, failin yarar sağlamış olması, failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması şartı aranmamıştır.

Failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması, sadece haksız rekabet nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında rol oynamaktadır. TTK’nın 55/(1)-a-1 maddesinde “Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek” haksız rekabet olarak düzenlenmiştir. Madde kapsamında kötülemeden bahsedilebilmesi için; ortada başkalarının şahsı, emtiası, iş mahsulleri, faaliyetleri yahut ticari işleri hakkında sözlü, yazılı veya resimli şekilde bir açıklama bulunması, nihayet bu beyanın yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici olması gerekmektedir. Yanlış açıklama, içeriği gerçekle bağdaşmayan, belirli bir vakıa veya olay ya da durum hakkında içeriği objektif olarak yanlış olan açıklamalardır.

Yanıltıcı beyan, mahiyeti, tarzı ve içeriği birlikte değerlendirildiğinde açıklamanın muhatabının hataya düşmesine sebep olabilecek, yanlış izlenim bırakabilecek açıklamalardır. Gereksiz yere incitici beyan ise, içeriği doğru olmakla birlikte ölçüsüz bir şekilde ve amacını aşarak kişi, faaliyetleri, iş ürünleri vb. hakkında olumsuz intiba yaratan açıklamalardır. Gerçeğe uygun olmayan açıklamalar objektif olarak doğruluğu ve yanlışlığı tespit edilebilen açıklamalardır. Olaylar/olgular hakkındaki her türlü kötüleyici nitelikteki yanlış açıklamalar haksız rekabet olarak değerlendirilecektir. Açıklama gerçek ise bu durumda haksız rekabetten bahsedilemez. Yanıltıcı açıklamadan kastedilen ise; açıklamanın takdim ediliş tarzının, seçilen sözcüklerin resimlerin veya yapılan karşılaştırmanın hedef kitlede veya kişilerde bıraktığı genel izlenim neticesinde açıklama konusunun olduğundan değişik ve olumsuz algılanmasıdır.

Gereksiz yere incitici beyanlar, amacını aşan değer yargılarını ifade etmektedir. Amacın aşılmasıyla birlikte, gerçek dahi olsa açıklamalar gerçek dışı veya gerçeğe uymayan, gerçekle bağdaşmayan veya gerçeğe ters hâle gelmektedir. Zira burada gerçek olmasına rağmen, açıklama amacını aşan bir durum ortaya çıktığından bu açıklama gereksiz yere incitici olmaktadır. Somut olayın özelliklerine göre genel olarak toplumda ve özellikle hedef alınan muhatabın algılama seviyesi dikkate alındığında, gerçek dahi olsa teamülün kabul ettiği tolerans sınırının aşılması halinde açıklama, TTK’nın 55/(1)-a-1 maddesi gereğince haksız rekabet teşkil edecektir. "Bir açıklamanın yanlış olup olmadığı tespit edilirken yegâne ölçüt gerçekle bağdaşıp bağdaşmadığı iken, yanıltıcı olup olmadığı veya gereksiz yere incitici olup olmadığı tespit edilirken kullanılacak ölçüt, açıklamanın orta yetenekteki olağan muhatabıdır.

Bir açıklamanın belirli kişi veya kişiler tarafından ne şekilde algılandığı değil, açıklamanın orta yetenekteki olağan muhatabının algılama şekli önemlidir" (Yargıtay HGK'nın 2017/2475 esas, 2021/246 karar sayılı, 11.3.2021 tarihli emsal ilamı). 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesinde, basın özgürlüğünün bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerdiği belirtilmiştir. Madde gerekçesinde ise, Anayasa’nın 28. maddesinde yer alan “basın hürdür, sansür edilemez” hükmü karşısında böyle bir düzenlemenin ilk bakışta gereksizmiş gibi görülebileceği; ancak bu kanunun söz konusu amaca yönelik bir anlayışla düzenlendiğini vurgulamak amacıyla böyle bir hükme yer verildiği ifade edilmiştir.

Maddenin ikinci fıkrasında basın özgürlüğünün ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlakının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, devlet sırlarının açıklanmasının veya suç islenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir. Bu hüküm, AİHS’nin 10/2. maddesi ve Anayasa’nın 26, 27 ve 28. maddeleri dikkate alınarak düzenlenmiştir. Gerek bilgi edinme ve haberlere ulaşmada gerekse düşüncelerin açıklanmasında en önemli araçlardan birisini oluşturan basının en temel görevi ise, kamuoyunu aydınlatmaktır. Basının bu tür haber ve düşünceleri vermekle görevli olmasının yanı sıra halkın da bu tür haber ve düşüncelerle ilgili bilgi edinme hakkı vardır.

Dolayısıyla basın özgürlüğü ve enformasyon (bilgi edinme) özgürlüğünün bir gereği olarak, basın yoluyla haber, düşünce ve bilgilerin devlet müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın serbestçe dolaşımının sağlanması gerekir. Diğer yandan basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi için haberin gerçeğe uygun olması, gerçeğe uygun yayının haber niteliği taşıması, gerçeğe uygun haberlerin verilmesinde nesnel (objektif) ölçütlere uyulması, haberin veriliş biçimi yönünden özle biçim arasında ölçülülük bulunması gerekir. Haberde gerekli, yararlı ve ilgili olmayan nitelemeler ve yorumlar yapıldığı, haberin içeriğine uygun düşmeyen, tahrik edici, kamuoyunda husumet ve kuşku yaratıcı, güveni zedeleyici bir üslubun kullanıldığı durumlarda, özle biçim arasındaki denge bozulmuş sayılır.

Bu halde hukuka aykırılık gerçekleşmiş olur.Basının manevi tazminat sorumluluğunun doğması, TBK’nın 58. maddesindeki koşulların gerçekleşmesine bağlıdır. Bu kapsamda somut olayda davalı tarafça internet sitesinde yayımlanan 22.08.2022 tarihli ...’nin çöktüğü promosyon paraları başlıklı yazı; "Havacılık sektöründe iştirakleri ile birlikte en çok personel çalıştıran şirket .... O yüzden bu konuyu ... üzerinden yazmak daha doğru ve diğer şirketlere de örnek olur. Bankalar personel maaşlarını o banka üzerinden verilmesi karşılığında promosyon adı altında para ödüyor şirketlere. Peki o paralar nereye gidiyor? ... bankalarla yaptığı promosyon paralarını kasaya gelir kaydediyor. Yıllardır ... Bankası’ndan alınan promosyon paralarının 100 milyon doları aştığı ifade ediliyor.

Bu konuyu gündeme ... Sendikası ve ... Parti milletvekili ...getirdi... Eylül ayında kar payı dağıtmak üzere açıklama yapan ..., sözünde durursa belki kar payı ile promosyondan da ödeme yapar da çalışanların maaşları üzerinden gelen avanta paraları da personele iade etmiş olur (son dakika bilgisi: prim dağıtılmayacağı bilgisi mevcut). Bankalar emeklilere bile promosyon verirken, çalışanın alın terinden oluşan promosyon gelirleri yıllardır ... kasasına gelir olarak konuluyor ve buna da şirket kar etti deniliyor. Bir dönem ... Bankası altmışın üzerinde Jetta marka otomobil vermiş, bu otomobiller şirket yöneticilerine, müdürlüklere gönderilmişti. Geriye dönüp baktığınızda şirket çalışanın alın terinden, pilotun, hostesin yorgun uçuşundan, apronda karda-ayazda, sıcakta-selde çalışan personelin emeğine verilen maaşların promosyonunun üstüne çökmesi kadar vicdansız bir yönetim anlayışı olamaz.

Bu durumu bugünkü yönetime yüklemek istemem. Geçmişten beri böyle. Bugünün sendika yönetimine de bunu sorumlu kılamayız. Ama ben bir öneride bulunayım. İlk TİS görüşmelerinde TİS maddesi olarak masaya getirilmelidir. Promosyon, çalışanın hakkıdır, emeğidir, alın teridir. O yüzden vicdani görüntü çizen ...’a görev düşüyor. Tabi ...’yi yönetiyorsa! Verin çalışanların maaş promosyonlarını da kul hakkına inandığınızı görelim..." şeklindedir. Dava konusu yazıda hakaret içeren, küçük düşürücü, kötüleme kastı taşıyan bir unsur bulunmamaktadır. Yazının yazıldığı dönemde davalı ...'nin ilgili bankadan promosyon ödemesi almasına rağmen çalışanlarına ödemediği, bu durumun ilgili havacılık sendikası tarafından eleştirildiğine yönelik haberler yapıldığı, bir milletvekili tarafından TBMM'de soru önergesi olarak gündeme getirildiği ve nihayetinde davalı tarafından da çalışanlarına promosyon ödemesi yapıldığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda yazı gerçeğe uygun olup, kamuyu ilgilendirmesi nedeniyle haber niteliği taşımaktadır. Açıklanan nedenlerle,Yazıda haberin veriliş şeklinin nesnel (objektif) ölçütlere uygun olduğu ve özle biçim arasında denge bulunduğu, kötüleme niteliği taşımadığı da dikkate alındığında, haksız rekabetin varlığından söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamış, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 732-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 179,90-TL harcın mahsubu ile kalan 552,10-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yasa yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 03/06/2026

İlişkili maddeler

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/istanbul-bam-12-hukuk-dairesi-2023-1001-2026-1028 — erişim: 20.07.2026

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.